Çirkin yüzüyle yoksulluk, Beşeri toplumun, kanser tümörü gibi tedavi edilmezse, beşeri topluma yayılıp, insanî değerleri ve hayatı yok eder. Günümüze kadar farklı anlayışlar, yoksulluğun oluşum sebebi ve ona karşı mücadele metodları hakkında değişik süreci izlemiş bulunuyorlar. Fakat günümüzde, yoksulukla mücadele çeşitli devlet düzenleri ve fikri ekollerin önemli hedefleri arasında yer almış bulunuyor.
Beşeri hayatın çeki düzen verilmesi doğrultusunda ilmi gelişmeler sağlandığı halde, yoksullukla mücadelede çağdaş politikacılar ve yöneticiler başarısız kalmışlardır. 20. yüzyılın yarısında yoksullukla mücadelede çeşitli ülkeler kalkınma planları yürürlüğe koydukları halde, bu konuda yeterli ve sonuç verici girişimler henüz yapılamamıştır.
Dünya toplumları arasındaki fahiş gelir uçurumunu, ülkelerarası eğitim ve sağlık seviyesi farklılığı, yetersiz beslenme ve sağlıksız şartlardan dolayı çocukların ölümü, 21. yüzyılın başlarındaki yoksulluk ve eşitsizliği gözler önüne seriyor. Nitekim uluslar arası istatistiki verilere göre, dünyanın % 20'lik en zengin kesimi, dünyada % 45 et tüketimini tekellerinde bulunduruyor. Halbuki dünyada 800 milyon insan açlık krizi yaşıyor. Avrupalı ülkelerde kişi başına ortalama günlük protein tüketim miktarı 120 gramdır. Fakat Afrika ülkelerinde bu rakam günlük 20 grama bile ulaşmıyor. Günümüzde Afrika halkının % 50'si, sağlıklı içme suyundan ve sağlık sisteminden yoksundur.
21. yüzyılın başlangıcından itibaren dünya ekonomisi daha adaletsiz bir sürece şahittir. Günümüzde dünya ülkelerinin sadece % 25'i en yüksek gelişim kaydedip, modern ve müreffeh bir hayat yaşıyorlar. Halbuki bir çok toplum ve ülke halkı yetersiz beslenme, işsizlik ve sosyo-ekonomik fesatla karşı karşıyadır. İstatistiki verilere göre, yoksullukla eğitimsizliğin birbiriyle direkt bağlantısı vardır. Elbette bu durum daha çok 3. dünya ülkelerinde müşahede ediliyor. Ülkelerin yoksulluklarından ötürü, ekonomik durumu zayıf olan aileler çocuklarını okutamıyor, veya çocuklar okulu terk ederek, çocuk işçiler olarak çalıştırılıyorlar. Bu yüzden bu üzücü ve çileli duruma son verecek bilimsel ve pratik bir proje yürürlüğe konulmalıdır.
Sosyologlar ve ekonomistlere göre, batılı ülkeler, özellikle Amerika dünyadaki yoksulluğun yayılmasına etkin rol oynamaktadırlar. Gerçekler de bu meseleyi ispatlıyor. Günümüzde hala yoksul ülkelerden zengin ülkelere doğru servet ve zenginlik akıp gitmektedir. Kalkınmakta olan ülkelerin ekonomik yetersizlik ve düzensizlik sebeplerinden biri süper güçlerin çıkarcı ve rantçı politikalarıdır. Söz konusu gelişmiş ülkeler ve batılı güçler, kalkınmakta olan ülkelerin siyasi ve askeri rekabetlerini suistimal ederek, bu toplumlara ağır mali yükler dayatmaktadırlar. Kalkınmakta olan ülkeler ayrıca, tüketim harcamalarını temin edebilmek için, borçlanmak ve kredi almak zorunda kalıp, dış borç miktarını arttırıyorlar. Nitekim bazı güçlü ve gelişmiş ülkeler kalkınmakta olan ülkelere karşı ekonomik politikaları dayatarak söz konusu ülkelerin ekonomik yapısını çökertip, halk kitlelerine yoksulluk ve geçim sıkıntısı dayatıyorlar.
Elbette yoksulluk kalkınmakta olan ülkelere özgü bir sorun değildir. Nitekim sanayileşmiş ülkelerdeki bazı halk kesimleri de uygun olmayan şartlarda yaşıyorlar. Bu ülkelerdeki yoksulluğun sebebi, ekonomik düzenlerinden kaynaklanıyor. Kapitalizm ve sermayedarlık sisteminde, maddi ve ekonomik refah imkanları sadece özel ve dar kesimlerin tekelindedir. Çoğunluğu oluşturan diğer kesimler sıradan bir hayat şartlarına sahiptirler. Sermaye düzeninde, herkes yüksek ve bol miktarda para kazanmak için batı fırsatlar ve imtiyazlar elde edip, kollamaya çalışmaktadır. Fakat bu fırsatlar, zenginlerle büyük ekonomik kuruluşları ve firmaların eline geçmektedir. Çünkü sermaye düzeninde serbest Pazar, güç ve iktidara kaynaklık edip, sermayedarların diğer toplumsal kesimleri rekabet sahnesinden dışlarlar.
Yoksulluk ve eşitsizlik dünyanın neresinde görülürse görülsün, istenmeyen bir olaydır. Yoksulluk, siyasi, kültürel ve toplumsal alanda yıkıcı sonuçlar doğurur ve milletlerin rüşt ve yükselişini engeller.
http://trk.irib.ir/index.php?option=com_content&task=view&id=6061&Itemid=38