Buharî ve Müslim kendi Sahih'lerinde, Ebu Davud ve Daremî ise kendi Sünen'lerinde şöyle rivayet etmişlerdir: Resulullah (s.a.a) yola bir hurma düştüğünü görünce, "Sadaka olmasaydı onu yerdim" buyurdu. Hasan b. Ali, sadaka olan bir hurma tanesini alarak ağzına bıraktı. Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.a) ona, "Kıh, kıh; onu ağzından çıkar; Bizim sadaka yemediğimizi bilmiyor musun?" ve başka bir rivayete göre de, "Sadaka bize haramdır" buyurdu.
Resul-i Ekrem (s.a.a), Haşimoğullarından birini, sadakadan yararlanmasın diye sadaka toplamak için görevlendirmekten sakınıyordu.
Müslim, Ahmed b. Hanbel, Edu Davud, Nesaî, Tirmizî, Ebu Ubeyde ve diğerleri bu konuda şöyle bir rivayet nakletmekteler (biz Sahih-i Müslim'den naklediyoruz):
Rabia b. Haris b. Abdulmuttalib ve Abbas b. Abdulmuttalib kendi aralarında konuşarak bir yolunu bulup Abdulmuttalim b. Rabia ve Fazl b. Abbas'ı, kendilerini sadakaları toplamak üzere görevlendirmesini istemeleri ve sadakaları toplayarak teslim edip bu yolla bir maaş almaları için Resul-i Ekrem (s.a.a)'a göndermeye karar verdiler.
Ravi diyor ki: Onlar bu mevzuu konuşurken o sırada Ali b. Ebutalib gelerek yanlarında durdu. Rabia ve Abbas da aralarında geçen konuşmayı ve aldıkları kararı Ali'ye açtılar. Ali b. Ebutalib onlara, "Bu işi yapmayın; vallahi Resulullah (s.a.a) kabul etmeyecektir" dediyse de Rabia onu kendisinden uzaklaştırarak, "Vallahi bizi kıskandığın ve çekemediğin için böyle söylüyorsun. Sen peygamberin damadı olmakla şereflenirken biz seni kıskanmayalım mı!" dedi. Ali, "O zaman onları gönderin" dedi. Onlar gittiler. Ali ise oracıkta uzandı.
Başka bir rivayette ise şöyle geçer: Ali, cüppesini yere sererek onun üzerine uzanıp, "Ben zeki Ebu'l-Hasan'ım. Andolsun oğullarınız gönderdiğiniz görevden eli boş dönünceye kadar buradan ayrılmayacağım" dedi.
Abdulmuttalib b. Rabia diyor ki: Resul-i Ekrem (s.a.a) öğle namazını bitirince biz Hazretten önce gidip odasının kapısında bekledik. Nihayet Hazret gelerek kulaklarımızdan tutup, "İçinizden geçenleri söyleyin" buyurdu. Sona içeri girince biz de girdik.
O gün Resul-i Ekrem (s.a.a), Cahş kızı Zeyneb'in yanındaydı. Biz, gözümüzü birbirimizin ağzına dikmiş her birimiz diğerinin konuşmaya başlamasını bekliyorduk. Nihayet birimiz dedik ki, ya Resulullah (s.a.a)! Sen insanların en cömerdi ve insanlara karşı en merhametli olanısın. Biz evlilik çağına vardık. Bizi sadaka memuru yapman, diğerleri gibi bizi de topladığımız sadakaları sana getirerek bu yolla bir maaş almak için huzuruna geldik.
Resul-i Ekrem (s.a.a) uzun bir zaman sessiz durdu; nihayet isteğimizi tekrarlamak isteyince perde arkasından Zeyneb bir şey söylememizi işaret etti. Sonunda Resulullah (s.a.a) bize şöyle buyurdu:
Muhammedoğullarına sadaka helal değildir. Çünkü o, insanların kir ve artığıdır" buyurdu ve daha sonra, "Söyleyin Muhammiyye ve Nevfel b. Haris b. Abdulmuttalib gelsinler, dedi. O dönemde Muhammiye Humus işlerine bakıyordu.
Bu iki kişi Resulullah (s.a.a)'in huzuruna gidince Hazret, Muhammiyye'ye dönerek, Fazl b. Abbas'a işaret edip, "Kızını bu gençle evlendir" buyurdu. Sonra Nevfel b. Haris'e dönerek, Abdulmuttalib b. Rabi'e işaret ederek, "Kızını bu gençle evlendir" buyurdu. Daha sonra Muhammiyye'ye hitaben, "Humustan bunlara filan miktarda ver" buyurdu.
Böylece, Resul-i Ekrem (s.a.a) Haşimoğullarından hiç birini sadakaları toplamak için görevlendirmemiştir. İşte buradan, Resul-i Ekrem (s.a.a)'in, Ali (a.s)'ın Yemen sadakalarını toplamakla görevlendirdiğini sanan kimsenin ne kadar yanıldığı anlaşılmaktadır. Olayın gerçeği İbn-i Kayyım-ı Cevzî'nin "Zadu'l - Mead" adlı eserinde (o hazretin komutanları bölümünde) şöyle kaydetmiştir: Resulullah (s.a.a) Yemen kadılığı ve humusları toplama görevini Ali b. Ebutalib'e verdi.
İbn-i Kayyım bu konudan önce "faslu fi kutubihi ve rusulihi ile'l mluk" başlığı altında şöyle yazıyor:
Resul-i Ekrem (s.a.a), Tebuk savaşından dönüşte veya hicretin onuncu yılının Rabiulevvel ayında Ebu Musa Eş'arî ve Meaz b. Cebel'i İslam dinini tebliğ etmeleri için Yemen'e gönderdi. Bunun üzerine Yemen halkı savaş ve kan dökülmeden büyük bir şevkle kendi irade ve istekleriyle Müslüman oldular. Daha sonra oraya Ali b. Ebutalib'i gönderdi. Ali b. Ebutalib Yemen'deki görevini yerine getirdikten sonra veda haccında Mekke'de Resulullah (s.a.a)'e ulaştı.[166]
Şayet bazılarının böyle bir sanıya kapılışları, Resul-i Ekrem (s.a.a)'in vefatından sonra ve halifelerin humusun farz oluşunu kaldırışlarından sonradır (ileride buna değineceğiz inşallah). Çünkü, bu durumda sadaka dışında Müslümanlardan alınması farz olan bir şey kalmamıştı! İşte bu nedenle bazı bilginler, Resul-i Ekrem (s.a.a)'in döneminde de durumun kendi dönemlerindeki gibi olduğunu sanmış ve böylece, "Resulullah (s.a.a) Ali (a.s)'ı da sadakaları toplamak için görevlendirmiştir" deme hatasına düşmüşler ve Resul-i Ekrem (s.a.a)'in, değil amcası oğlu, damadı, tertemiz soyunun babası Ali b. Ebutalib'i, hatta kendisinin azat ettiği kölesini bile sadaka toplama memurlarıyla yardımlaşmasını engellediğine dikkat etmemişlerdir.
Ebu Dabud, Nesaî ve Tirmizî kendi Sünen'inde şöyle kaydetmişlerdir:
Resul-i Ekrem (s.a.a), Benî Mahzum kabilesinden Erkam b. Ebi Erkam adında bir kişiyi sadakaları toplamakla görevlendirdi. Erkam, Ebu Rafi'e -Resulullah (s.a.a)'in azat ettiği kölesi-, "Bu görevde bana yardımcı ol ki sen de bir ücret alasın" dedi. Fakat Ebu Rafi, "Hayır;" dedi, "Bu iş için Resulullah (s.a.a)'e gidip ondan izin almam gerekir." Böylere Resulullah (s.a.a)'e gidip olayı Hazret'e anlattı. Resul-i Ekrem (s.a.a) ise, "Her kavmin azat ettiği kişi o kavimden sayılır; sadaka ise bize haramdır" buyurdu.
Resul-i Ekrem (s.a.a), Ebu Rafi'in sadaka görevlilerinin maaşından almaması için sadaka toplama görevlisiyle yardımlaşmasını böyle engelledi. Çünkü o, Hazret'in azat ettiği kölesiydi. Resul-i Ekrem (s.a.a)'ten sonra Ehlibeyt İmamları (a.s) da bunu sürdürdüler; kendileri sadaka almadıkları gibi Haşimoğullarını da sadaka almaktan sakındırdılar.
Deaimu'l - İslam kitabında şöyle geçer: İmam Cafer Sadık (a.s)'a, "Size humus verilmeyen bu dönemde sadaka helal midir?" diye sorulduklarında, "Hayır vallahi;" buyurdu, "Zalimler vasıtasıyla hakkımızın gasp edilmesi nedeniyle Allah'ın bize haram kıldığı şey helal olmaz ve onların, Allah Teala'nın bize has kıldığı şeyi engellemeleri Allah'ın haram ettiği şeyi helal olmasına neden olmaz."
Yine Hisal kitabında İmam Sadık (a.s) kanalıyla babası İmam Muhammed Bâkır (a.s)'dan şöyle rivayet edilmiştir: "İki durum dışında sadaka Haşimoğullarına haramdır: Biri çok susayıp içmek için su bulamayınca ve diğeri ise onların birbirlerine sadakası."
Buradan, Ehlibeyt İmamları (a.s)'ın kendi dönemlerindeki vali ve yöneticiler tarafından beytülmalden aldıkları şeyleri, diğerlerinin sandıkları gibi farz sadaka olarak değil, fey, enfal, zimmi kafirlerin ödemesi gereken cizye ve futuhatlardaki ganimetlerin humsu gibi kendilerinin gasbetilen hakları olarak kabul ettikleri anlaşılmaktadır.
Akarsular ve içme suları ise, aynen yol üzerinde yapılan evler, dinlenme yerleri ve mescitler gibi daha fazla asıl sahiplerinin bütün Müslümanların yararlanmaları için vakfetmiş oldukları vakıflardandı; her ne kadar sahipleri kurbet kastı ve Allah rızası için masraflarını vermeyi üstlenmiş oldukları için onlara "sadaka" dense bile, bunlar, -Haşimoğullarından olmayıp fakir de olmayan kişilerce- yararlanılması caiz olmayan söz konusu sadakalarla farklı olup bahis konumuz kişilere verilen sadaka türünden değildirler.