1) İslami öğretilerde Kuran’ın tüm sorunlara çözüm getireceği sürekli olarak vurgulanmaktadır. Mevcut sorunlar için de bu durum geçerli mi? (Özellikle dini hoşgörü kavramı konusunda)
Dünyada var olan sorunlara genel olarak bakıldığında, tüm bu olaylara sevgisizlik, nefret, kin, düşmanlık, çıkarcılık, bencillik, umursamazlık, acımasızlık gibi duyguların neden olduğu görülecektir. Bunlar, materyalist ve Darwinist zihniyetin ürünü olan kötülüklerdir. İnsanların sözde bir tür hayvan olduklarını, aralarında acımasız bir mücadele olduğu yalanını telkin eden bu ideolojiler toplumlarda büyük tahribata neden olmaktadır. Bu tahribatın ortadan kaldırılmasının yolu, sevgi, şefkat, merhamet, acıma, karşılık beklemeden hizmet etme, şevkli, duyarlı olma, fedakarlık, dostluk, hoşgörü, sağduyu ve akıldır. Bu özellikler ise ancak Kuran ahlakı ve Resullah (sav)'in sünneti eksiksiz olarak yaşandığında tam anlamıyla kazanılabilir. Allah bir ayetinde Allah'ın emrettiği ahlaka uyulmadığında yeryüzünde var olan herşeyin bozulmaya uğrayacağını haber verir:
Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı. Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar. (Müminun Suresi, 71)
Şu anda İslam dünyası pek çok zorluk ve sıkıntıyla karşı karşıya. Milyonlarca mazlum eziyet görüyor, evinden, ailesinden ve çocuklarından koparılıyor, yurdundan sürülüyor. Bu nedenle vicdan sahibi insanlar tüm bunları düşünmeli, bu acılar, felaketler, sıkıntı ve zorluklar kendilerine ve sevdiklerine dokunmuşcasına duyarlı davranmalıdır. Yardım isteyen insanlara maddi manevi her yönde yardımcı olabilmenin yollarını aramalıdır. Allah, iman eden, vicdan ve sağduyu sahibi insanların bu sorumluluğu üzerlerine almalarını bir ayetinde şöyle emretmektedir:
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına mücadele etmiyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)
Günümüzde bu hizmetin nasıl yapılacağı ise, Kuran ayetleri göz önüne alındığında açıkça ortaya çıkmaktadır. Yapılması gereken en önemli şey, Kuran ahlakının dinsizliğin karşısında üstün gelmesi için, Müslümanların bu sorunların temelinde yer alan Darwinizmle ve materyalizmle fikren mücadele etmeleridir. Zira zayıf bırakılan, çaresiz, kimsesiz ve korunmaya muhtaç insanların tek kurtuluşu, Kuran ahlakının ve Efendimiz (sav)'in sünnetinin tüm insanlar arasında yayılıp yaşanmasıdır. Bu nedenle tüm insanlara Kuran ahlakını anlatmak, dini tebliğ etmek her Müslüman için çok önemli ve aciliyetli bir ibadettir.
2) Bir Müslüman’ın Kuran'ı günlük yaşamında uygulaması nasıl mümkün olabilir?
Kuran, tüm kitapların üzerinde bir kitaptır ve içindeki bilgiler gelmiş geçmiş tüm bilgilerin üzerindedir. Kuran'ı samimi bir niyetle okuyan her insan ayetlerde bildirilen mucizeleri, eşsiz hikmeti ve üstünlüğü görerek hidayet bulacaktır. Kendisine rehber olarak Kuran'ı ve Peygamberimiz (sav)'in yolunu seçen bir insanın hayatı, diğer insanlardan çok farklı olur. Örneğin bu insan içinde hiçbir zaman sıkıntı, huzursuzluk, korku, endişe ümitsizlik, karamsarlık hissetmez, ye'se düşmez ya da bir zorluk karşısında paniğe kapılmaz. Çünkü her anında Allah'ın ayetleri ve Peygamberimiz (sav)'in uygulamaları onun için yol gösterici olur. Allah'ın yarattığı kadere tabi olduğunu unutmadan, O'na teslim olup güvenerek yaşar. Karşılaştığı her olaya mutlaka Allah'ın hükümleri ile karşılık verir. Aldığı her karar, söylediği her söz, yazdığı her satır Kuran ahlakını yaşadığının bir göstergesidir.
Ayrıca Müslüman bir kişi bir söz söylerken, bir karar alırken, bir yorumda bulunurken de hep Kuran'ı rehber alır. Örneğin, Kuran ayetlerini kalben özümsediği için, tüm konuşmaları Kuran ahlakını yansıtır nitelikte olur. Kuran, Allah sözüdür ve insanlara her konunun en doğrusunu Allah Katından bildirmektedir. Kendisine Kuran'ı ölçü alarak konuşan bir insan, her konuşmasında mutlaka üstün ve galip gelir. Çünkü Kuran ayetleri her türlü cahilce mantığı çürütüp, yok eder, hakkı ortaya çıkarır. Kuran ahlakına uygun konuşan bir kimsenin sözleri samimi insanlar için şifa ve rahmettir. Öğüt alma, faydalanma ya da hikmetlerini anlama niyetiyle dinleyen insanlar, bu konuşmalar sayesinde -Allah'ın izniyle- doğru yolu bulurlar. Peygamberimiz (sav), Allah'ın sözü olan Kuran ile konuştuğu için tüm sözleri son derece etkili ve hikmetli olmuştur. O'nun sözlerini dinleyerek iman eden insanların kalplerine imanı ve etkilenme gücünü veren Allah'tır. Allah'ın büyüklüğünü takdir edemeyen insanlar ise etkiyi ve hikmeti başka yerlerde aramakla büyük bir gaflete düşmüşlerdir.
3) İslam ahlakının daha hızlı yayılması, insanlara gerçek İslam ahlakının anlatılması için neler yapılması gerekiyor? Sizin bu konudaki tavsiyeleriniz nelerdir?
Kuran ahlakının yaygınlaşması için çaba harcamak, Kuran ayetlerini insanlara anlatmak iman ve vicdan sahibi her insanın sorumluluğudur. Bununla birlikte, Kuran ahlakına uygun olmayan felsefe ve akımların fikren mağlup edilmesi de son derece önemlidir. Materyalizm ve Darwinizm gibi, insanları sevgiden, merhametten, imandan uzaklaştıran ideolojilerin gerçek yüzü tüm insanlara anlatılmalıdır. Allah Kuran’ın “Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun” (Ali İmran suresi, 104) ayetiyle Kuran ahlakını tebliğ etme yükümlülüklerini insanlara bildirmiştir. Bir başka ayette ise Allah tüm inananlara “Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah’adır” (Maide Suresi, 48) şeklinde buyurmuştur. Bu nedenle her insan elindeki imkanlar ölçüsünde Kuran ayetlerini anlatmaya, insanları hayra çağırmaya, Kuran ahlakının tebliğ edilmesine destek olmaya çalışmalıdır. Bunun için bir kimsenin maddi imkanları yeterli olmayabilir; böyle bir çalışmaya çok büyük bir zaman ayırmaya imkanı olmayabilir. Ama vicdanını kullanan insan, elindeki imkanlar ölçüsünde mutlaka yapabileceği birşeyler bulabilir. Kendi üzerine düşen tebliğ görevini yerine getirmek isteyen ve buna yol arayan kimseler için yapılacak çok fazla şey vardır. Önemli olan kişinin bu konuda aklını ve vicdanını samimiyetle kullanmasıdır. Allah bir Kuran ayetinde şöyle buyurmuştur:
Şüphesiz, bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol bulabilir. (Müzemmil Suresi, 19)
Kuran ahlakının tebliğ edilmesi için yapılan çalışmaları sadece takdir etmek, fakat bu yönde bir çaba harcamamak iman eden bir kimsenin vicdan anlayışına uygun değildir. Allah ahirette insanı böyle bir tavırdan dolayı sorumlu tutabilir. Dünyanın çeşitli yerlerinde Müslümanların büyük baskı altında olduğu böyle bir dönemde iman edenlerin birbirlerine destek olmaları çok büyük önem kazanmaktadır. Böyle bir durum, kısıtlı olan zamanı çok daha iyi kullanmayı ve durmaksızın Kuran ahlakının yayılmasına destek olacak çalışmalar yapmayı gerektirmektedir. Küçük büyük demeden ihlasla yapılan tüm çabaların biraraya getirilmesi, Allah'ın yardımıyla inşaAllah güzel ahlakın tüm insanlar arasında yaygınlaşmasına vesile olacaktır.
4) İslam ümmetine büyük zarar veren mezhep çatışmalarının temel sebebi nedir? Mezhepler arasındaki ayrım ve anlaşmazlıkların çözümü nedir?
Sevgi ve anlayışla yaklaşıldığında, tüm sorunlar uzlaşma yoluyla hemen çözüme kavuşturulabilir. Müslümanların, birbirlerinin kardeşleri olduğu gerçeğini unutmamaları gerekir. Farklı uygulamalar, düşünce ve yorumlar birer çatışma unsuru olarak değil, fikri zenginlik ve çeşitlilik olarak değerlendirilmelidir. Bir olan Allah'a iman eden, Allah'ın dostu son Peygamber Hz. Muhammed (sav)'i gönülden seven insanların arasında herhangi bir çatışma olması kabul edilemez. Allah'ın bize Kuran'da emrettiği, Resullah Efendimiz (sav) de en güzel örneğini gördüğümüz şekilde, Müslüman kardeşlerimizi sever, sayar, sorunlarına çare bulmaya çalışır, hoşgörü ve tevazuyu esas edinirsek, bugün yaşanan pek çok olumsuzluk doğal olarak ortadan kalkacaktır.
İslam ahlakının özünde birlik vardır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in vefatının ardından, İslam dünyası hep Hilafet makamı tarafından yönlendirilmiş, bu makam Müslümanların dini konulardaki yol göstericisi olmuştur. Günümüzde de İslam dünyasının tümüne yol gösterecek çağdaş bir merkezi otorite kurulabilir. Bir İslam Birliği'nin kurulması İslam dünyasının mevcut sorunlarının giderilmesinde çok önemli bir adım olacaktır.
5) “İslam Birliği”nin nasıl olması gerektiğini tarif eder misiniz?
Bu birlik öncelikle, İslam dünyasının tümüne hitap edebilmeli, dolayısıyla en temel İslami değerlere ve esaslara dayanmalı, belirli bir mezhebin veya tarikatın temsilcisi olmamalıdır.
İnsan haklarına, demokrasiye, serbest girişimciliğe destek vermeli, İslam dünyasının ekonomik, kültürel ve bilimsel yönden kalkınmasını temel hedef olarak belirlemelidir.
Diğer ülkeler ve medeniyetlerle son derece barışçıl ve uyumlu ilişkiler kurmalı, kitle imha silahlarının kontrolü, terörizm, uluslararası suç, çevre gibi konularda uluslararası topluluk ve Birleşmiş Milletler ile iş birliği yapmalıdır.
Filistin, Keşmir, Moro gibi, Müslümanlar ile Müslüman olmayan halkları karşı karşıya getiren sorunlara; her iki taraf için de bazı kazançlar ve bazı tavizler öngören, adil ve barışçıl çözümler getirilmesine önem vermelidir. Hem Müslümanların haklarını savunmalı hem de söz konusu sorunların, İslam dünyasındaki bazı radikal unsurlar tarafından çözümsüzlüğe itilmesine mani olmalıdır.
İslam dünyasının böylesine akılcı, sağduyulu ve adil bir liderliğe kavuşması, hem bugün pek çok sorunla karşı karşıya bulunan 1.2 milyar Müslüman için, hem de dünyanın tüm diğer insanları için çok hayırlı olacaktır. Kuran ahlakına dayalı olarak kurulacak bir İslam Birliği, tüm dünyanın adalet ve güvenlik bulmasına, Kuran ahlakının getirdiği tavır mükemmeliği sayesinde huzurun yerleşmesine aracı olacaktır. Müslümanlar, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in devrinden bu yana, insanlığa; akıl, bilim, düşünce, sanat, kültür, medeniyet gibi alanlarda öncülük etmiş, "insanların hayrı"na dev eserler ortaya koymuşlardır.
6) İslam birliğinin insanlığa ne gibi katkıları olacaktır?
Dünyaya bilimi, akılcılığı, tıbbı, sanatı, temizliği ve diğer pek çok hasleti Müslümanlar öğretmiştir. Kuran'ın nurundan ve hikmetinden kaynaklanan bu İslami yükselişi tekrar başlatmak için, geçmişte olduğu gibi bugün de Müslümanların Kuran ahlakını ve Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetini temel alan bir yol göstericiliğe ihtiyaçları vardır. İslam Birliği tesis edildiğinde, hem Müslüman dünyası kendi içinde güçlü bir yapılanma kazanacak hem de bu etkin gücüyle tüm dünyada barış ve güvenin hakimiyetine vesile olacaktır.
20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kurulmuş olan pek çok uluslararası teşkilat, dünyada istikrar ve düzenin sağlanmasına önemli katkıda bulunmuşlar, ekonomik ve sosyal kalkınmada büyük rol oynamışlardır. Bu kuruluşlara üye olan ülkeler, kendilerini hem ekonomik ve askeri olarak koruma altına almakta hem de kendi bölgelerinde ve uluslararası sahada daha etkin bir pozisyon kazanabilmektedirler. Gelişmiş ülkeler dahi bu tarz ortaklıklara ihtiyaç duymaktadır. Serbest ticaret alanlarının oluşturulması, bölgesel ticari anlaşmalar, gümrüklerin kaldırılması ve hatta ortak para birimine geçilmesi (AB'de olduğu gibi) üye ülkelerin geleceklerini güvence altına almaktadır. Ortak savunma paktları ise, üyelerin askeri giderlerini sınırlandırmalarına imkan tanımakta, bu alana yapılacak yatırımlar kültür ve eğitim alanına kaydırılabilmektedir. Benzer bir teşkilatlanmanın Müslüman ülkeler için de önemli faydaları olacağı açıktır. Hem ekonomik hem de teknolojik olarak kalkınmaya ihtiyaç duyan Müslüman ülkelerde istikrarın sağlanması için atılacak en önemli adım, İslam dünyasının merkezi bir teşkilat, yani İslam Birliği altında birleşmesi olacaktır.
İslam Birliği'nin sağlanmasının Müslümanlara getireceği önemli yararlardan biri de bu birliğin, Müslüman dünyasında huzur ve güvenliğin hakimiyetine aracı olmasıdır. İslam Birliği, hem Müslümanlar arasındaki çatışma ve uzlaşmazlıklara çözüm
7) Bu birliği neden bu kadar önemli görüyorsunuz?
Bazı çevrelerin ısrarla gündemde tutmaya çalıştıkları “medeniyetler çatışması” somut gerçeklerle uyuşmayan bir senaryodur. Tarihte yaşanan tecrübeler açıkça göstermektedir ki, farklı medeniyetlerin birarada yaşaması, mutlaka bir gerilim ve çatışma nedeni değildir. Farklı kültürleri birarada barındıran bir devlet, bünyesinde farklılıklar olduğu için değil, bu farklılıkları idare ediş –ya da edemeyiş- tarzı nedeniyle sorunlarla karşılaşmaktadır. Ya da yan yana gelen medeniyetler, birbirlerine karşı hoşgörülü olup olmamalarına, kendi içlerindeki hoşgörüsüz unsurları kontrol altına alıp alamamalarına göre, çatışma veya barış ve iş birliği yolunu seçmektedirler. Günümüzde de hoşgörü ve uzlaşı yerine, hem Batı'da hem de İslam dünyasında, düşmanlık ve çatışmayı seçmek isteyenler vardır. Bunlar nedeniyle İslam ve Müslümanlar hakkındaki bazı yanlış anlama ve ön yargılar devam etmekte ve bu, İslam dünyası için birtakım zorluklar oluşturmaktadır. Batılılar ise, çeşitli yanlış anlaşılmalar nedeniyle gereksiz yere tedirginlik duymaktadırlar. Tüm bu sıkıntıları ortadan kaldıracak bir çözüme çok acil olarak ihtiyaç vardır. Bu çözüm İslam Birliğidir.
8) Müslümanlar arasındaki dayanışmanın önemine ışık tutacak birleştirici Kuran ayetlerini öne çıkarmanın ve İslam dünyasındaki yanlış anlamalara son verecek konferanslar düzenlemenin vakti gelmedi mi?
İslam dünyasının tüm dünyayı aydınlatacak kültürel bir aydınlanmayı başlatabilmesi için, Kuran ahlakının ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetinin eksiksiz yaşanması şarttır. Bununla beraber insanları Kuran ahlakını gereği gibi yaşamaktan alıkoyan engellerin de fikren ortadan kaldırılması gerekir. Bunun için kitaplar yazmak, makaleler yayınlamak, interneti verimli bir şekilde kullanmak, konferanslar aracılığıyla çok sayıda insana ulaşmak, büyük bir fikri mücadelenin önemli vesileleridir. Tüm Müslümanlar sahip oldukları her türlü imkanı değerlendirerek, din ahlakına uygun olmayan materyalist ve Darwinist akımlara karşı fikren mücadele etmek, Kuran ahlakının yeryüzüne yayılması için çaba sarf etmekle sorumludur. Hiç kimse, "Benim yaptığım katkıdan ne olur?" diye düşünmemelidir.
9) İslam dünyasının yakın geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Peygamber Efendimiz (sav)'in bazı hadislerinde yer alan bilgiler ve Kuran ayetleri, önümüzdeki dönemin, Allah'ın izniyle, dünya Müslümanları için çok aydınlık olacağını müjdelemektedir. İslam Birliği'nin kurulması da, bu müjdeli dönemin başlangıcını hızlandıracak, yalnızca Müslümanların değil tüm toplumların bolluk ve refah içinde yaşayacakları yepyeni bir dönemin başlangıcı olacaktır.
Şu anda içinde bulunulan durum, ilk bakışta pek çok olumsuzluk içeriyor gibi görünebilir. Oysa olumsuzluk gibi görünen bu gelişmelerin her biri aslında kutlu bir dönemin habercisidir. Savaşlar, yokluklar, kıtlıklar, depremler, doğa felaketleri, dünyanın farklı köşelerinde Müslümanların ezilip zulüm görmesi gibi olaylar, büyük çoğunluğu Peygamberimiz (sav) tarafından 1400 yıl öncesinden haber verilen ahir zaman alametleridir. Bu alametlerin gerçekleşiyor olması, yine Peygamber Efendimiz (sav)'in müjdelediği İslam ahlakının dünyaya hakimiyetinin de yakınlaştığına işaret etmektedir. Tabi en doğrusunu Allah bilir. Dolayısıyla içinde bulunulan durum Müslümanların ye'se ve ümitsizliğe düşmelerine değil, tam tersine şevk ve heyecanlarının artmasına aracı olmalıdır. Ayrıca iman edenler, Allah'ın rahmetinden asla ümit kesmemeleri gerektiğinin de bilinciyle hareket etmelidirler. Allah, Yusuf Suresinde "… Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez" diye buyurmuştur.