Kuşkusuz bu adlandırmada iç, bölgesel ve uluslar arası arenada yaşanan gelişmeler etkili oldu. Bu doğrultuda yetkililere, seçkin şahsiyetlere, uzmanlara ve medya için önemli olan konu, 1386 yılını daha güçlü bir milli vahdet ve İslami dayanışmanın gerçekleşmesi için İslam inkılabı rehberi Ayetullah Seyyid Ali İslam inkılabı rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamanei’nin bu çıkışına açıklık getirmektir. Bu yazı ise mevzu bahis doğrultuda atılan bir adımdır ve böylece milli vahdet ve İslami dayanışma olgusunun rahmetli imam Humeyni’nin düşüncesi açısından daha fazla irdelemeyi amaçlamaktadır. Şimdi hep birlikte imam Humeyni’nin düşüncesinde milli vahdet ve İslami dayanışmanın ne olduğunu gözden geçirmeye çalışacağız.
Rahmetli imam Humeyni’ye göre İslam toplumunda değişim yaratmak ve bu toplumu çözülmekten kurtarmak, dini ilkelere göre hazırlanmış geniş kapsamlı bir program belirlemeksizin imkansızdır. İslam dünyasının içinde bulunduğu durum ve bu topluma egemen olan kargaşanın sebeplerini şöyle sıralayabiliriz:
1- Müslümanların düşünce ve inancında yaşanan sarsıntılar,
2- İstikbar ve despot rejimlerin milletlerin kaderine egemen olması, ki hepsinin amacı İslami kimliği değiştirmek ve İslam dünyasının yeraltı kaynaklarını yağmalamaya yöneliktir.
İçinde bulunduğumuz içler acısı durumdan ancak çöküş köklerini kurutmakla mümkündür, ki bu da milletlerin ve İslami hükümetlerin açık ve geniş kapsamlı bir strateji çerçevesinde seferber olmaları ile mümkün olur. Üniter ve derin ortak tarihi, kültürel ve siyasi değer ve geçmişe sahip olan İslam dünyası kaçınılmaz olarak asil tarihi ve kültürüne geri dönmek zorundadır. Kuşkusuz bu amaca ulaşmak için seçkin dini ve milli bileşenleri tespit etmek ve kendi gücüne güvenmek gerekir. Rahmetli imam Humeyni düşüncesine göre fikri – kültürel inkılabın yaygınlaşması kamuoyunda ortak değerlerin şekillenmesine vesile olur. Bu çıkış iki düzeyde öngörülebilir ki her ikisinde de toplumun dini ve milli seçkinlerine stratejik görev ve sorumluluk düşmekte olup toplumu bu yönde yönetmeleri gerekir.
Bu çerçevede en ağır yükümlülük, yani milli vahdet ve İslami dayanışmanın gerçekleşmesi için en büyük görev düşünürlerin omuzunda olacaktır. Yani toplumun seçkin kesimi insanları dayanışmaya davet etmeden önce kendileri bu stratejiye kavuşmalı ve bu alanda gereken elzemleri ve uygulama alanlarını belirleyerek daha sonra İslam toplumuna sunmalıdır. Kuşkusuz toplumun seçkin tabakası içinde İslami dayanışma ile ilgili her türlü anlaşmazlık ve ihtilaf ve bu kesimin ayrılık noktalarına gerekenden fazla önem vermeleri toplumun bu ideal amaca ulaşma çabalarını da boşa çıkaracaktır.
İslami dayanışma stratejisinin ilk düzeyi: fikri ve kültürel çerçevenin belirlenmesidir.
Geniş kapsamlı gelişme ve kültürel değişim hareketini organize etmek için dini toplumun diğer üyeleri arasında güçlü bir zihinsel ve manevi bağ kurmak ve bunu belli ve üniter bir amaca doğru yöneltmek çok zaruridir.
İslami dayanışmaya doğru ilerlemek ortak değer, inanç ve olmazsa olmazları üreten üniter ve yaratıcı bir ilmi ve fikri düzenin desteği olmaksızın imkansızdır. Bu inanç ve fikri düzenin iki önemli özelliği olmalıdır:
- Dış sömürü ve düşmana sırtını dayamış iç istibdad ile mücadele için mücadele ruhunu geliştirmek,
- Milletler arası yakınlaşma ve dayanışma sürecini korumak.
Kuşkusuz bu iki özellik dini ilke ve temellere dayanan fikri ve değerlere dayalı bir düzenin var olmasına bağlıdır.
İslam dünyasının en seçkin şahsiyetlerinden biri olan imam Humeyni bu önemli meselenin bilincinde olarak uygun bir dini alternatif arayışı içindeydi ve böylece İslami toplumlarda egemen olan fikri boşluğu doldurmaya çalışıyordu. İmam Humeyni fikri – siyasi nizamının ilk temelini kutsal Necef kentinde bulunduğu sırada attı ve Necef dini ilimler merkezinde siyasi fıkıh ilkesine göre İslami hükümet düşüncesini gündeme getirdi. İmam Humeyni’nin düşündüğü nizam üç temel ilkeye dayanıyordu:
1- İslam,
2- İstiklal,
3- Özgürlük.
Sözü geçen üç ilke, ister geçmişte ister içinde bulunduğumuz çağda İslam dünyasının tüm sorunlarına ve çektiği çilelere en etkin çözümdür. Bu kavramların yeniden tanımlanması tüm İslam ülkelerinin ve milletlerinin toz tutmuş ve tahrip edilmiş kimliğinin yeniden inşa etmesi için imkan sağlarken tüm müslüman ülkelerin dostane ilişkileri ve İslami dayanışmaları için de gereken zemini hazırlayacaktır.
Rahmetli imam Humeyni’ye göre İslam dünyasında yaşanan tüm sorunların ve kargaşaların kökü, İslam devletleri ve milletlerinin İslam öğretilerinden uzaklaşması ve gerçekte Amerika gibi istikbar güçlerin ve içerideki bağımlı despot rejimlerin sultası altında yaşamalarıdır.
İmam Humeyni müslümanların içinde yaşadığımız çağda karşı karşıya bulunduğu sorunlardan tek kurtuluş yolu İslam, istiklal ve özgürlük gibi kavramları yeniden tanımlamalarıdır. Bu yüzden imam Humeyni İslam dininin zengin öğretileri ve tealimlerini beyan edecek güce sahip olan ve aynı zamanda istiklal ve özgürlüğe de inanan ve bu yolda iyi bir sınavdan geçmiş olan tüm seçkin dini ve sosyal şahsiyetlerden sözü edilen üç kavram doğrultusunda adım atmalarını istiyor: İslam alimleri İslam dininin kesin hükümlerini savunmak ve İslam ülkelerinin istiklalinin desteklemek ve zulümden nefret ettiklerini söylemekle yükümlüdür.
İslam dini imam Humeyni’nin düşüncesine göre oldukça geniş ve aktif bir atmosfere sahiptir, ancak bu İslam öz ve canlı olmakla birlikte din ve siyaset ve bilimi bir birini tamamlayan unsurlar olarak görmelidir.
İmam Humeyni öz Muhammedi İslam’ın ihya edilişinin her türlü irtica ve hurafelerden uzak olarak İslam dünyasının azamet ve kalkınmaya doğru ilerlemesine vesile olacağını savunuyor. İmam Humeyni’ye göre öz Muhammedi İslam tüm perdeleri, coğrafi sınırları, milli eğilimleri, bireysel çıkarları ve fikri ve kültürel bağımlılıkları bir kenara iterek her türlü kültürel, ırk, dil ve etnik özellikten arınmış tek bir ümmet oluşturabileceğine inanıyor. Öz Muhammedi İslam gerçekte toplumun mağdur kesimlerini kucaklayacak ve toplum içinde köklü siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel değişimlere yol açacak kalıcı kural ve hükümlere sahiptir. Bu konuda rahmetli imam Humeyni şöyle diyor:
Öz Muhammedi İslam, mağdurların İslam’ıdır, yalın ayaklıların İslam’ıdır, modern kapitalizm ve vampir komünizmin kırbaçları altında inleyenlerin İslam’ıdır. Öz Muhammedi İslam, refah ve lüks İslam’ı, dejenere edilmiş İslam’ı, uzlaşmacı ve aşağılanama İslam’ını, acısız refah içinde olan İslam’ı ve kısacası Amerikan İslam’ını yok eden İslam’dır.
İmam Humeyni düşüncesinde İslam dünyasının fikri liderliğini yapacak ve modernite ve post modernite çağında kitleleri seferber edebilecek güce sahip olan öz Muhammedi İslam şu özelliklere sahiptir:
1- Kişisel zevk ve bağlardan kurtulmuş ve tüm insanlara eşit bakan bir islamdır.
2- Bu İslam siyasi ve hükümet edecek boyutlara sahip olup en temel risaleti de İslami egemenliği inşa etmek ve İslam ümmetinin sosyal ve siyasi işlerine çeki düzen vermekle yükümlüdür.
3- Bu İslam dünya istikbarı ve sömürüsüne karşı mücadele ve kıyamı tüm siyasi, sosyal, iktisadi ve kültürel boyutlarda yönlendiren İslam’dır.
4- İnsani kerameti savunan ve çağımızın tağutlarını devirmek için çaba sarf eden İslam’dır.
5- Üniter bir ümmet oluşturma tezi çerçevesinde tüm müslümanlar arasında birlik ve dayanışmayı yaratan İslam’dır.
6- Bu İslam toplumun genel refahı ve mağdurlukları gidermek yolunda çalışma ve çaba unsurlarına önem veren İslam’dır.
Rahmetli imam Humeyni düşüncesinde öz Muhammedi İslam,fikri ve pratik boyutlardan oluşan ve geniş kapsamlı ve çok yönlü bir program çerçevesinde insanların yaşamı ile sıkı sıkıya bağlı olan bir İslam’dır. Tabi eğer bu İslam doğru biçimde milletlere tanıtılır ve sunulacak olursa İslam toplumuna kaybettiği haşmet ve azameti geri getirecektir. Bu gün Müslüman milletlerin başına ne geliyorsa onların gerçek İslam’dan uzaklaşmaları ve Amerikan İslam’ına sarılmalarındandır ki böylesine acı bir gelişmenin örneklerini şöyle sıralamak mümkün:
- İslam dünyasının zenginliklerini yağmalamak için Amerika’ya askeri üs imtiyazlarını vermek,
- Müslümanlar arasında din adına tekfir ve kardeş kardeşi vurma kültürünü yaygınlaştırmak ve İslam dininden şiddet yanlısı bir imaj yaratmak,
- Irk ve etnik meseleleri din konusu ile karıştırmak ve müslümanlar arasında Arap ve Arap olmayan şeklinde bir sınır çizmek,
- Kutsallıklar ve mukaddesatı kırmak uğruna hurafe ve muğlak inançları yaygınlaştırmak,
- Despot rejimleri benimsemek ve zulme boyun eğmek,
- Etnik ihtilafları körüklemek ve milliyetçiliği yaygınlaştırmak,
- İç despot rejimlerin işbirliği ile İslam dünyası içinde siyasi, dini ve iktisadi liberalizm ve aydınlığı yaygınlaştırmak.
Yukarıda anlatılanlar, İslam dünyasının içinde bulunduğu durumun sadece küçük bir bölümünü aktarmakta ve tüm bunların sebebi ise Müslümanların öz Muhammedi İslam’dan uzaklaşmalarıdır.
İstiklal: Rahmetli imam Humeyni’nin düşüncesinde ikinci eksen kavram.
İstiklal, Müslüman milletlerin uyanışı ve kendini bulması ve süper güçlerin ve sömürücülerin sultasından kurtulması için en temel unsurdur ve tek bir kelimede toplumların milli vahdet ve dayanışmasını simgeler.
İmam Humeyni istiklal ile ilgili düşüncesini Kur'an'ı Kerim’in şu ayetine göre ifade etmektedir:
لن يجعل الله للكافرين علی المومنين سبيلا
Yüce Allah hiç bir kafiri Müslümanlara musallat etmemiştir ve Müslümanlar da bu sultayı kabul etmemesi gerekir.
İmam Humeyni Müslüman milletlerin dayanışma ve vahdete ve gerçek izzete kavuşmaları için istiklal konusunda gerçekte birbirine bağlı olan iki ayrı alan belirliyor. Bunlar, iç istiklal ve dış istiklal alanlarıdır.
İç istiklal, milletlerin dini ve milli değerlerine göre gerçek kimliklerine geri dönmeleridir. Geçmiş medeniyetlerinin üstünlüklerini ve kültürel değerlerini içeren bu geri dönüş süreci ise bir nevi uyanış, vatana olan eğilim ve aşk duygusu ve İslam milletlerinde asil kültürleri ihya etmekle beraberdir. Her ne kadar milletlerin geçmişlerine bakışı derin olursa bir o kadar milletlere egemen olan ecnebi ve aşağılayıcı kültürün yok edilmesi saikleri güçlenecektir. Bu hareket çeşitli siyasi, iktisadi, kültürel ve sosyal alanlarda bağımsızlık talebi doğrultusunda pratik adımların atılmasına sebep olur. Nitekim günümüzde İslam inkılabının bereketleri sayesinde İran’da bir çok alanda bağımsızlık yaşanıyor ve bunun en iyi örneği de istikbar güçlerin uykusunu kaçıran barışçı nükleer alanda elde edilen bağımsızlıktır.
Ancak dış istiklal konusuna gelince, bunun anlamı milletlerin asil dini ve milli değerlerine göre iç bağımsızlıklarına kavuştukları zaman bu sürce paralel olarak ecnebilerin kendi toplumları ve diğer İslam ülkelerinin maslahatları üzerindeki sultasına son vermeye çalışacak ve bu amaca ulaşmak ve gerçek bağımsızlığa kavuşmak için her türlü aracı kullanacaktır. Bu doğrultuda rahmetli imam Humeyni istiklal meselesine böyle bir yaklaşımı şu şekilde ifade ediyor:
Dünyanın mustaz’af milletlerinin süper güçlere ve istikbara olan en büyük bağımlılığı, fikri ve iç bağımlılıktır ve diğer bağımlılıklar da bundan kaynaklanır. Böylece fikri istiklal gerçekleşmedikçe diğer alanlarda istiklalden söz edemeyiz ve fikri bağımsızlık kazanmak ve bağımlılık zindanından kurtulmak için Müslümanlar kendi milli ve kültürel mirasına sahip çıkmaları gerekir.
Özgürlük: milli vahdet ve İslam dayanışma stratejisinde üçüncü kavram.
Özgürlük, demokrasi düzeninin gerçekleşmesi ve ayrıca milli vahdetin oluşmasının temel unsurlarından biridir. Özgürlük genellikle devletlerin içinde uygulanabilen bir durumdur ve dış ilişkiler ve uluslar arası ilişkilerle ilgisi yoktur. İslam devletleri üniter İslam ümmetinin oluşmasının temelleri olduğundan bu yüzden halkın oyları ve katılımı ile kurulan devletler olmalıdır, çünkü ancak bu şekilde üniter İslam ümmetinden söz etmek mümkün olur. Bu yüzden özgürlük, gerçek ve eksen anlamını milli vahdet üzerinden elde edilen İslami dayanışmanın gerçekleşmesi ile ifade edilebilir.
Bir çok ülkede düşüncelerin özgürce ifade edilememesi yüzünden iç istibdad ve ardından da dış sömürünün tanığı oluyoruz. İslam toplumlarında fikri hürriyet kısıtlandıkça bu toplumların diktatörlük ve istibdada doğru ilerleme hızı da bir o kadar artacaktır. Özgürlüğün gerçek anlamda var olması, tabi özellikle batı toplumlarında var olan ahlaki çöküş şekli ile değil, milli vahdet ve İslam dayanışmanın kalıcılığının temel etkenlerinden biri olacaktır.
Özgürlük veya bu olgunun talep edilmesi, tağut hükümetlerinin yıkılması ve dünya istikbarının içi boş güçlerinin kırılması için kesinlikle gereken olan bir durumdur. Bu konuda imam Humeyni şöyle diyor:
Tağutu, yani İslami ülkemizin her yerine egemen olan haksız gücü yıkmak, hepimizin görevidir. Zalim ve halk karşıtı devletler yerlerini kamu hizmeti sunan kurumlara vermeli ve İslam yasalarına göre yönetilmelidir ve yavaş yavaş İslam hükümeti yerleşmelidir.
İslami dayanışma stratejisinin ikinci düzeyi: fikri nizamın kalıcılaştırılması ve genişletilmesi ve milli ötesi inanç ve kuralların geliştirilmesi.
Biz ancak öz Muhammedi İslam’ın düşüncelerini tüm özellikleri ile birlikte ve doğru ve geniş kapsamlı olarak tüm İslami toplumlarda yaygınlaştırdığımız takdirde İslami dayanışmadan söz edebiliriz.
İslami fikri – kültürel nizam halk kitleleri arasında ve tüm kesimleri kapsayan kamuoyunda uygun yeri bulduğunda yakınlaşma ve dayanışma çerçevesinde ortak değer ve inançlar üretebilir. Bu durumun gerçekleşmesi için üç ön şartın gerçekleşmesi gerekir:
1- İslami toplumlarda üniter bir fikir ve düşüncenin yönlendirilmesi ( her türlü kişisel ve örgütsel egilimden, muğlaklıklar, hurafe ve aydın ve irticai düşüncelerin ürünü olan her şeyden uzak bir şekilde öz Muhammedi İslam’ın benimsenmesi ),
2- Güçlü sosyal ilişkilerin şekillenmesi ( aşağıda belirtildiği gibi ) ve fitnelerin ve tefrikaların bertaraf edilmesi,
3- İslami çıkarlar geniş kapsamlı ve açık bir şekilde tanımlanmalı ve sınırları belirlenmeli. Vahdet ve birliğe vurgu yapılmalı.
Ülkeler ve milletler arasında milli vahdet ve İslami dayanışma yolunda ilişkilerin güçlenmesi doğrultusunda aşağıda belirlenen düzeylerde dayanışma ve yakınlaşma sağlamalıyız:
- Olmazsa olmazlar üzerinde dayanışma: şöyle ki devletler ve milletler düzeyinde çeşitli sosyal alanlarda milli vahdetten ortak bir tanım sunmak üzere milli çıkarlar ve olmazsa olmazlar üzerinde mutabakata varmak.
- Saikler üzerinde dayanışma: çıkarlar arasında uyum sağlamak, İslami toplumların bireyleri arasında milli ve milli ötesi düzeyde işbirliği için uygun zemini oluşturmak, örneğin Kur'an'ı Kerim anayasasını kabul etmek ve tek bir ümmete ait olma duygusunu yaratmak.
- Duygusal dayanışma: duyguların arasında bağlılıkları geliştirmek. Bunun için müslümanlar arasında bir çok örnek bulmak mümkün.
Her halükarda bu önemli hedefe kavuşmak ve dini inançları yaygınlaştırmak ve kalıcı bir dayanışmaya ulaşmak için aşağıda belirlenen iki eksen etrafında çaba sarf etmek gerekir:
1- Din alimleri ve aydınları arasında pratik alanda işbirliğini geliştirmek,
2- İslam dünyasında medya ve propaganda merkezlerini geliştirmek ( İslam dünyasının çıkarlarından ortak bir tanım çerçevesinde ).
İslami dayanışmanın ön koşulu olarak gerek olan fikri – kültürel nizamın zeminini hazırlama ve yaygınlaştırma süreci, dini ve milli seçkin kesimlerin fikri ve propaganda alanlarında aktif olmalarını gerektirir. Dini seçkin tabaka dini inanç ve kültürün derinleşmesinde ve milli seçkin kesim ( dindar aydınlar ) da milli inançlar alanında stratejik rolü üstlenmelidir. İşte bu konumun öneminin bilincide olan rahmetli imam Humeyni seçkinlere sosyal ve tarihi sorumluluklarını hatırlatırken onları kültürel bir hareket başlatmaya davet ediyor ve şöyle diyor:
Bu gün Kum, Meşhed ve diğer kentlerde bulunan dini ilimler merkezleri İslam dinini ve bu inancı sunmalıdır. İnsanlar İslam dinini bilmiyordu ve şimdi sizler kendiniz bildiğiniz İslam’ı, liderlik örneklerini ve İslam hükümetini dünya halkına tanıtmalısınız ve özellikle yüksek eğitim almış üniversitelilere tanıtmalısınız.
Tabi dini aydınlar ve din alimleri tarihi görevlerini ancak şu şartların gerçekleşmesi durumunda yerine getirebilirler:
İlkin gerçek ve asil kimliklerine geri dönmek ve kendilerini zengin ve güvenilebilir fikri ve kültürel kaynaklarla donatmaları gerekir ki büyük medeniyet sermayeleri ve iç kültür desteği ile İslami düşünceleri yaygınlaştırmayı ve dini inançları derinleştirmeyi başarabilsinler.
İkincisi,din alimleri ve dindar aydınlar içinde bulundukları duyarsızlık ve güvensizlik ve tembellik duygularından kurtulmalı ki milli vahdet ve İslami dayanışma sürecinde değişim yaratan ve tarih yazan unsurlar haline gelebilsinler. Bu konuda da rahmetli imam Humeyni şöyle diyor:
Tüm müslümanların görevi, tüm İslam alimlerinin görevi, tüm müslüman bilginlerin görevi, tüm yazarlar, hatibler ve müslüman sınıfların görevi, İslam ülkelerinin zengin kültürlere sahip oldukları konusunda uyarıda bulunmalıdır. Müslümanlar kendi yollarını bumalı, yani kendilerinin bir ülkeye ve bir kültüre sahip olduklarını bilmelidir.
Kültür ve propaganda alanlarında da rahmetli imam Humeyni tüm post modern yöntemler ve kurumların geleneksel yöntemlere karşı kullanılması gerektiğine vurgu yapıyor ve bunun daha az maliyeti olacağını da kaydediyor. Ancak bu seçimde önemli olan şey, söz konusu dini kurumların öz itibarı ile İslami dayanışmayı temsil etmeleridir. Yani gerçek işlevinin yanı sıra zahirde de vahdet ve dayanışmanın propagandasını yapar. Örneğin Cuma ve cemaat namazları ve uluslar arası düzeyde hac menasiki gibi. İmam Humeyni söz konusu kurumların İslami dayanışmanın yaygınlaşması ve dini inançların geliştirilmesi üzerindeki tesiri hakkında şöyle diyor:
İslam dini bu tür kurumları, dini açıdan yararlanmak için inşa etmiştir. Burada insanların kardeşlik duygusu ve işbirliği anlayışı gelişmeli, fikirleri daha da büyümelidir. Burada siyasi ve sosyal sorunları için çözüm bulunmalı ve ardından toplu halde sorunların çözümü için çaba sarf edilmelidir.
Rahmetli imam Humeyni şöyle devam ediyor:
Eğer insanlar her Cuma günü toplanıp müslümanların genel sorunlarını tartışsaydı ve çözümü için çaba sarf etseydi, bu gün bu duruma düşmezdik. Bu gün büyük bir ciddiyetle bu tür toplantıları düzenlemeliyiz ve bu toplantılardan dinin tebliği için yararlanmalıyız ve böylece İslam’ın inanç ve siyasi eksenli hareketi gelişecek ve yükselecektir.
Gerçekte imam Humeyni bu tür toplantılardan yararlanmaya vurgu yaparken iki açıdan yararlı olacağını kaydediyor:
1- Fikri ve kültürel açılardan inançların derinleşmesi,
2- Toplumsallaştırma ve İslam ümmetinin insani gücünü bir araya getirmek ve neticede milli vahdet ve İslami dayanışmanın sağlanmasında temel rol ifa etmek.
İslami dayanışma için siyasi ve pratik hareket:
Rahmetli imam Humeyni’nin İslami dayanışmaya kavuşmak için belirlediği strateji iki katmandan oluşur:
İlkin sözü edilen fikri ve kültürel işlevidir ki bu yazının başında da bahsettik. İkincisi siyasi ve pratik harekettir.
Kuşkusuz İslami dayanışma belli bir siyasi kural ve bir ülkeyi yönetecek siyasi nizamın alt yapıları olmaksızın elde edilemez veya gerçekleşmesi mümkün değildir.
Devletlerin ve hükümetlerin dayanışma ve vahdet ile ilgili rolleri:
Rahmetli imam Humeyni bu alanda ilk görevin devletlere ait olduğunu vurguluyor ve devletlerden, milli ve dini kimliklerini değerlendirmek ve bağımlılıktan ve sömürüden kurtulmak için coğrafi sınırlarını gözetmeksizin ortak çıkarlara ve eğilimlere doğru hareket etmelerini istiyor. İmam Humeyni bu konuda da şöyle diyor:
Bizim söylemek istediğimiz şey, devletlerin milletler kıyam etmeden önce kendilerinin kıyam etmesidir. Devletler gelsin ve bir biri ile dost olsun, birlikte bir oturum düzenlesin, tüm cumhurbaşkanları gelsin ve yan yana oturarak sorunlarını çözümlesin ve herkes kendi yerinde kalsın, ama İslam’ın genel maslahatlarında, herkesin uğruna İslam dinine saldırdığı konularda birlik olsun ve bu saldırılar önlensin. Bu çok kolay bir şey.
Bu doğrultuda rahmetli imam Humeyni bazı İslam ülkelerinde iktidarda olan devletlerin akılsız, İslami olmayan bağımlı nitelikli hareketlerini de göz ardı ediyor ve tüm İslam ülkelerinin liderlerine hitaben şöyle diyor:
Biz tüm İslam ülkeleri ile kardeş olmak istiyoruz. Tüm hükümetler bir takım sapkınlıkları olduğu halde geri dönsünler ve bize kardeşlik eli uzatsınlar. Biz herkesin maslahatını ve hayırını istiyoruz.
Milletlerin ve iradelerinin İslami dayanışma stratejisindeki rolü:
İslam devletlerinin liderlerinin vahdet stratejisi ve dayanışma diplomasisinde yeterli olmadıklarını anlayınca imam Humeyni, dayanışmaya çağrı yöntemini aşağıdan yukarı süreci ile değiştirdi ve bu kez milletlere hitap ederek şöyle dedi:
Milletler, bizzat İslam’ı düşünmelidir. Biz bir çok müslümanların liderlerinden ümidimizi kesmiş bulunuyoruz, ancak milletler kendileri İslam’ı düşünmeli ve biz onlardan ümidimizi kesmedik.
Rahmetli imam Humeyni mücadelesinin ta başından beri sürekli İslam dünyasının siyasi akımlarında halk unsuruna vurgu yapmış ve genellikle de milletleri muhatap olarak görmüştür.
Milletlerin milli vahdet ve İslami dayanışmaya kavuşmaları için onları aktif hale getirerek harekete geçirmek, ancak medeni kurumlar ve onların bir araya geleceği odakların varlığı ile mümkün olur. Bu yüzden dayanışmaya kavuşmak için siyasi işlevi olan medeni kurumlar tasarlanmalıdır. Bu konuda ilahi bir lider, hikmet sahibi ve zengin bilimi ve günün siyasi gelişmeleri ve getirilerini yakından takip eden imam Humeyni kitlelerin İslami ve evrensel düzeyde örgütlenmesi için iki temel kurumu öneriyor:
- uyanış ve sömürünün çeşitli şekilleri ile mücadeleyi öngören, insani kerameti koruyan, istikbar güçlerin oburlanmasını engellemeyi hadefleyen, yağmacıların gözünü kör etmek isteyen ve İslam dünyasındaki kargaşaya son veren Mustaz’aflar partisinin kurulması. Bu konuda imam Humeyni şöyle diyor: umarın tüm dünya genelinde Mustazaflar partisi adında bir parti kurulur ve tüm mustazaflar da bu partiye katılır ve mustazafların yolu üzerinde bulunan sorunlara çözüm getirir ve doğu ve batı istikbarı karşısında kıyam eder ve artık mustekbirlerin mustazaflara zulmetmesine izin vermez. İmam Humeyni bir başka yerde de şöyle diyor: nerede ve hangi millet için olursa olsun bir sorun çıkarsa, şu Mustazaflar partisi çözümlesin.
- Hizbullah hareketinin kurulması: bu hareket şu amaçları güdmeli:
o Hükümetlerin İslami vahdet ve dayanışmaya yönelik duyarsızlığı ve becereksizliğinden doğan boşluğu doldurmak,
o İslam ülkelerinde despot ve bağımlı hükümetler ile mücadele etmek,
o Müslümanların örgütlenmesinde meşru siyasi bir kurum haline gelmek,
o Fikri ve pratik boyutlarda öz Muhammedi İslam’ın gelişme odağı haline gelmek,
o Hesaplı ve bilimsel faaliyetler çerçevesinde İslami uyanışı yönlendirmek.
Hizbullah hareketi gerçekte imam Humeyni düşüncesinden ilham alarak dini toplumlarda şekillenmekte ve bu süreçte çeşitli adlar almaktadır ki buna söz konusu hareketin İslam ülkelerinde şekillenmesini örnek verebiliriz. Hizbullah siyasi ve sosyal faaliyetler alanında dünya müslümanlarının gerçek dayanışma yolunda sarf ettikleri tüm çabaların aktifleştirilmesi yolunda atılan büyük bir adımdır.
Hizbullah hareketi özellikle Lübnan’a dayatılan 33 günlük savaşın ardından İslam dünyasının tüm siyasi mücadelelerinin eksine haline gelmiş ve bunu Müslümanların bu harekete karşı sempatisinin artmasında görmek mümkün. Hizbullah hareketi ( veya diğer adı ile İslam’ın evrensel hareketi ) şimdi de rahmetli imam Humeyni’nin derin düşünce ve bakış açısı çerçevesinde mücadele sürecini iki aşama üzerinde odaklamış bulunuyor:
1- Sosyal ve siyasi mücadele ( medya, parti, sosyal ve siyasi katılımlar çerçevesinde )
2- Sömürü ve ecnebi işgaline karşı silahlı ve askeri mücadele. Buna Lübnan Hizbullah hareketinin direnişi ve HAMAS ve Elfetih hareketlerinin Siyonist rejime karşı direnişi ve Irak’ta Amerikalı işgalcilere karşı sürdürülen haklı direnişi örnek verebiliriz.
Maalesef İslam dünyasının bazı etkin kurumları bu olaylara ve yine Yemen’in despot rejiminin Vahhabilerin ( birleşik Arap emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın ) mali ve fikri desteği ile işlediği soykırıma karşı susmayı tercih ediyor.
İmam Humeyni Hizbullah’ın askeri mücadele aşamasında müslümanlarda İran İslam cumhuriyetinin tarihi deneyimlerinden ders almalarını ve bu sürecin nasıl şekillendiğine dikkat etmelerini isterken şöyle diyor:
İslami milletleri tavsiyem, İran İslam cumhuriyeti devletinden ve İran’ın mücahid milletinden ders almalarını ve zalim hükümetleri kendi iradeleri ile devirmeleridir, çünkü müslümanları bu güne düşüren şey, doğu veya batıya bağımlı olan hükümetlerdir.
İmam Humeyni’nin düşüncesine göre mücadele, siyasi düzenleri ıslah etmek ve İslami dayanışmaya kavuşmak ve istikbar güçlerinin müslümanların kaderine müdahalesine son vermek ve istiklal ve özgürlük doğrultusunda istibdada hayır demek ve milli vahdet için zemin hazırlamak için olmalıdır.
www.irib.ir/worldservice/turkishradio/makale/571.htm