IQNA

Düşünce:

Hz. Ali'den şirket adamları için öneriler

10:17 - February 26, 2007
Haber kodu: 1528687
Yeni Şafak'tan Mustafa Özel, Hz. Ali'nin Müslüman bir devlet adamında bulunması gereken vasıflara yer verdiği ve Mısır valisi Malik bin Haris'e gönderdiği mektubunu şirket adamları için de tavsiye etti.
ŞİRKET ADAMLARI İÇİN KISA KILAVUZ

Hz. Ali'nin (ra) Mısır'a vali olarak atadığı Malik b. Haris'e gönderdiği emirname, Müslüman bir devlet adamında bulunması gereken vasıfların mükemmel bir özetidir. Merhum Mehmet Akif tarafından Türkçeleştirilen bu mektubun maddeleri, şirket adamlarımız için de birer kılavuz haline getirilmelidir:

Allah'tan kork, Kitabı'nda emrettiği farzlara uy. El, dil ve kalbinle Hakk'a hizmet et. Nefsine hakim ol.
Burada, çağdaş bir dille söylersek, kişisel önderlikten kurumsal önderliğe geçişin sorumluluklarımızı nasıl arttırmakta olduğunu görüyoruz. Selznick'e göre, kişisel önderliğin görevi rutin işleri görmek ve kişilerarası ilişkileri kolaylaştırmak iken, kurumsal önderliğin rolü esas olarak “inanç ve değer sistemleri geliştirip muhafaza etmek”tir. Değer sisteminin korunması, önderin bütün yönetilen tabakalar için “emsal kişilik” haline gelmesiyle mümkündür. İster şirket, ister devlet olsun, örgütün ideolojisi ve değer sistemi önderde en iyi temsilini bulmalı ki, aşağıya doğru pürüzsüz paylaşılsın ve gönülden benimsensin.

Halkın takdiri, Hakk'ın takdirini yansıtır. Senin şimdi kendinden önceki yöneticiler için söylediklerini, yarın halk senin için söyleyecek. Biriktireceğin en güzel azık, hayra yönelik işler olsun.
İki işletme uzmanı (Behling ile McFillen), karizmatik önderliğin dokuz şarta bağlı olduğunu tesbit etmektedirler. Bunların altısı önderde, üçü de takipçilerde bulunmalıdır.

Önderde bulunması gereken ilk nitelik empatidir: Takipçilerin ihtiyaçlarına ihtimam göstermek, istek ve korkularıyla ilgilenmek.
Misyonun dramatikleştirilmesi: Maksadın etkileyici, duygusal dille ve eylemler aracılığıyla ifadesi.

Özgüveni yansıtmak: Kendine güven ve emniyet hissiyle hareket etmek.

Kendi imajını ölçülü biçimde büyütmek: Kişisel yetkinliği hususunda iyi izlenim uyandırmak, zafer kazanmaya yatkın olduğunu hissettirmek.

Takipçilerini, bizzat kendilerinin yetkinlik ve kabiliyetlerine inandırmak; büyük işler başarabilecekleri duygusunu vermek.

Takipçilere başarıya ulaşma yolunda fırsat vermek, sorumluluğu delege etmek ve takipçilerin önündeki engelleri kaldırmak.
Takipçiler ise, başarılı kurumsal önderlik için aşağıdaki üç şartı yerine getiriyor olmalıdırlar:

Huşu: Önderin kabiliyetlerine aklın ötesinde bir inanç beslemek.
İlham: Örgüt misyonunun manevi ve ahlaki amaçları hususunda ikna olmak; kuşkuyla hareket etmemek.

Yetkilenme: Takipçiler, engelleri aşabileceklerine ve büyük işler başarabileceklerine inanmalıdırlar.
Ancak böyle ortamlarda iyi işler başarılır ve önderler hayırla anılırlar. Warren Bennis, önder şu üç niteliğe sahip olmalı diyor:

Güçlü bir inançlar kümesi.
Kendini adamış bir takipçiler topluluğu.

Konumunu, hedeflerine geniş destek sağlayacak biçimde kullanabilme yeteneği. Robert Townsend ise önderlik için önce karakter lazım, diyor. Peki sonra? Tecrübe, zeka, enerji. Güçlü inançlar bunların eseridir.

Halka karşı kalbinde sevgi ve merhamet duyguları besle. Sakın biçarelerin başına onları yutmayı ganimet bilen canavar kesilme! Halk iki sınıftır: Ya dinde kardeşin, ya yaradılışta eşin. Kabahat ve kusurları olabilir. Nasıl Allah'tan af ve merhamet beklersen, onları da affet ve hoşgör. Sen onların üstündesin, valilik görevini sana veren ise senin üstündedir. Allah ise sana valilik verenin de üstündedir ve seni idaren altındakilerle imtihan ediyor. Sakın Allah ile harbe girip de kendini O'nun gazabına siper etme.
Yöneticilik görevi ehil olana, şükür ve sabırdan nasibi olana verilmelidir. Elinde güç olmadan yaşayamayacak olanlara asla güç tevdi edilmemelidir. Böyleleri insanlara hükmetmeyi, onları yönetmek sanırlar. Max DePree der ki: “Önderin ilk işi gerçekliği tanımlamak, son işiyse şükretmektir. Bu ikisi arasında, bir hizmetçidir o.” Kendini hadim değil de hakim sanan, önder taslağı olabilir ancak.
Ne affına pişman ol, ne verdiğin cezaya sevin. Sakın, 'Ben tam kudret sahibiyim, emrederim, itaat ederler!” deme. Böyle bir davranış kalbin fesadı, dinin zayıflaması ve felaket ile sonuçlanır.
Önder, kollektif aklı harekete geçiren bir orkestra şefidir. Güç kendinde değil, yönlendirdiği insanlardadır. Bu inceliği farkedemeyenler, kendilerine yazık etmekle kalmaz, yönettikleri insanlara da büyük zarar verirler. Levnî'nin ifadesiyle:

Güneş balçık ile sıvanmaz ey dil
Bîzebân olsa da bellidir kâmil
Kendinden gayriyi beğenmez câhil
Kendi çalar kendi oynar demişler
Irzıyle varamaz eşkıyâ eve
Uslu gez kim seni kâmiller seve
Har'dan büyük at var attan da deve
Deveden de büyük fil var demişler
captcha