Bunların her birinde ayrı ders ve ibret bulunmaktadır.
Sadık iradesi, derin basireti, ibret alan kalbi olanlar için bunlarda özel işaretler vardır.
Bu sözler Merhum Feyzi Kaşani’nin güzel ve arifane sözlerindendir.
Allah’ın beytini ziyaret eden, Arafat, Maşer ve Mina amellerini yerine getiren arif insanların sohbetlerini dinlemek insana zevk verir.
İki yıl önce hac farizasını yapan 37 yaşındaki bir bayana Hac’dan hangi dersleri aldığını ve hangi duyguları yaşadığını soruyoruz. Şöyle cevap veriyor: “Hac amellerinin her birinin kendine has çekiciliği ve dersleri vardır. Benim Hac’dan en fazla duygulandığım ve ders aldığım yer, Arafat ve Maşer idi. Arafat çölünde sanki İnsan hayretler vadisinde kaybını arıyor, herkesin aradığı, aslında kaybolanı.
Maşer gecesinde İnsanın şuuru artar, Allah’ın azameti karşısında bir hiç olduğunu anlar. O uçsuz bucaksız çölde tüm hacılar beyazlara bürünür, herkes yaya olarak arzular mekânı Mina’ya doğru hareket eder. O seyir insana kıyameti hatırlatıyor. Sanki insan yeniden doğacağı bir mekâna doğru seyrediyor.
Tavaf ederken İnsan, kendini Allah’ın azameti karşısında ne kadar küçük olduğunu hatırlıyor, kendisini o azametin bir zerresi olarak görüyor.
Haccın en güzel amellerinden birisi, Şeytan taşlamaktır. Haccın tüm amellerini yaptıktan sonra, Allah c.c. Şeytan’ı kendinden uzaklaştır diyor. Taş atarken insan Şeytan’ı taşladığını vücudunda hissediyor. Sanki o taşların hepsini kendi içinde ki Şeytan'a atıyor.
Hüccetü-l İslam Muhsin Kıraati konu hakkında sorduğumuz soruya şöyle cevap verdi: “Hac hakkında rivayetler çoktur. Örneğin bir hadiste” İslam beş temel üzerine kurulmuştur” denilmekte onlardan birisinin de Hac olduğunu beyan etmektedir.
Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: Allah, haccı İslam’ın bayrağı kıldı.
Diğer bir hadiste: “ Kâbe ayakta durdukça, dinde ayakta duracaktır” diye buyurmaktadır.”