IQNA

Müminler ancak ve ancak kardeştirler

12:46 - June 06, 2007
Haber kodu: 1551550
Allahu Teala inanan bütün müminlerin kardeş olduğunu beyan ediyor. Kardeşlik kan kardeşliğinden de daha üstün, daha faziletli bir kardeşliktir. Onun için Allahu Teala, “Müminler ancak ve ancak kardeştirler.” (Hucurat 10) buyuruyor.
Dikkat buyurunuz Allahu Teala kardeşliği sadece ve sadece müminlere hasrediyor. Elbetteki kan kardeşliği de mühimdir ama kan kardeşliğinin fazileti de mümin olmakla mümkündür. Biri mümin biri kafir olan iki insanın kardeşliği pek mühim bir kardeşlik değildir. Bunun için aslolan İslam kardeşliğidir.
Allahu Teala ayetin devamında, “müminler kardeştirler ve kardeşlerinizin arasını ıslah ediniz.” buyuruyor.
Evet bozulan, pörsüyen bu kardeşliğimizi yani İslam kardeşliğimizi, uhuvvet-i İslam’ı yeniden ihya etmek, yeniden olması gereken seviyeye yükseltmek için müslümanlar arasında olan sıkıntıları, dedikoduları, kavgaları çeşit çeşit suni ihtilafları gidermek de yine müslümanlara düşüyor.
Allah Teala ayetin son tarafında, “Bu hususta Allah’tan korkunuz. Umulur ki merhamet olursunuz.” buyurarak, İslam kardeşliğinin istenilen seviyede tutulmasını, İslam kardeşliğini bozacak davranışlardan, sözlerden sakınılmasını, şayet beşeriyet icabı müslümanlar arasında herhangi bir ihtilaf sıkıntı, kavga olursa yine bunu kendi aramızda düzeltmemizi istemektedir. Yani aramızda bir kısım insanlar, bu kavga halinde olan insanların arasını düzeltmeliler. “Vettekullah” buyuruyor Allahu Teala. Allah’tan korkun ve bu ıslah işini yapın. Yapmazsanız demek ki Allah’tan korkmuş sayılmazsınız.
Onun için ayet-i kerimede Allahu Teala,
“İçinizde insanları hayra çağıran, iyilikleri emreden, kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte onlar gerçek kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmran 104) buyuruyor.
Bir toplumun, bir milletin içerisinde, kendilerini hakka davet eden, iyilikleri emreden, kötülüklerden men eden bir topluluk olmazsa o topluluk damarları kurumuş bir bedene, ruhu çıkmış bir vücuda benzer. O beden şeklen insan suretindedir ama aslında hayatta değildir. İşte mânen de aralarında kendilerini uyaran birisi olmayan toplumlar, kanı kurumuş, ruhu çıkmış bir ceset gibidir. Evveliyetle müslümanların arasında ilmiyle amil, takva ehli, hiçbir dünyevî maslahat gözetmeden sadece müslümanların ıslahını kasteden insanların bulunması ve bunların yetiştirilmesi gerekir. Müslümanlar arası ihtilafları da bu topluluk vasıtasıyla çözmemiz gerekir.
Eskiden her beldede, her şehirde, her kasabada, böyle insanlar vardı. İnsanlar arasında, müslümanlar arasında herhangi bir mesele olduğu zaman ona gidilir, mesele ona arzedilir, o zat da adaletle, İslam’ın emrettiği şekilde, sünnete uygun olarak bunların meselelerini hallederdi. Böylece mahkemeler tıklım tıklım dolup taşmazdı. Dosyalar yığın yığın, üst üste kalıp mahkemeler senelerce sürmezdi. Hatta değil müslümanlar gayr-i müslimler bile ümmetin eminleri olan bu kişilere giderler, kendi meselelerini o kişiler tarafından hallettirirlerdi. Şimdi “ümmetin emini” olan insanlar aramızda olsa bile, maalesef müslümanlar dünyevî kaygılar, aralarındaki mekan-mevki kavgaları, çıkar çatışmaları sebebiyle meselelerini onlara arzetmiyorlar. Çözümü onlarda aramıyorlar. En ufak meseleyi mahkeme kapılarına götürüyorlar. Hem kendileri yıpranıyor hem muhataplarını yıpratıyorlar ve böylece İslam ümmeti gün geçtikçe aslından uzaklaşmaya ve batının kokuşmuş kültürünün, kokuşmuş fikirlerinin tesiriyle kendi benliğinden uzaklaşmaya başlıyor. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:
“Müminlerin, birbirlerini sevmede, birbirlerine acımada, birbirlerini korumada misali, bir cesede, bir vücuda benzer ki, cesedin herhangi bir uzvu rahatsız olsa, hastalansa, cesedin diğer uzuvları da bundan muzdarib olurlar ve uykusuz kalır, ateşler içinde yanarlar.”

captcha