IQNA

Dış Haberler:

'İslam' kelimesini mealden çıkardı!

9:33 - March 27, 2007
Haber kodu: 1533578
İran asıllı Lale Bahtiyar'ın 'İslam', 'küfür' gibi kelimeleri çıkardığı Kur'an çevirisi Amerikan basınında geniş yankı uyandırdı.
İran asıllı Amerikalı yazar Lale Bahtiyar, akademik çevrenin dışında çok fazla tanınmamasına rağmen, Kur’an-ı Kerim’i yeni bir dille İngilizce’ye çevirdiğini, kadınları dövmeyle ilgili ayete farklı bir anlam verdiğini ve “kafir”, “Müslüman”, “İslam” kelimelerini mealden çıkardığını ilan ettikten sonra Amerikan basınında büyük yankı uyandırdı ve İslam alimleri arasında tepkilere yol açtı.



Amerikalı Hıristiyan bir anne ve İranlı bir babanın kızı olan Lale Bahtiyar, Amerikan Katolik okullarında yetişti. 24 yaşında İran’a giden Bahtiyar, Tahran Üniversitesi’nde edebiyat okudu. Kendisine bazı islami konuları öğreten üniversite hocası Seyyid Hüseyin Nasr ile karşılaşıncaya kadar islam hakkında hiçbir bilgisi yoktu. O vakitten beri de İslami kitaplar çevirmeye başladı. İran’da 20 yıl örtündü. Fakat yaşının ilerlediğini ve artık ihtiyacı kalmadığını öne sürerek daha sonra tessettürü çıkardı.



El-Arabiye sitesine konuşan Lale Bahtiyar, Amerikan Katolik okullarında yetiştiğini fakat Müslüman olduğunu, yeni bir çeviriyle Kur’an’daki hoşgörü mesajını Amerikalılara aktarmaya çalıştığını söyledi. Batılı kadın hareketleri üyelerinden olmadığını vurgulayan Bahtiyar, İslam’ı hedef almadığını ve İslam’ı bölmek istemediğini, El-Ezher Üniversitesi eski şeyhi Mahmud Şeltut’un (1958-1963) görüşlerine göre İslam mezheplerini yakınlaştırmaya çalıştığını ifade etti.



Bahtiyar, Sünni ve Şii görüşleri bir arada bulunduran Sufi öğretiyle yetişmesine rağmen, şimdi Sufi olmadığını kaydetti. İran’da 9 yıl Şiilerin arasında yaşayan Bahtiyar, şimdi ise Chicago’da Sünnilerin arasında yaşıyor. Bahtiyar, Chicago Üniversitesi’nde psikoloji dersleri veriyor.



“Küfür” ve “İslam” kelimelerini çıkardı



İran asıllı Amerikalı yazar Lale Bahtiyar, “Müslüman”, “kafir” ve “İslam” kelimelerini mealden çıkardığını ve yerlerine, “Anlayacağı dilde konuşmamız gerekir” dediği Batılı okuyucunun daha rahat anlayacağı kelimeler kullandığını kaydetti.



Daha önceki çevirilerin “kafir”i İngilizce’ye “disbeliever” ve “infidel” kelimeleriyle “inanmayan” veya “inançsız” olarak çevirdiğini söyleyen Bahtiyar, “Bu olumsuz bir ifadedir. Ben psikoloji uzmanıyım. Bu kelimelerin insanlarda bıraktığı olumsuz anlamı biliyorum. Karşımızdaki kişiyi küçümsüyor ve hayatımızdan uzaklaştırıyoruz. Oysa kimin iman edip etmediğini yalnızca Allah bilir” şeklinde konuştu.



“Kafir” kelimesinin yerine “ungrateful” (nankör) kelimesini kullandığını belirten Bahtiyar, Kur’an’ın evrensel olduğunu ve herkes için olduğunu, bu nedenle insanları İslam’a yaklaştıracak ve onları İslam’dan uzaklaştırmayacak bir kelime kullandığını söyledi. Bahtiyar, “Bu diğer çevirilerden tamamen farklı bir çeviri. Bu her dinden bütün insanların anlayabileceği bir kelime” dedi.



“Kafir” kelimesini bu şekilde İngilizce’ye çevirmesinin doğru olduğunu vurgulayan ve sözlüğe bakıldığında “ungrateful” kelimesinin “kafir” kelimesinin anlamlarından biri olduğunun görüleceğini söyleyen Bahtiyar daha sonra şöyle dedi: “Kur’an bize insanlara anlayacakları dilden konuşmamızı tavsiye ediyor. İnsanların İslam’ı anlamasını istiyorsan, mutlaka onların anlayacağı dilden konuşmalısın. “Ungrateful” kelimesi, bütün insanları kapsar ve kimseyi istisna etmez.”



“Din” kelimesini de çıkardı



Kur’an’ı İngilizce’ye çevirirken kesinlikle “Müslüman” ve “İslam” kelimelerini kullanmadığını bildiren Bahtiyar, bunların yerine “submission” (boyun eğme) ifadesini kullandığını söyledi. Bahtiyar şözlerini şöyle sürdürdü:



“Müslüman ve islam kelimelerini İngilizce’de kullandığımız zaman öncelikle büyük harfle mi, küçük harfle mi kullanacağımızı belirlemeliyiz. Küçük harf kullanırsak bu mutlaka farzları yerine getirdiğimiz ve ibadet ettiğimiz şekli ifade etmez. Bilakis başka bir anlam ifade eder ki o anlam da, “submission” (boyun eğmek)tir. Kim Allah’ın iradesine boyun eğerse, Allah’a itaat yolunu seçmiş demektir. Böylece Müslüman, “Rabbi’ne itaat eden kişi” olmuş olur.”



Bahtiyar, sözlerine şöyle devam etti: “Kur’an’ın ebedi olmasına, her insan ve her zaman için olmasına baktığımızda, Peygamber’den önceki ve sonraki herkesi kapsadığını görürüz. Bu nedenle, benim “Müslüman” kelimesi yerine kullandığım şekliyle “itaat eden” kelimesi, Allah’ın iradesine boyun eğen, Kur’an’a ve Peygamber’e uyan herkesi kapsamaktadır. Bu kelime, bütün insanlığa kapı açmaktadır ve onları dinimizden uzaklaştırmamaktadır.”



“Din” (religion) kelimesini de Kur’an çevirisinden çıkaran Lale Bahtiyar, “din” kelimesinin yerine “way of live” (yaşam biçimi) ifadesini kullandı. Bahtiyar, bu ifadenin “din” kelimesinden daha kapsamlı olduğunu ve karı-koca ilişkilerini, çocuk eğitimini ve şeriatın tüm ayrıntılarını kapsadığını söyledi.



Kur’an’a kadınca bakış mı?



Lale Bahtiyar, Kur’an çevirisinin önsözünde Kur’an’da kullanılan “darb” kelimesinin “uzaklaşmak” gibi bir anlamı varken neden zahiri anlamının kullanıldığını sorguladı. Nisa Suresi’nin 34. ayetindeki "Başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın; (bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün" “ıdrıbuuhunne” ifadesini örnek veren Bahtiyar, “İlişkileri bu aşamaya gelmiş olan eşler, Allah’ın iradesine boyun eğerek işi Allah’a havale etmeliler” dedi.



“Idrıb” kelimesi kadar diğer kelimelerle de ilgilendiğini söyleyen Bahtiyar, “Kur’an doğrudur ve “ıdrıb” kelimesi de Arapça olarak doğru şekilde gelmiştir. Bunu inkar etmiyorum. Fakat asırlar sonra bu kelimeyi başka bir dile çevirmek veya yorumlamak istediğimizde, kelimenin kendisi nedeniyle değil, yanlış yorumlanması nedeniyle kadınlar şiddete maruz kalıyor. Peygamber’in hayatına ve hadislerine baktığımızda, O’nun kadınlara nasıl saygı gösterdiğini ve kesinlikle hiçbir kadını dövmediğini görürüz. “Idrıb” kelimesi Kur’an’da geçtiği halde Peygamber hiçbir kadını dövmemiştir. Peygamber bunu yapmamayı tercih etmişse, ‘onun sünnetine uyan Müslüman O’nun yapmadığı bir şeyi neden yapsın?” şeklinde konuştu.



“Darb” kelimesinin bir çok anlamı olduğunu belirten Bahtiyar, “Niçin Kur’an’da ve Peygamber’in sünnetinde yer alan ahlak ilkelerine ters bir anlamı alıyoruz?” dedi. Bahtiyar daha sonra şöyle devam etti:



“Kişi eşini boşamak isterse bunu ona eziyet vermeden veya onu dövmeden yapması gerektiğine işaret eden ayetler var. “Kur’an nasıl boşanacak kadına güzel davranmaya çağırırken, kişinin eşini dövmesine çağırabilir?” diye düşündüm. İki düşünce arasında çelişki olduğunu gördüm. Bu çelişki Kur’an’da değil. Bu çelişki bizim yorumumuzda. Çünkü “darb” kelimesinin anlamı burada “dövmek” değil. Eşiyle bir sorunu olduğunda Peygamber’in yaptığı, ondan uzaklaşmak ve dilediğini yapması için işi Rabbi’ne havale etmektir.”



‘Daha önceki çevirilerde hatalar var’



Kur’an-ı Kerim’i İngilizce’ye çevirisinin 7 yıl sürdüğünü söyleyen Bahtiyar, Amerika’da İslami kitaplar yayınlayan bir yayınevinde çalışırken Kur’an’ın İngilizce’ye 17 farklı çevirisini gördüğünü ve çevirilerdeki en belirgin sorunlardan birinin de, gayrımüslim Batılı okuyucunun anlayabileceği İngilizce kelimeler kullanılmaması olduğunu, örneğin peygamber isimlerinin İngizizce’de yazıldığı gibi “Jesus” şeklinde yazılmadığını ve Arapça’da okunduğu şekliyle“Issa” olarak yazıldığını kaydetti. Bahtiyar, “Amerikalı okuyucu, bu kişiyi tanımayacaktır” dedi.



Daha önceki çevirilerdeki bir diğer sorunun da Kur’an ebedi ve herkes içinken, çevirilerin evrensel olmaması olduğunu öne süren Bahtiyar, “Biz onu sadece Müslümanlarla sınırlı tutarak çevirirsek, onu dünyadaki diğer insanlara sunmamış oluruz” şeklinde konuştu.



‘Arapça’nın kurallarını biliyorum’



Arapça konuşamadığı için çevirisinin sağlıklı olmayacağı yönündeki eleştirileri kabul etmeyen Bahtiyar, “Arapça’nın klasik kurallarını biliyorum ve %70’i Arapça’dan alınma olan Farsça’yı biliyorum. Yıllarca Arapça Kur’an okudum. Modern Arapça’yı konuşamıyorum fakat klasik Arapça’nın kurallarını biliyorum. Bir dilin kurallarını bilirseniz o dilden çeviri yapabilirsiniz. O dili konuşmanız gerekmez” dedi.



Kur’an’daki “darb” kelimesine getirdiği yorumun kadın-erkek eşitliğini savunanların görüşüyle aynı olmasının kadın hareketlerini desteklediği anlamına gelmediğini söyleyen Bahtiyar, kadın hakları savunucusu olmadığını ve Kur’an çevirisinin Kur’an’ın kadınlara göre meali olmadığını öne sürdü. Bahtiyar, “Bu çeviriyle insanların Peygamber’in sünnetini öğrenmesini istedim. Bu, kaıdna karşı şiddete çağırmayan Kur’an’ın ilkeleridir” şeklinde konuştu.



‘Şeyh Şeltut’un yolundan gidiyorum’



Amerikan gazeteleri Lale Bahtiyar’ın Hıristiyan bir anne ve İranlı Şii bir babanın kızı olduğuna dikkat çekmesine rağmen, Bahtiyar “Şii” veya “Sünni” olarak tasnif edilmeyi reddetti.



Bahtiyar, “Amerikan Katolik okullarında yetiştiğim ve İran’da okuduğum doğrudur. Fakat ben sadece Müslüman’ım ve Şeyh Mahmut Şeltut’un görüşü üzere mezhepler arası yakınlaşmaya inanıyorum” dedi.



1958-1963 yılları arasında yaşayan El-Ezher Şeyhi Mahmut Şeltut, İslam düşmanlarının iftiralarına cevap vermek ve dini kitapları bid’atlardan ve sapıklıklardan arındırmak üzere ilmi bir kurum kurulmasını istemiş, İslami mezhepler arasında yakınlaşma sağlanması için çalışmıştı.



20 yıl tesettürlü kaldığını söyleyen 68 yaşındaki Bahtiyar, yaşı ilerlediği için tesettürü terkettiğini açıkladı. “Kur’an’dan anladığıma göre doğurganlık yaşını geçtikten sonra evlenme imkanı olmadığı için tesettüre gerek yok” şeklinde konuşan Bahtiyar, “Şimdi giyimde daha özgürüm fakat yine de edepliyim” dedi.



Bahtiyar, İslam hakkında 20’den fazla kitap yazdı ve 25’ten fazla kitabı İngilizce’ye çevirdi. Bahtiyar’ın Kur’an çevirisi ise Nisan ayında piyasaya sürülecek.

Dünya Bülteni / Asım Sancaktar
captcha