Bu ittihamlara örnek olarak "Şia Hz. Ali ve evladına tapmaktadır, onların uluhiyyetine inanır, Hz. Muhammed (s.a.a)'in son Peygamber olduğunu inkar eder, Peygamberimizden sonra Ali ve evlatlarına da vahiy indirildiğine inanır, bazı sahabelere küfr ve düşmanlık eder, Kur'an-ı Kerim’in tahrif edildiğine, birçok ayetin çıkarıldığına inanır, vahyi getirmekle görevlendirilmiş Cebrail-i Emin'in Hz. Ali'ye hiyanet ettiğini ve vahyi Hz. Ali yerine Hz. Muhammed (s.a.a)'e indirdiğini iddia eder" gibi iftiralar gösterilebilir.
Şia'ya yönelik haksız saldırıları içtihadla ilgili konular ve batıl töhmetler diye iki bölüme ayırabiliriz. İçtihadla ilgili konularla ilgili olarak şu kadarını hatırlatalım ki: Müçtehid eğer içtihadında hata yaparsa mazeretlidir, kaldı ki içtihadının gerçekle mutabık olması da mümkündür. Batıl ve temelsiz ithamlara, iftiralara gelince bunlara kısaca değinmek istiyoruz:
1- Hz. Ali ve evladının uluhiyyetine inanç: Şia bu töhmetten beridir. Çünkü şiiler namaz ve hutbelerinde her gün birkaç defa "Lailaheillallah" derler ve tüm müslümanlar gibi Kur'an-ı Kerim'in tamamına inanırlar. Allah (c.c) şöyle buyurur:
“Göklerde ve yerde olan (herkesin, herşeyin) tümü, Rahman (olan Allah)a yalnızca kul olarak gelecektir.”[39]
“Ey insanlar, siz Allah’a muhtaçsınız; Allah ise Gani (hiç bir şeye ihtiyacı olmayan)dır, Hamid (övülmeye layık)tır.”[40]
2- Hz. Muhammed (s.a.a)'in hatemiyyetini inkar. Bu töhmet de birincisi gibi asılsızdır. Çünkü Hz. Ali, Resul-u Ekrem'in pak bedenini guslederken şöyle buyurdu: "Annem ve babam sana feda olsun, ey Allah'ın Resulü! Hiç kuşkusuz senin ölümünle sona eren şey, önceki enbiyanın ölümüyle sona ermemişti.”[41]
İmamiyye alimleri nübüvvetin sona erişini çeşitli şekillerde inkar eden Bahaiyyet, Babiyyet ve Kadyaniliği reddetmek hususunda bir çok kitap yazmışlardır. Bu satırların sahibi de "Mefahim-i Kur'an" kitabından konuyu ayrıntılarıyla işlemiştir.
3- Sahabeye düşmanlık ithamı. Bu da öncekiler gibi temelsiz bir iddiadan ibrettir. Şia sahabeyi masum bilmemekle birlikte onlara karşı düşmanlık da beslemez. Kaldı ki sahabeden birçoğu Haşimoğulları’ndan olup bunlara karşı Şia'nın özel bir muhabbeti vardır.
4- Kur'an-ı Kerim'in tahrifi konusu: Şia, Ehl-i Beyt (a.s) zamanından günümüze kadar Kur'an-ı Kerim'in tahrif edilmediği görüşünü savunur. İmamiyye ulemasının konuyla ilgili görüşlerini "Mefahim-i Kur'an" adlı kitapta toplayarak Şia'nın Kur'an hakkındaki görüşünü açıkça ortaya koyduk. Ancak Şia uleması arasında tarih boyunca birkaç kişi tahrife dair görüşler ileri sürmüşse de bu onların şahsi görüşüdür. Hatta merhum Kuleyni'nin "Usul-u Kafi" adlı hadis külliyatında tahrife diar hadisler nakledilmiştir. Ama Şia’nın görüşünün bu olduğuna diar kimse bir delil gösteremez. Çünkü Usul-u Kafi, öteki birçok hadis kitabı gibi sahih ve gayri sahih hadisleri toplamıştı ve Şia nezdinde "Usul-u Kafi"deki bütün hadislerin sahih olduğuna dair bir iddiaya rastlanmaz. Şia kendi hadis kitaplarına Ehl-i Sünnet'in "Sahih-i Buhari" veya başka bir hadis külliyetine baktığı gibi bakmaz, bütün hadisleri cerh ve tadile tabi tutar. Kaldı ki bu gibi sahih olmayan görüşlere sadece Şia arasında değil Ehl-i Sünnet arasında da rastlanmaktadır. Ehl-i Sünnetten bazıları da Kur'an'ın tahrif edildiği görüşündedirler ve bu konuda Sihah-i Sitte'de birçok hadis rivayet edilmiştir.[42] Bazıları tahrifi, tilaveti nash olmak diye tefsir etmişlerdir.
5- Cebrail-i Emin’i hiyanetle suçlama: Bu töhmet Yahudiler tarafından veya Yahudiler’den etkilenerek İslam'a sokulmuş ve Şia'ya nisbet verilmiş bir iftiradan başka bir şey değildir. Çünkü Yahudiler Cebrail'in hiyanet ederek nübüvvetin İshak (a.s) soyundan İsmail (a.s) soyuna aktardığını iddia ederler. Şia'ya yönelik bu iftira gerçekte Yahudiler’den alınarak Şia'ya yamanmak istenmiştir. Bu iftira kıble ehline yapılan büyük bir zulümdur.
6- Sahabelerin Adaleti Konusu: Şia ile Ehl-i Sünnet arasındaki ihtilaflı konulardan biri sahabenin hepsinin veya bir bölümünün adaletiyle ilgilidir. Ehl-i Sünnet sahabelerin tamamının adil olduğu görüşünü savunurken Şia sahabelerden bazılarının adil olduğuna inanır. Her iki taife de görüşlerini ispat etmek için deliller ileri sürerler. Sahabelerden bazılarının adil olmadığına inanan birinin, kafir olduğunu, dinden çıktığını kim iddia edebilir? Halbuki Resul-u Ekrem (s.a.a) İslam'a yeni giren birinden, sahabenin adaletine dair herhangi bir soru sormaz ve onu müslüman olmanının şartı olarak görmezdi. Kaldı ki Kur'an-ı Kerim, Peygamberin ashabını birkaç gruba ayırır:
1- Sabikin.
2- Diyarlarından ve mallarından hicret edenler.
3- Ashab-ı Feth.
4- Münafikun.
5- İmanları zayıf ve kalpleri hasta olanlar.
6- Fitne ehli.
7- Müellifet-ul Kulub.
İmanlarının dereceleri, dini vecibeleri yerine getirme ve başka açılardan aralarında farklılıklar olan sahabelerin hepsini bir tek kavramla değerlendirmek nasıl mümkün olabilir?
__________________