IQNA

Uluslararası Haber Servisi

Hüseyin Hatemi İran'da büyük kargaşa tezgâhlanıyor

12:22 - March 05, 2007
Haber kodu: 1530405
Emekli büyükelçi Ömer Ersun ile yaptığım iki günlük söyleşiyi dün ve önceki gün okudunuz. İran merkezli krize farklı bir açıdan daha bakabilir miyim, düşüncesi beni İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Yeni Şafak Gazetesi yazarı Prof. Dr. Hüseyin Hatemi'ye götürdü
Kendisi köken itibarıyla İran Azerilerinden. 1922'de Türkiye'ye göçen babasının ve anne tarafından da atalarının yurdunu ilk kez 1978'de ziyaret etti. Daha sonra 1980'de Türkiye'nin tanınmış siyasetçi, bürokrat ve aydınlarıyla birlikte devrimin ilk yıldönümünde çağrıldı. Bu davet 1985'te Hatemi'nin 1402 sayılı kanun ile üniversiteden uzaklaştırılmasından sonra da tekrarlandı. Daha sonra büsbütün değişen şartlar dolayısı ile bir daha İran'ı ziyaret etmesi mümkün olmadı. Hatemi hoca, neo-conların, Evanjeliklerin ve Siyonistlerin, İncil'in sonuna eklenen vahiy kitabını delice yorumladıklarına, Hz. İsa'nın geri gelmesi için, dünyayı bir kıyamete zorladıklarına inanıyor. Ona göre bu kıyamet bu yılın ekim ayında kopacak. İnanması güç, ürkünç bir tez. Ama ya doğruysa?
Uluslararası kamuoyunda İran'ın nükleer gücünün barışçıl amaçlarla kullanılmayacağı yönünde ciddi kuşkular var. Ne diyorsunuz?
İşte Saddam'a da böyle yaptılar. Şimdi aynı gerekçeyle İran'a hücuma hazırlanıyorlar. Ortada tam bir yüzsüzlük ve çifte standart var. Esasen atom silahlarının kullanılmasına tabiî hukuktan gelen bir yasak olması lazım. Hiç değilse, bu atom silahlarını yasaklayan sözleşmenin bütün dünya ülkeleri tarafından imzalanması gerekirken, İsrail ve Amerika imzalamıyor. Ondan sonra da utanmadan "İran bizim de atom silahlarına sahip olduğumuzu ileri sürerek kendisini haklı gösteremez. Bu bir demagoji" diyor. Halbuki kendi yaptıkları demagojiden öte ahlaksızlık. "Biz bu sözleşmeyi imzalamadık ki, atom silahı yapmakla sözleşmeyi ihlal etmiş olalım. Ama İran imzaladığına göre yaparsa suç olur"! Bu hukuken bâtıl, soytarıca bir görüş. "BM sözleşmesini imzalamayanlar paçayı kurtardı. İmzalayanlar atom silahı yapmak şöyle dursun, yaptığı bahanesini doğuracak şekilde barışçıl amaçlarla atom enerjisi elde etmek istiyorlarsa, gene icaplarına bakarız" demek tam bir eşkıya mantığıdır.
Ya gerçekten İran savaşçı amaçlarla kullanmaya hazırlanıyorsa?
Diyelim ki doğru olsun. İran'ın atom silahı da elde etmek için çalışmaları varsa, acaba bunu hakikaten dünya egemenliğini ele geçirmek için mi yapıyor, yoksa İsrail'den ve Amerika'dan endişelendiği için caydırıcı olsun, benim de atom silahım olduğumu bilsinler ve öyle kolay kolay Irak'a yaptıkları gibi hücuma geçmesinler diye mi yapıyor?
Siz herhalde birincisine hiç ihtimal vermiyorsunuz?
İran'ın dünya hakimiyetini bir ırk üstünlüğü ideolojisiyle ele geçirmek istediğini gösteren hiçbir emare yok. İran zaten ırkçılığa müsait bir toplum değil. Tarihinde de böyle bir olay olmadığı gibi şimdi kendisini haritadan silmek isteyen Yahudilerin atalarını Babil esaretinden kurtarıp mabedi yeniden inşa etmelerini sağlamış bir toplumun çocukları. Zaten asırlarca Türk asıllılar, Türkçe konuşanlarla bir arada yaşamışlardır. Ve Araplar da vardır İran'da, Kürtler de. Yahudiler ve Ermeniler, Süryaniler de bunların hiçbirinin de kendilerine zulmedildiği yönünde bir şikâyetleri yoktur.
Saldırgan olması için illa ırka dayalı olması gerekmez. Diyelim ki gerçekten gizli gizli nükleer silah yapıyor. Siz bundan ürkmez misiniz?
Hayır, ben bundan ürkmem. Türkiye bakımından da hiç ürkmem. Hatta İsrail olarak da ürkmem. Çünkü İran bu silahları kullanmaz. Ancak caydırıcılık amacıyla elinde tutmasını isteyebilir. Ondan bile emin değilim. İran'ın, elinde nükleer silah varmış gibi davranması sadece İran'ın hayrına değil Armagedon çılgınlığını önleyebilirse bütün insanlığın hayrınadır. Herhalde Türkiye'nin de mutlak olarak hayrınadır.
Kullanmayacağından nasıl emin olabiliyorsunuz?
Çünkü İran'ın kültürü, dinî yapısı buna izin vermez. Hameney de, "Biz atom silahını haram biliyoruz." dedi.
Hocam, ne zamandan beri dinî söylem uluslararası ilişkilerde güvence sayılıyor?
Armagedon Savaşı gibi en korkunç çılgınlık dinî söylem olarak Siyonistler ve neo-con'lar tarafından dünyayı mahvetmenin güvencesizliği olursa elbette Kur'an-ı Kerim'in ve ehl-i beytin sevgi ve adalet tebliği de insanlığın bu trajik tehlikeye karşı güvencesidir. Kur'an-ı Kerim, hücuma geçmeyi düşünen kişiyi caydıracak şekilde siz de silaha sahip olun, der. Ama bunu kullanın, demez. Kullanma ancak meşru müdafaa halinde olur.
İran'ın bütün dış siyasi kararları dinî kurallara uygun mu alınıyor yani?
İran'da Amerika'da olduğu çapta bir deli iktidara gelemez. Mesela Hitler veya Bush gibi biri. Şah bile bu boyutlarda bir deli olmadığı halde ırkçılık söylemleri İran toplumunun ayaklanmasına sebep oldu. İran'ın şartları buna müsait değil. Ve İran'da ehl-i beyt sevgisi ne kadar tam anlamı ile istenen bilinçli seviyede olmasa da, İran'ın yetiştirdiği fikir adamları, tasavvuf ehli, din bilginleri gerçek samimi hümanistlerdir. İslam'ın özünü benimsemiş kişilerdir. Ehl-i beyt öğretisi budur zaten. Açıkça söylemek gerekirse İran toplumunun bu açıdan bir özelliği vardır. Ancak her dinde rastlanan olumsuz anlamda, uydurma rivayetlere ve yanlış yorumlara dayanan fundamentalizmden kendisini tamamen kurtarması arzu edilir.
Peki o zaman İran neden Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile işbirliği yapmıyor?
Muhammed el Baradey'in ABD'nin Bağdat'a ilk girdiği dönemde burnunu çekip ağlaya ağlaya "tumanını-köyneğini", bavulunu toplamasını televizyonda acıyarak, içim yanarak gördüm. Ama bu iyi veya akıllı bir adam değildi demek ki, sonra yine o kurumun başına geçti ve, "Biz Iraklı Arapların başına gelen niye İran'ın başına gelmesin?" düşüncesi ile, İran'a karşı bu gibi entrikalara alet olup, ikiyüzlü beyanlara devam etti. Halbuki İran'da atom silahına sahip olma hırsı yoktur. Belki şu vardır. Demin söylediğim gibi atom silahına sahip olduğu zannını uyandırmak ki İsrail ve Amerika ona saldırmakta tereddüt etsinler. Ama görüyorsunuz İran'da patlamalar oldu. Yani Amerika'nın ve İsrail'in eli İran'a da uzanabiliyor.
Size göre planlanan ne?
Azeri-Fars çatışması planlanıyor. Daha kötüsü Afganistan sınırında, Pakistan'a yakın bölgelerde, Arap ve Türkmen bölgelerinde etnik veya mezhebi çatışmalar doğması için ABD'nin ve ABD Yahudi lobisinin cadı mutfaklarında ne kazanlar kaynatılıyor. Sonra da bizim için özel bir tabldot düşünülüyor. Kerkük ve Türkiye'deki Türkler dahil, ulusalcılar dahil her Müslümanın Orhan Pamuk'a söylendiği anlamda değil, gerçek anlamda "akıllı" olması gerekiyor.
Tırmanan gerilim, İran'ın BM Güvenlik Konseyi'nde suçlanması ve ambargo kararı alınmasıyla sonuçlandı. Bu İran'ı nasıl etkiler?
Şimdilik haklı olarak İran bu cadı kazanlarına pabuç bırakmıyor. Ne var ki Saddam'ı idam zamanı gelmeden önce İran'a saldırttıkları sırada İran'ı bir ara öylesine bunaltmışlardı ki Humeyni, "Bu zehir kadehini içmek zorundayım." diyerek bazı tutum değişikliklerine gitmek gereğini hissetmişti. Umarım ki İran'da tezgâhlanan büyük kargaşa halkın çoğunluğunun sağduyusu ile önlenebilir.
Nevruz'da, yani 21 Mart'ta Amerika'nın İran'a saldırıda bulunacağını söyleyenler var. Sizce bu kriz biter mi, hâlâ tehlike var mı?
Bitmedi. Bu yıl da büyük tehlike var. Bu tehlike neo-conlarda, Evanjeliklerde ırkçılık ve fundamentalizm cinnetinin saplantı halini almasıyla devam ediyor. Onlar İncil'in, ahd-i cedidin sonuna eklenen vahiy kitabını tam bir deli saplantısı ile şöyle yorumluyorlar: Hazreti İsa'nın gelmesi için Tanrı'nın kıyamete zorlanması lazım. Yani Müslümanlar tahrik edilerek bunların İsrail'e bir hücuma geçirilmeleri lazım. Ki o vahiy kitabında anlatılanlar, kendilerinin delice yorumlarıyla gerçekleşsin. Haşa sahte peygamber, yani deccal denen hazreti peygamber mahkum edilsin. Ona tabi olanların hepsi öldürülsün. Bundan sonra da sıra Yahudilerle hesaplaşmaya gelsin. Hazreti İsa'ya iman eden 144 bin Yahudi hariç, gerisi öldürülsün. Armagedon savaşı bu Hıristiyanların istediği şekilde sonuçlansın.
Yahudiler bu oyuna gelir mi?
Yahudilerin de Armagedon senaryosu var. Şimdilik birbirlerinden habersiz gibi davranıyorlar. Hepsi, "Dur, sırası gelince! Önce yardımlaşalım, şu Müslümanları bertaraf edelim" diyor. Ama ondan sonra artık birisi diğeri hakkında "ben bundan sonra seni kündeye getirmesini bilirim" diye düşünüyor. İsrail bu nihai savaştan sonra dünyaya sadece Yahudi hakim olacak diye düşünüyor. Amerika'nın istediği de Hristiyanlığın saadet devrinin başlaması. 1999 başlarında tercüme edilen Amerika elini çabuk tutsun, bunlar gerçekleşsin diye yazılmış olan Tevrat'ın Şifresi kitabını okumuşsunuzdur. Orada 2006'nın önemli bir yıl olarak altı çizilir. 'Eğer Amerika ve İsrail bu şifreleri nazara almazlarsa 2006'da Müslümanlar İsrail'i ortadan kaldırmak için hücuma geçecekler' diye yazar. Tevrat'ın şurasında veya burasında da şöyle bir şifre vardır. 2006'da olmadı ise 2007 yılı 'yom-i kipuru'ndan önce, yani Yahudilerin bizdeki aşura gününe yani 10 Muharrem gününe tekabül eden büyük bayram ve yılbaşı gününden önce artık bu işi bitirmemiz lazım görüşü bu cinnet şaheseri kitapta gizlenmiş olan görüştür.
2007'nin Muharrem 10'u geçti ama.
Ama bu, 2007 senesinin Ekim'ine kadar. Yahudi takvimine göre yani güneş takviminde aslında 10 Ekim günüdür. Ay takvimine göre 10 Muharrem oluyor. Şimdi önümüzdeki 2007 yılı yom-i kipuruna kadar Amerika'nın İran'a saldırması çok muhtemeldir. Bugünlerde Türkiye'ye gelen Cindy Sheehan, "Amerika'nın İran'a saldıracak gücü yoktur; fakat maalesef bunu düşünemeyecek kadar da akılsızdır." dedi. Bu da tehlikenin devam
etmekte olduğunu gösteriyor. Oryantalist geçinen Bernard Lewis gibi kişiler, 'Amerika'yı tahrik için elinizi çabuk tutun. İran böyle bir şey yapacak. Siz İran'dan önce davranın' diye devamlı yazdığı için ben bunu ikaz ediyorum. Yoksa İslam'da böyle Yahudilerle, Hıristiyanlarla bir savaş kaçınılmazdır diye bir şey yok. Ve Müslümanlara bu savaşın gerçekleştirilmesi hedef gösterilmiyor. Yani Müslümanlarda böyle bir cinnet saplantısı yok.
İsrail, Amerika'dan önce İran'ın yeraltındaki nükleer tesislerini vurabilir mi?
Yani o aralarındaki anlaşmaya bakar. İsrail umumiyetle bu gibi şeylerde hep Amerika'yı kullanmak ister. Çok fazla da kayıp vermeyi, kendisini tehlikeye atmayı istemez. Onun için Amerika'yı icra memuru, jandarması olarak kullanmak ister. Ama geçen sene Lübnan'da yapılan denemede İsrail biraz hayal kırıklığına uğradı. Ve İran'a saldırı da zaten geçen sene planlanıyordu. Önce Lübnan'ın ve Suriye'nin işi bir haftada bitirildikten sonra zaten Suriye dolayısıyla Amerika'nın elinde olan müttefikimiz Barzani ve Talabani'nin elinde olan Irak'a dayanacağız. Bundan sonra da sıra İran'a yapılacak nihai vuruşa gelecek diye düşündüler.
Ama geçen sene Yahudilerin yılbaşına kadar olmadı bu.
Bunlar Allah inancının yerine ırkçılığı koymuşlardır. Ama şimdi bir de garip bir şekilde bâtıl itikat şeklini alan eşref saati hesaplamaları, yılların rakamlarına önem vermeler falan vardır. Yedi rakamı da uğurludur diye bu sene içinde bitirmeyi de düşünebilirler. Ama yine Kur'an-ı Kerim'de bir ayet vardır. Allah, düzen kuranların ve de tertip yapanların en hayırlısıdır. Ama bizim de uyanık olmamız lazım, tedbirli olmamız lazım. Nihai zafer, sevginin ve adaletindir. Yoksa ırk üstünlüğünün değildir. Ama bu Siyonistler yeryüzünde sevgi ve adaletin hakim olmasını değil, insanlığın davarlaştırılarak, üstün ırka secde etmesini bekliyor.
İran'ın nükleer silaha sahip olması Türkiye'yi nasıl etkiler?
Türkiye'ye hiçbir zarar vermez. Bilakis caydırıcılık unsuru bakımından Türkiye için de bir güvence olur. Ülkemiz için yapılacak en büyük yanlış İran'a bir saldırıda Irak'ta olduğu gibi gizli veya açık Amerika'nın yanında yer almaktır. Şunu da belirteyim ki bir savaş musibetinden geçilse bile sonuç sevgi ve adalet ehlinindir. Sahte mesihin ve deccalin kim olduğunu zalimler de göreceklerdir.
NURİYE AKMAN
05 Mart 2007,Pazartesi
captcha