Vakit gazetesinden Kenan Kıran, Raşid el-Gannuşi’yle görüştü. Kıran’ın hazırladığı haber ve röportaj:
Nereden nereye gelindi!
İslâm dünyasının önemli fikir adamı, Tunus’taki İslâmi Yöneliş Hareketi olarak ortaya çıkan Nahda Hareketi’nin lideri Raşid el Gannuşi, Vakit’e konuştu. Raşid el Gannuşi, Türkiye’nin başörtü yasağını sokakta dahi uygulayan Tunus’u örnek almasını eleştirdi ve “Tunus, Osmanlı’nın bir vilayetiydi” dedi.
Yahudilerin kendi güçlerini kullanmadığını, Batı ülkeleriyle işbirliği yaptığını hatırlatan Raşid el Gannuşi, “İngiltere, Fransa, Amerika ve değişik Batılı ülkelerin gücünü kullandılar. İngiltere onlara toprak verdi ve devlet kurmalarını sağladı. Fransa, onlara nükleer silah yapmayı öğretti. Amerika, onları her yönden himaye etti. Yahudiler, kendi gücüyle değil, Batı’nın gücüyle etkili olmuştur” diye konuştu.
Başta Türkiye’de olmak üzere dünyanın değişik ülkelerinde gençlerin İslâm’a yönelmesine vesile olan Gannuşi, İngiltere’de yaşıyor. Tunus’un laikçi diktatörlüğü, Gannuşi’nin Tunus’a girmesine izin vermezken, ailesinin de ülke dışına çıkması engelleniyor. Uluslararası Kudüs Müessesi, İslâm Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği, Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı (TGTV) ve Filistin Dayanışma Derneği (FİDDER)’nin ortaklaşa organize ettiği “Uluslararası Kudüs Buluşması” için İstanbul’a gelen Raşid el Gannuşi ile Tunus’taki uygulamaları ve Filistin’de yaşananları konuştuk. İşte sorularımız ve Gannuşi'nin verdiği cevaplar:
* Kudüs’e yönelik toplantının İstanbul’da yapılması nasıl değerlendirilmeli?
- Filistin davası tüm ümmetin davasıdır. İstanbul İslâm dünyasının başkenti gibi bir şehirdir. Tarihte de önemli başkentlerden olmuştur. Filistin’in ve Kudüs davasının İstanbul’da bir toplantıda gündeme gelmesi son derece yerinde ve isabetli olmuştur.
* İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde konuşmasından ziyade İstanbul’da yapılan toplantı öne çıktı. İsrail ve dünya medyası söz konusu toplantıya tepki gösterdi…
- Bu tepkiler normaldir. Filistin çıkarlarına uygun sonuç çıkmışsa çok fazla garipsememek gerekir. HAMAS’sız bir barış olur mu? Filistin’de barış ancak hak sahiplerine hakları geri verildiğinde gerçekleşir. Masa başında yapılan görüşmelerle değil.
* Türkiye ile İsrail arasında stratejik ve askeri anlaşmalar yapıldı. Bu anlaşmalar Arap ülkelerinde nasıl görülüyor?
- Arap toplumları, Osmanlı’yı hep övgüyle ve hayırla anarlar. Osmanlı’da hilafetin çeşitli hatalarının olmasına rağmen hilafet devletini hayırla anmaktalar çünkü Osmanlı, Filistin üzerine pazarlık yapmamıştır. Bilhassa Sultan Abdulhamid’i hayırla anmaktalar. Çünkü her ne karşılıkla olursa olsun Filistin topraklarını satmaya kalkışmamıştır. Osmanlı ordusu, Filistin ve Kudüs’ü savunmak için kan ve can vermiştir, her türlü fedakarlığı göze almıştır.
Filistin toplantısının Türkiye’nin ev sahipliğinde yapılması yine Arap toplumları nezdinde son derece takdire şayan hareket olmuştur. Fakat Türkiye Cumhuriyeti tarihinde İsrail’in meşru kabul edilmesi ve vasiyetine girilmesi onaylanmamıştır. Şu an işbaşında olan siyasetçiler geçmişten gelen ağır bir yükü sırtlarında taşıyorlar ve zorluk çekiyorlar. Siyonist İsrail devletiyle ilişki içine girilmesi sadece Arap halkına karşı bir tavır değildir. Bu tüm İslâm menfaatleriyle alakalıdır. Bu ilişkiler İslâm ümmetinin menfaatine aykırıdır. Geçmişte doğrudan ilişki içine giren ve İsrail’i meşru tanıyan Mısır, Ürdün, Moritanya gibi ülkelerin tutumları da tepki görmüştür.
* İsrail, 4,5 milyon (dünyada toplam 15 milyon) nüfusu ile Filistin’de katliam yapıyor. 1,5 milyarlık İslâm dünyası neden ayağa kalkamıyor?
- Aslında Yahudilerin sayısı 15 milyon bile değil çünkü nüfus olarak sürekli azalıyor. Böyle bir azınlıkla nasıl oluyor da büyük çoğunluğa karşı etkili oluyor? Bu önemli bir soru.
Bunda üç etken var. Birincisi, Yahudiler bize karşı kendi güçleriyle bir şey yapmadılar, Batı’yla işbirliği yaptılar. İngiltere, Fransa, Amerika ve değişik Batılı ülkelerin gücünü kullandılar. İngiltere onlara toprak verdi ve devlet kurmalarını sağladı. Fransa, onlara nükleer silah yapmayı öğretti. Amerika, onları her yönden himaye etti. Yahudi kendi gücüyle değil, Batı’nın gücüyle olmuştur.
İkinci olarak bizi kendi içimizden vurdu, İslâm dünyasını parçalayıp 60 devlete ayırdı. İslâm ümmeti tek bir hilafetin altında toplandığı zaman bu hilafet zayıf olduğu dönemlerde bile, Yahudi istediğini gerçekleştirememiş ve üstünlük sağlayamamıştır. Osmanlı’nın zayıf olduğu dönemlerde bile Yahudi, Filistin’den bir karış toprak alamamıştır. Sultan Abdülhamid, Siyonistlerin Filistin’den toprak satın almak için yaptıkları cazip teklifleri elinin tersiyle reddetmiş ve teklifleri sunanlara hakaret etmiş ve ‘Burası benim toprağım değil, ümmetin ve milletimin toprağıdır. Buradan size bir şey veremem.’ demiştir. Buradaki ikinci etken bizim zayıflığımızdır.
Üçüncü etken onların birlik içerisinde olmasıdır. Yahudilerin sayısı azdır ama birlik içinde olarak güçlerini birleştirmişlerdir. Birlik içinde olan azınlık, dağınık durumdaki çoğunluğa üstün gelir.
* Tunus’ta Müslümanların durumu nasıl?
- Tunus Arap dünyasının bir parçasıdır. Arap dünyasında devlet ve halkların durumuna bakmak gerekir. Devletlerin durumunda maalesef olumlu bir gelişme yok, bilakis olumsuz gelişmeler daha yoğun. Tunus’ta da aynı durum söz konusu. Devletin baskısından dolayı başörtü yasağı sürüyor. Hapishanelerde 1 milyon insan mahkum durumda. Baskı ve şiddet sürüyor. Halka baktığımız zaman müspet gelişmeler görüyoruz. Dinlerine sarılıyorlar. Hayatlarını yeniden İslâmi şekilde düzenlemeye çalışıyorlar.
* Türkiye ve Tunus’ta devletin uygulamaları birbiri ile örtüşüyor… Başörtüsü yasağı sadece Tunus ve Türkiye’de var. Bu iki ülke model mi?
- Tunus, Osmanlı’nın bir vilayetiydi. (Gülüyor) Türkiye’de demokrasi var, seçimlere giriyorlar ve demokratik sonuçlar alıyorlar. Türkiye’den iyi şeyler almamışlar. Türkiye’de asker bir partiyi İslâmi kimliğinden dolayı kapattığı zaman başka bir parti kuruluyor. Tunus’ta bu yok. Tunus’ta polis otoritesi var. Tunus polisi buna da izin vermiyor. Parti kapatıldığında ilelebet unutuluyor.
Tunus Devlet Başkanı Habib Burgiba, Atatürk’ten etkilenmiş biriydi. Burgiba, bir konuşmasında ‘Atatürk hayatında bir hata yapmıştır’ dedi. Bunun üzerine Türk Büyükelçiliği buna itiraz etti ve ‘Nedir bu Atatürk’ün hatası’ diye Burgiba’ya sordu. Burgiba da, ‘Atatürk laikliği ilan etti ve uyguladı. Halbuki Atatürk’ün önce İslâm devletini ilan etmesi, sonra da laikliği uygulaması gerekiyordu. Atatürk, benim dediğim gibi yapsaydı, dine ve İslâm’a da hakim olurdu. İslâm’ı da istediği gibi şekillendirirdi’ dedi.
--------------------------------------------------------------------------------
RAŞİD EL GANNUŞİ KİMDİR?
1941’de Güney Tunus’ta dünyaya geldi. İlkokul öncesinde Kur’an eğitimi aldı. Daha sonra babası tarafından Zeytune Medresesi’ne gönderilen Gannuşi bir süre bu medresede okudu. 1963’te öğrenim için bulunduğu Mısır’dan, Tunus büyükelçiliğinin baskısı dolayısıyla ayrılarak Suriye’ye geçti. Dımeşk (Şam) Üniversitesi’nin Felsefe bölümünü bitirdikten sonra 1968’de yüksek lisans öğrenimi için Paris’e geçti. Ancak bu öğrenimini tamamlayamadan 1969’da Tunus’a döndü. Aynı yıl Abdülfettah Moro’yla birlikte İslâmi Yöneliş Hareketi’ni kurdu. 1981’de kanuni örgütlenme hakkı istediğinden hareketin diğer ileri gelenleriyle birlikte tutuklandı. 1984’te serbest bırakıldıysa da 9 Mart 1987’de tekrar tutuklandı ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Bin Ali’nin ülke yönetimini ele almasından sonraki Ramazan Bayramı’nda (18 Mayıs 1988) serbest bırakıldı. Ancak 1990’da, Bin Ali’nin baskı uygulamalarının artmasından sonra Tunus’u terk etmek zorunda kaldı.
NAHDA HAREKETİ NASIL KURULDU?
Bugün Tunus’taki en önemli İslâmi hareket, başlangıçta İslâmi Yöneliş Hareketi olarak ortaya çıkan Nahda (Diriliş) Hareketi’dir. İslâmi Yöneliş Hareketi, 1969’da Raşid el Gannuşi’yle Abdulfettah Moro’nun öncülüğünde kurulmuştur. Tunus yönetimi ilk kuruluş yıllarında İslâmi Yöneliş Hareketi’yle bir çatışmaya girmedi. Ancak güçlenmeye başladığını görünce bu harekete karşı şiddetli bir baskıya başvurdu. 1981’de İslâmi Yöneliş Hareketi’nin legal teşkilatlanma hakkı almak üzere İçişleri Bakanlığı’na başvurması üzerine hareketin ileri gelenlerinden 106 kişi tutuklandı. Zeynelabidin Bin Ali iktidarı ele aldıktan sonra sürgündeki İslâmi Yöneliş mensuplarının Tunus’a dönmelerine izin verdi ve bu hareketin siyasi yönden örgütlenmesine izin vereceği vaadinde bulundu.
‘İSLAMİ DİRİLİŞ’İ EZMEYE KALKTILAR
İslâmi Yöneliş’in ileri gelenleri de yönetimle uyum ve uzlaşma içinde çalışabilmek için hareketlerinin adını Nahda (Diriliş) olarak değiştirdiler. Ancak çok geçmeden yönetim tutumunu tamamen değiştirerek Nahda’ya karşı şiddet uygulamalarına başvurdu. Hareket mensuplarından pek çok kimseyi tutuklattı. Lider Raşid Gannuşi başta olmak üzere hareketin ileri gelenlerinin çoğunu vatanlarını terk etmeye zorladı. Yayın ve eğitim faaliyetlerini tamamen durdurdu. Bu harekete destek verdikleri bilinen ticari kuruluşları kapattırdı. Nahda hareketiyle ilgisi olduğu tespit edilenlerin çoğu ya hapis ya da sürgün hayatı yaşamaktadır.
TUNUS MODELİNİN MİMARI DEMİREL
28 Şubat sürecinden hemen sonra Mayıs 1998’de dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile YÖK Başkanı, rektörler ve Diyanet İşleri Başkanı, Tunus’a ziyarette bulunmuş, Tunus ile “Kültürel Değişim Programı" imzalanmıştı. Söz konusu ziyaretin ardından başta üniversiteler olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşlarında başörtü yasağı uygulanmaya başladı, Kur’an kursları kapatıldı. Projenin son ayağı olarak medyanın da desteği ile kamusal alan tartışmaları adı altında sokakta bile başörtüsüne yasak konularak Tunus modeli tamamlanmaya çalışıldı.