IQNA

Yemenli analist: Şehit liderin Vahdet düşüncesi direniş ekseninin temel taşıydı

22:21 - July 04, 2026
Haber kodu: 3491317
IQNA – Yemenli siyasi analist şehit liderin vahdet düşüncesinin direniş ekseninin temel taşını oluşturduğunu dile getirdi.

Yemenli yazar ve siyasi araştırmacı, Arap ve Bağımsız Yazarlar Birliği Genel Sekreteri, Uluslararası Siyasi Uzmanlar ve Analistler Derneği üyesi Adnan Abdullah El Cüneyd IQNA’ya verdiği ropörtajda şehit liderin milletin birliği ve islam mezhepleri arasındaki yakınlaşmaya ilişkin düşünce ve yaklaşımından bahsetti. Ropörtaj metni şöyle:

Şehit lider vahdet ve birliğin küresel saldırılar çağında İslam ümmetinin hayatta kalması için bir ön koşul olduğuna  inanıyor ve birliği bölücü projelere karşı bir kalkan ve sultaya karşı koymada stratejik bir silah olarak görüyordu.

Düşmanın sadece kendi gücüyle zafer kazanamayacağını içerde nifak tohumları ekerek toplumu parçalamaya ve zayıflatmaya çalışacağına bu yüzden birlik ve vahdet içinde bir milletin yeniden dirilişi gerçekleştirebileceğine inanıyordu. Vahdet bu sebeple hem dini bir yükümlülük hemde ertelenemez tarihsel bir zorunluk olarak görüyordu.

Şehit Liderin bakış açısına göre, İslam düşünce ekolleri arasında yakınlaşmanın önündeki temel engeller arasında mezhep taassubu, cehaletin dini gerekçelerle meşrulaştırılması ve farklılıkların siyasallaştırılması yer alıyordu.

Ayetullah Hamaney’e göre, mücadele fiziksel savaş meydanına taşınmadan çok önce bilinç düzeyinde başlar. Ayrıca istikbar güçlerinin nifak tohumları  ektiğini daha sonra ise paralı maşalar ve zehirli medya aracılığıyla körükleyip finanse ettiğine inanıyordu. İdeolojik farklılıkların Müslüman toplumun içinde birer çatlak hattına dönüşmesine karşı uyarıda bulunarak en tehlikeli düşmanın din kisvesine bürünen cehalet olduğunu vurguladı.

Tefrika ile mücadele Seyyid Ali Hamaney’in söyleminde sürekli işlenen bir konuydu. O hangi biçimde olursa olsun mezhepçiliği ümmete ihanet, fitne ateşini körükleyen her türlü sözü ise direnişin kalbine sıkılmış bir kurşun olarak görürdü. Ona göre tefrika ve bölünmüşlük askeri saldırıdan daha tehlikeli olup toplumu içerden çökertir.

Şehit lider birlik ile onur arasında bir neden-sonuç ilişkisi kurar.  Çünkü birlik içindeki bir ulusun kendi şartlarını dayattığını buna karşılık bölünmüş bir ulusun başkalarının dayatmalarına maruz kaldığını belirtir.

O bilimsel, askeri ve siyasal ilerlemenin parçalanmış ve bölünmüş ortamlardan doğmayacağına inanıyordu. Vahdet uluslararası etkin bir güce dönüştürürken tefrika onları yabancı nüfuzuna ve vekalet savaşlarına sahne haline getirir.

Şehit Hamaney sadece sloganlarla yetinmeyip organize ve kurumsal eylemlere yönelik adımlar attı. Birlik Konferansı ve Dinlerarası Diyaloğu destekledi. Dini değerlere ve sembollere hakaret edilmesini yasaklayan kesin fetvalar yayımladı. Bilimsel ve dini etkileşime kapı araladı. Birliği teorik bi kavram olmaktan çıkarıp gündelik bir uygulamaya dönüştürdü.

Dini lidere göre, düşünce ekolleri arasında yakınlaşmada alimlerin  ve  seçkinlerin önemli rolü vardı. O alimlere nifak yerine bilinç muhafızları olma yönünde tarihi bir sorumluluk yüklemişti. Alimleri aralarındaki görüş ayrılıklarını mantıklı bir şekilde çözmeye ve ümmeti çatışma yerine ortak bir zemine yönlendirmeye çağırdı.

Minberi bir emanet, sözü bir sorumluluk, ayrılıklar karşısında takınılan sessizliği  ise istikbarın çıkarlarına hizmet konusunda suç ortaklığı olarak gördü.

Merhum lider, farklı görüşlere sahip olsalar dahi her bir Müslümanın onurunun dokunulmaz olduğunu ifade ederek mezhepsel temelli her türlü harekete kararlılıkla karşı çıkıyor. Fıkhi çeşitliliği bir tehdit olarak değil İslam hukuku adına bir zenginlik kaynağı olarak görüyordu.

Şehit lider, vahdet ve birliğin zaferin ön koşulu aşırılıkçılığın ise yenilgiyi körüklediğini ifade eder.

Ayetullah Hamaney’in vahdet düşüncesi Direniş Ekseninin omurgasını oluşturdu. Bu eksen işgal ve tahakküme karşı takınılan tek bir kritere dayanan mezhep ve meşrep üstü bir niteliğe sahiptir.

Sonuç olarak vahdet istikbarın ve zorbaların yüreğine korku salan stratejik bir silaha dönüştü.

Ayrıca birlik olmaksızın kazanılan her türlü zaferin geçici olduğunu ve bütünlükten yoksun her türlü direnişin sızmalara karşı savunmasız kalacağını çok iyi biliyordu. Ona göre Filistin meselesi coğrafi bir mesele değil aksine birlik için bir mihenk taşı ve ahlaki-siyasi bir duruş belirleme noktasında pusula niteliğindeydi. bu davayla saf tutanlar ümmet saflarında yer almış sayılırken bilerek veya bilmeyerek pusulayı mezhepçiliğe yönetenler düşmana hizmet etmiş oluyordu. Bu nedenle birliği zaferin bir ön koşulu olarak görerek pek çok tali ayrıntının üzerinde tutmuştur.

4361509

captcha