İran Kurân Haber Ajansı İkna'nın HilalTV'nin Mustafa İslamoğlu köşesinden naklettiği habere göre, ünlü araştırmacı yazar Arif Çelikel, tefakkuha dayalı bir fıkıh imkânının olması gerektiğini söyledi. Sayın Arif Çelikel'in yazısını aktarıyoruz:
İslami İlimlerin ve hassaten bu ilimlerin usullerinin yenilenmesi bahsi, ağacın kesilip sözün tükeneceği bir bahis değildir. Bu konuda konuşmak zordur. Bu zorluk üç husustan kaynaklanmaktadır:
1. Bizatihi meselenin kendisinden: Zira İslami ilimler hakkında konuşmak, 12-13 asırlık geçmişi olan kadim bir gelenek ve dev bir müktesebat hakkında konuşmaktır. Hele bu ilim İslam medeniyetine “Fıkıh Medeniyeti” olarak damgasını vuran “fıkıh ilmi” ise, iş daha da zorlaşır. Çünkü bu alanda üretilmiş edebiyatın sadece sayım dökümü bile altından kalkılması güç bir iştir.
2. Meseleyi ele alması beklenen âlimlerimizden: Bu konuda sadece bilgi ve birikim sahibi olmak yetmez, bunun yanında sentez ve analiz yapabilen dengeli, kuşatıcı, müttaki, mütecessis ve müteharrik bir akıl ve akliyyete de şiddetle ihtiyaç vardır. Bu da yetmez, üçüncü olarak mevcut bilgi, birikim ve akliyyeti “kınayıcının kınamasından korkmadan” sergileyecek bir alim cesaret ve celadetine sahip olmalıdır.
3. Âlimlerine sahip çıkmayan Müslüman kamuoyundan: Belki meselenin en mühim ayağı budur. Çünkü dinden uzaklaşan kesimler “hepsinin canı cehenneme” der, dindar kesimler de bağnazlık yapıp “babalarımızdan duymadığımız şeyleri söyleyen herkesin canı cehenneme” derse, kimse değil yüreğini, elini, hatta parmağını dahi taşın altına koymaz. Bu işe ehil olanlar bile, “Hoşafın yağı kesildi!” diye ortalığı velveleye verip kazan kaldırmak için bahane kollayanların şerrinden yaka silkip, “Hoşafınızın yağı bol olsun çelebiler” diye beddua ederek kûşe-i uzlete çekilirler. “Selamet der kenarest” evradını virdi zeban eyleyerek hüzzam makamında susar.
Ve sonuç: Cahil dindarân takımı sizi iskelenin çürük tahtaları hakkında dahi “Söyletmen, urun!” mantığıyla konuşturmaz, bir de bakarsınız ki, ortada iskelenin değil tahtası, babası da kendisi de kalmamış. Vay benim köse sakalım!
Meğer iskelenin çürük tahtalarını değiştirmeye kalkanların başına dünyayı zindan eden tulumbacı takımı, iskelenin babaları sökülüp iskele tümden yok edilirken sırra kadem basmışlar imiş. Bir rivayete göre, İslami ilimlerin iskelesi nadanlar tarafından kökünden hoyratça sökülürken bizim tulumbacı takımı yangın zannettikleri ışıkları söndürmekle meşgul imişler. Bir başka rivayete göre, “İslami ilimler iskelesinin eskiyen, kırılan, çürüyen tahtalarını değiştirelim” diyen âlimlerine sopa çekmek için dillerini ve elerini öyle çalıştırmışlar ki, iskeleyi kökünden sökenleri gördükleri halde ağızlarını açacak mecalleri kalmamış.
Şimdi durum budur ey ilim talibi! “Tefakkuh olmasa da olur, bize ilmihal yeter” diyenler aldandılar. Şimdi elimizde ne fıkıh ilmi kaldı, ne ilmihal kaldı, ne de fıkhını merak eden ahali. “Namazlı niyazlı şeriat düşmanları” ucubesini nasıl peydahladık sanıyorsun?
Devam edecek.
mustafaislamoglu.com