Dr. Huseyin Hatemi'nin Yenişafak'taki köşesinden "Güvenilir Kitap" başlığıyla yazdığı makalesini sunuyoruz:
Kur'an-ı Kerim; artık yeni bir kitab gelmeyeceği için, tahriflere karşı korunmuştur. Bu sebeple de tam olarak güvenilebilecek tek Kitab'dır. Kitab-ı Mukaddes'de de şüphesiz tahrif edilmemiş yerler vardır. Ne var ki özellikle Ahd-i Atıyk'e Allah'ın emri olmalarına imkân bulunmayan cümleler karıştırılmıştır. Bu sebeple, Tabiî Hukuk ve Evrensel Ahlâk'ın güvenilir ve temel kaynağı olarak ancak Kur'an-ı Kerim'i zikredebiliyorum.
Bunu söylemek suç mudur? Olamaz! Gazi Paşa bunu açıkça ve üstelik cami kürsüsünden söylemiştir. (Balıkesir Hutbesi) Sonra da geri almamıştır. Hiçbir İstiklâl Mahkemesi hâkimi veya savcısı da Balıkesir Hatibi'ni sıygaya çekmeye kalkışan bir “Laik Molla Kasım” olmayı düşünmemiş, Şapka Kanunu'ndan önce yazılan Şapka Risalesi dolayısıyla Atıf Hoca'nın başına gelenler zihinlerden bile geçmemiştir. Gazi Paşa'nın Balıkesir Hutbesi; Dağ ve Veda' Hutbeleri çizgisindedir.
Kur'an-ı Kerim'in; Tabiî Hukuk ve Evrensel Ahlâk'ın güvenilir temel metni olduğunu (Zikrun lil-Âlemîn) kabul edip etmemekte “özgür”üz. İnsan bu yargıyı ya kabul eder veya etmez. İnananlar, inandıklarını söyledikten sonra, artık “kıvıramazlar” -İnanıyor musun kardeş? - Duruma göre! Aslında azıcık inanıyorum diyebilirim. Yahut şöyle ifade edeyim: Başörtülü anneannemin yanında inanıyorum, lâkin meselâ bazı önemli ve güçlü kişilerin yanında inanmıyorum. Takıyye ahlâksızlıktır, bakın ben dürüstçe, yerine göre - yeri geldikçe inanıyorum, inanmamanın yeri geldikçe de inanmıyorum. “Acemler”, inandıkları halde inanmadıklarını söylemelerinin caiz olduğunu, bunun da meşru müdafaa şartlarıyla caiz olacağını söyleyerek “içtensizlik” ve “ahlâksızlık” savunucusu oluyorlar. Şu halde bu takıyyecilere karşı bir Sünnî ittifakı kurulması gereğine de yeri gelince inanıyor, yeri gelince inanmıyorum. Örneğin, Doğal Gaz Anlaşması'na imza atmam söz konusu ise, inanmam, ABD yetkilileri veya bağımlıları ile bir anlaşma yapıyorsam inanırım. Postmodern Âmentü'nün de “mütehavvil skala”ya bağlı olması gerektiğine yoksa sen inanmıyor musun?
-Hayır inanmıyorum, ılımlı-değişmiş Beyefendi! Bukalemun denen mahlûk senden üstün bir durumdadır. Çünkü o Garib, “meşru müdafaa” içgüdüsüyle “araziye uyuyor”, sen ise bencil bir çıkarcılıkla, çıkar sağlamak için araziye uyuyorsun! Meşru müdafaa şartları varsa, mü'minlerden olmadığını söylemek veya îmanını gizlemek caizdir. (Ammâr Ruhsatı) Meşru müdafaa yine Tabiî Hukuk'a dayanan, O'ndan kaynaklanan bir Hukuk'a uygunluk sebebidir. Oysa “çıkarını koruma mülâhazası”, Hukuk'a ve Ahlâk'a uygunluk sebebi değildir. Hakk ve bâtıl karşılaştığı zaman, insanın ahlâkî sorumluluğu Hakk'ın safında yer almasını gerektirir. “Hakk bir içtihattır, batıl da bilem bir içtihattır, içtihat ile içtihat nakz edilemez, içtihat kapısı da kapanmıştır, şu halde ben bâtıla uysam, menfaatim bunu gerektiriyorsa, hem dünyalığımı alicem, hemi de, bâtıl da olsa içtihat eden ve bu içtihada uyan da iki sevaba değilse bile bir sevaba nail olacağından, bi de cennet kazanicem” muhakemesini külâhım dahî dinlemez. Münkir ve Nekir, Rıdvan ve Malik hiç dinler mi?
İnsan aynı zamanda Allah'a ve Tagut'a (Mammon'a) kulluk edemez (İncil), Allah insanın “sadr”ında iki “gönül” yaratmamıştır. (Ahzâb, 33/4).
Ey Azîzan, aklımızı başımıza toplayıp seçimimizi buna göre yapmamız gerekir. CSIS Türkiye Araştırmaları Başkanı sıfatıyla bir bî-meymenet, mü'minlerin yüreğine korku salmak istiyor. Meymenetli olsa idi, bu makama getirilir mi idi? Hangi milletten olduğunu bilmiyorum, İranlı da olabilir. Bush'un İran'a saldırma niyetinin, kesin olduğunu ima ediyor, Türkiye'nin; müttefiki ABD ile yeniden oturup konuşmasını tavsiye ediyor. Başbakan'a, Bush “adın ne? -Mülâyim!- Sert olsan ne lâzım gelir?” minvali üzere konuştuğu, “PKK'ya silâh yardımı yolları/Size istihbaratlı kurşunlar!” dediği halde, “Başbakan'ın sert açıklamaları Beyaz Saray'da etkili oldu” diyebiliyor. (Yeni Şafak 13 Kasım 2007)
Ey Azîzan, safderunluğun da bir hududu vardır. Bir mü'minin de seçimini mutlaka Hakk'ın safında yapması gerekir. Başka sözüm ve bir üçüncü çözüm yok!