IQNA – Özbekistan’ın Buhara kentindeki Mir-i Arap Medresesi, yaklaşık 5 asırdır Orta Asya’nın din alimlerini yetiştiriyor.
Özbekistan’ın Buhara şehrinde bulunan 16. yüzyıldan kalma dini, manevi, tarihi, eğitimsel ve kültürel anıt niteliğinde bir yapıdır. 1993 yılında, Buhara’nın diğer tarihi yerleriyle birlikte UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilmiştir.
Okul, yaklaşık beş yüz yıllık tarihi boyunca komşu Orta Asya ülkeleri, Rusya, Kafkasya ve Azerbaycan Cumhuriyeti'nde İslam kültürünün gelişmesinde hayati bir rol oynamıştır.
Sovyet döneminde doğan Rusya'nın önde gelen müftülerinin çoğu dini eğitimlerini Mir-i Arab Medresesi’nde almıştır.
Okul adını, Yemen asıllı olan Miri-Arab yani Arapların Emiri anlamına gelen Seyyid Abdullah Yemeni’den almaktadır.
Onun girişimiyle, medresenin inşasına 1530 yılında (936 Hicri) Kalon caminin doğu tarafında başlandı. Medrese Kalon Minaresi ve Mescidi ile Buhara’nın en güzel meydanlarından Po-i Kalon Meydanı’nı oluşturmaktadır. Mir-i Arap Medresesi, Mescid-i Kalon’ın tam karşısında yer alır. Mir-i Arab, bina tamamlanmadan önce vefat etti. Vasiyetine uygun olarak, damadı Şeyh Zekeriya, inşaatı 1536 yılında (942 Hicri) tamamladı.
İki mavi kubbesiyle dikkat çeken okul batı tarafında bir girişe sahiptir. Cami sağdaki kubbenin altında, türbe ise soldaki kubbenin altında yer almaktadır. İç mekan da güzel bir şekilde tasarlanmış olup, öğrenci odalarını ayıran ve tamamı yıldız şeklinde dekoratif desenlerle süslenmiş dört büyük kemere sahiptir.
Okul kütüphanesinde bulunan el yazması ve taş baskı kitaplar, alanın kültürel ve manevi mirasının bir parçası olarak kabul ediliyor.
İslam dünyasında ünlü olan ve Kur’an’daki sure sayısına karşılık gelen 114 odası bulunan bu iki katlı medrese, sadece mimari bir anıt olmakla kalmayıp aynı zamanda bir eğitim merkezi olarak da hizmet vererek İslam dininin ve kültürünün gelişiminde önemli bir rol oynamıştır.
Miri-Arab Medresesi’nin mimari tarzı; koyu mavi tonları, karmaşık çini işlemeleri ve dikkat çekici geometrik desenlerin kullanımıyla öne çıkar ve doğrudan İran mimari tarzlarından özellikle Timur ve Safevi dönemlerinden etkilenmiştir. İran’da ortaya çıkan bu tarz, Buhara’da zirveye ulaşarak medreseyi ortak İran-İslam medeniyetinin ihtişamının sembolü haline getirmiştir.
Miri-Arab Medresesi ile İran arasındaki bağlantı üç açıdan incelenebilir:
Usta-çırak geleneği: Buhara’nın altın çağında, birçok önde gelen İranlı âlim ve hukukçu, ustalarından eğitim almak için medreseye geldi. Buna karşılık medresenin mezunlarının çoğu da dini tebliğ ve ilmi alışverişte bulunmak üzere Herat, Meşhed ve İsfahan gibi İran şehirlerine gitti.
Bilimsel kültürün bütünleşmesi: O dönemde İran ile Orta Asya (Büyük Horasan ve Maveraünnehir) arasındaki siyasi sınırlar oldukça değişkendi. Modern sınırlardan farklı olarak, Tebriz’den Buhara’ya ve Herat’tan Nişabur’a uzanan düşünsel alan, birleşik bir küre oluşturuyordu. Farsça, Buhara da dahil olmak üzere bölge genelinde edebiyatın, diplomasinin ve hatta birçok bilimsel metnin ana diliydi.
Fıkıh ve Kelam arasındaki etkileşim: Miri-Arab’da öğretilen fıkıh ve kelam okulları, İsfahan Okulu veya Horasan okulları gibi İran’ın ilmi gelenekleriyle sürekli bir diyalog halindeydi. Bu etkileşim, her iki bölgede de öğretim tarzlarının ve fıkıhî istinbat yöntemlerinin yakınlaşmasına yol açtı.
Bu eğitim kurumu, yaklaşık beş yüz yıllık tarihi boyunca komşu Orta Asya, Rusya, Kafkasya ve Azerbaycan Cumhuriyeti’nde İslam inancının ve kültürünün gelişmesinde hayati bir rol oynamıştır.
Sovyet döneminde okulun faaliyetleri askıya alınmış, ancak 1945’te yeniden başlamıştır. Bu kurumdan, Rusya Müftüler Konseyi Başkanı Ravil Gaynuddin Şeyhülislam ve Rusya Büyük Müftüsü Talgat Taceddin ve Çeçenya’nın ilk cumhurbaşkanı Ahmed Kadirov da dahil olmak üzere birçok tanınmış bilim insanı mezun olmuştur.
4375650