IQNA

Düşünce ve Bilgi

Din dersleri gerekli mi?

11:21 - November 30, 2007
Haber kodu: 1606817
Anayasa değişikliği gündeme geldiğinden beri tartışılan konuların başında zorunlu din dersi geliyor. Laiklik ve Alevilik konularını da içeren din derslerinin zorunluluğu meselesi, AİHM’in verdiği karar da düşünüldüğünde, başat konu olmaya devam edecek.
Konuyla ilgili Zaman’ın Prof. Dr. Recep Kaymakcan’la yaptığı röportaj hem süreci özetliyor hem de zengin materyallerle önemli tahliller içeriyor. Röportajın tamamı:

Din kültürü ve ahlâk bilgisi dersi sosyal barış için gereklidir

Sunuş: Konu sıcaklığını korurken geçtiğimiz hafta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Alevi bir velinin başvurusu üzerine verdiği karar, tartışmaların yoğunlaşmasına sebep oldu. Önümüzdeki günlerde de epey konuşulacak olan zorunlu din eğitimi meselesini Prof. Dr. Recep Kaymakcan'a sorduk. Prof. Dr. Kaymakcan din eğitimi üzerinde uluslararası çalışmalara imza atmış Türkiye'nin sayılı uzmanlarından. Prof. Dr. Kaymakcan'a göre dile getirilen sorunlar müfredat düzenlemesi ile çözülebilecekken anayasa değişikliğini tartışmak Türkiye için vakit kaybı...

***

AKP'nin hazırladığı yeni anayasa taslağında din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin statüsü ile ilgili ne gibi bir değişiklik söz konusu?

Önce mevcut uygulamayı hatırlamak lazım. 1982 Anayasası'nın 24. maddesine göre din kültürü ve ahlak bilgisi dersi ilk ve ortaöğretimde zorunlu bir derstir. Yeni anayasa taslağı ile hâlihazırdaki statü ve uygulama değiştiriliyor ve iki alternatif sunulmakta. Anne-babanın talebi ile din dersi konulması ya da zorunlu statüsü devam etmekle beraber öğrencinin bu dersten muaf olması. Yani "talep" ya da "muafiyet" esasına dayanıyor yeni teklif. Bu noktada ikinci alternatifte yer alan "zorunlu" kelimesi oldukça yanıltıcı. Çünkü arkasından gelen ifade, bu zorunluluktan muafiyeti getirmektedir. Dolayısıyla bu durum, okullarda din öğretiminin hukukî statüsünde bir geri dönüşü ifade etmektedir.

Sizce bu değişikliğin gerekçesi ne olabilir?

Bir anayasa değişikliği söz konusu ise mevcut uygulamada ya büyük problemlerin olması ya da daha iyi bir uygulamanın yerine konulması lazım. Yeni anayasa taslağı ve gerekçesinde bunları göremiyoruz. Kamuoyunda sıkça dile getirilen bir gerekçe şu: Avrupa Birliği (AB)'ne uyum çalışmaları kapsamında bir düzenleme...

AB'den bir talep var mı peki?

Böyle bir talep olamaz. Çünkü AB müktesebatında din eğitimi ve öğretimiyle ilgili üye ülkeleri bağlayıcı herhangi hukukî bir düzenleme yok. Hatta 1999 yılında yürürlüğe giren Amsterdam Sözleşmesi ile 'üye ülkelerdeki din-devlet ilişkilerindeki statüye saygı duyulur' denilerek bir anlamda din eğitiminin her ülkenin kendi gerçekleri doğrultusunda uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Kamuoyunda "AB, din dersine karşıdır" düşüncesi bilgi eksikliğinden ileri gelmektedir. Fransa hariç bütün ülkelerde din dersi zorunlu, seçmeli ya da isteğe bağlı olmak üzere bulunmaktadır. Azımsanmayacak sayıda AB ülkesinde ki örnek vermek gerekirse; Almanya, İngiltere, Romanya, İsveç, İrlanda ve Yunanistan'da din dersi zorunlu bir derstir. AB ülkelerinde uygulanan mevcut tek bir modelden söz edemeyiz.

Mevcut uygulamayı laiklik ilkesine ters bulanlar var...

Maalesef bu tartışma hep olagelmiştir. Din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin ilkokulda isteğe bağlı olduğu 1949 yılında bile belli çevreler bu derse laiklik adına karşı çıkmıştır. Bugünkü tartışmalara ışık tutması için belirteyim; bu konu ile ilgili bir yargı kararı da mevcuttur. 2000 yılında Danıştay 8. Dairesi bir velinin bu ders ile ilgili itirazına cevaben bu dersin amacının temel bilgiler yanı sıra öğrenciye "kültür" kazandırmak olduğunu belirtmiş ve laiklik açısından bir sorun olmadığını açıkça dile getirmiştir. Bakın anayasa profesörü olan Mümtaz Soysal "100 Soruda Anayasanın Anlamı" adlı kitabında ne diyor: "Zorunlu din dersi Türkiye Cumhuriyeti'nin kendine özgü laiklik anlayışının sonucudur". Bunun altını çizmek isterim.

Alevi vatandaşların itirazları var, açılan davalar gündeme geliyor... Geçtiğimiz günlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararında "din kültürü ve ahlak bilgisi" dersinin tarafsızlık, çoğulculuk, dinî ve felsefî inançlara saygı kriterlerini karşılamadığını belirtti...

Davadan başlarsak, bir Alevi veli tarafından 2004 yılı başında açılmış bir davaydı. Türkiye'de savunmasında, bu dersin herhangi bir dini ya da mezhebi esas almayan bir kültür dersi olduğunu ve herhangi bir inancın benimsetilmeye çalışılması gibi bir amacın olmadığını savundu. Kararın gerekçelerini incelersek bu dersin daha katılımcı, eleştirel ve programın daha eşitlikçi olması gerektiğinin altı çiziliyor. Sure ezberletilmesi ve ibadetler konusuna ayrıntılı yer verilmesi de karar özetinde eleştirilen noktalar. Türkiye'ye yönelik doğrudan dersin hukukî statüsüne yönelik bir değişiklik isteği yok. "Müfredatını gözden geçir, eksiklikleri tamamla" diyor. Bu kararı bir dönüm noktası gibi algılamak yanlış. Hatta şunu söyleyebilirim; bazı kesimlerin beklentilerinin çok altında bir karardır. Bir de bu mahkeme açıldıktan sonra 2005 yılında bu dersin programı ile ilgili çok ciddi değişikliğe gidildi. Bu dava bu değişikliklerden önce açıldı.

Mesela ne gibi değişiklikler yapıldı?

Öncelikle dersin bir din kültürü dersi olması yönünde oldukça önemli adımlar atıldığını görüyoruz. İslam haricindeki semavi dinler (Musevilik ve Hıristiyanlık) objektif olarak öğretiliyor. Dinler arasındaki ortak noktalar ön plana çıkarılıyor. Önceki programlarda bu dinlere İslamiyet açısından bir bakış söz konusu idi; yani bir tür "ötekileştirme" vardı. Yeni programlarda ve ders kitaplarında bu yok mesela. Diğer bir yenilik, ilk defa ortaöğretim programında İslam içi yorumlar altında Aleviliğe de yer verildi. Türkiye Cumhuriyet tarihinde din eğitimi ve öğretimi adına bu, önemli bir başlangıçtır. Tabii ki mevcut durumun geliştirilmeye ihtiyacı olan yönleri var. Mesela Alevilik ile ilgili konulara daha fazla yer verilmelidir. Bu dava sonunda bunun daha ciddiye alınacağına inanıyorum. Şunu da belirteyim; zaman zaman bir araya geldiğimiz Alevi temsilcilerinin çoğunluğu ayrılık ya da farklı bir muamele istemiyor. Tam tersine bu dersin içinde hak ettikleri ölçüde yer almak istediklerini ifade ediyorlar.

AİHM kararı sonrası 'din dersinin statüsünün değişmesi artık bir zorunluluk' düşüncesi hâkim...

Niye olsun ki? Müfredat ile ilgili bir düzenlemeye ihtiyaç var. Norveç de aynı şekilde bu mahkemeye şikâyet edilmiş bir ülkedir. Hatta orada dersin adı "Hıristiyanlık ve ahlak eğitimi"dir. Folgero davası olarak bilinir. Ülkemizde de gündeme geldi. AİHM, Türkiye gibi Norveç'in de zorunlu dersin sözleşmenin eğitim hakkını düzenleyen 2. maddeyi ihlal ettiğine hükmetti. Folgero kararının gerekçesi Türkiye'den biraz farklı. Dersin ismi ve genelde Norveç'te eğitimin Hıristiyan değerlerini öncelemesi gibi ek nedenler bulunmakta. Norveç hükümeti dersin hukukî statüsünü değiştirmeden gerekli düzenlemeleri yaparak çözüm bulmaya çalışıyor. Dinler, toplumlarda var olan bir gerçektir ve benimsetilmeye çalışılmaksızın her vatandaşın bu konuda bir kültüre sahip olması istenir. Bunun en iyi yapılacağı yer ise okuldur. AB üyesi birçok ülkede din dersi farklı tarzlarda öğretiliyor da bizde niye bu tartışılıyor? Elbette içerik ve yaklaşımlar tartışılır; ama statüsü değişmemelidir. Bu dersi bir dini dayatmayacak, gerçek bir kültür dersi haline getirmek lazım.

Toplumun genelinin din dersine bakışı nasıl? Herhangi bir araştırma ya da anket var mı konu ile ilgili?

TESEV'in yapmış olduğu bir araştırma var. 2006 Kasım ayında yayınlandı. "Değişen Türkiye'de din, toplum ve siyaset" başlıklı çalışmaya göre "Türk halkının % 82,1'i devlet okullarında mecburi din dersi verilmelidir." diyor. Bu araştırma çok kapsamlı ve örneklemeleri bütün Türkiye çapında seçilmiş bir araştırmadır. AB çapında yapılan diğer bir araştırmanın Türkiye ayağında da yine benzer oranda lise öğrencisi bu dersin zorunlu verilmesine olumlu bakıyor.

Anayasa değişikliği taslaktaki gibi gerçekleşirse yani bu dersi isteyen alır ya da isteyen bu dersten muaf olursa ne değişir?

Çok büyük sıkıntıların yaşanacağını düşünüyorum. 1982 öncesi yaşanmış şeyler bunlar. İkili gruplaşmalar oluyor. "Sen biraz daha dindarsın", "sen dindar değilsin" gibi. Disiplin sorunları ortaya çıkıyor. Farklılıklar üzerinden ayrışma oluyor. Üstelik bu şekildeki uygulamalarda okul idaresinin dine bakışına göre ders açılıyor ya da açtırılmayabiliyor. Bu durumda veliler ile okul idaresi arasında tatsızlıklar oluyor. Bunlar hep yaşanmış örneklerdir. Burada altı çizilmesi gereken nokta şu: Biz 1982'de bu dersi zorunlu koyarken buna bir günde gelmedik. Türkiye, eğitim tarihi boyunca akla gelebilecek bütün alternatifleri denedi. Okullarda din dersi olmamasından isteğe bağlı olmasına ve zorunlu olmasına kadar hepsini denedik. 1982'de, bunun zorunlu olmasının daha mantıklı olduğuna karar verildi. Bu, ciddi bir tecrübenin sonucudur.

1982'den bu yana 25 yıl geçti; Soğuk Savaş bitti, Türkiye ve dünya çok değişti...

Ama Türkiye'deki din-devlet arasındaki ilişki değişmedi. Bakın Türkiye bir İsveç ya da İngiltere gibi değil. Bu konu oralarda bir din dersi meselesi olarak algılanabilir. O toplumlar Türkiye'ye göre daha seküler toplumlardır. Dinin toplum hayatındaki önemi bizdeki gibi değildir. Bizde ise din gündeme geldiği zaman, siyaset dâhil rejim dâhil hangi konu olursa olsun bloklaşmaların, kamplaşmaların olduğunu görüyoruz. Düşünülen yeni anayasa taslağı özgürlükleri genişletme iddiasında. Dinî örgütlenme, din eğitimi vb. konularda Batılı anlamda yeni bir değişiklik önermemekte. Sonuçta din özgürlüğünün geliştirilmesi din dersinin zorunlu olmaktan çıkarılmasına indirgenmiş gibi bir izlenim vermekte.

Neticede bu konu gündeme taşındı ve tartışılıyor; bundan sonrası için nasıl bir yol takip edilmeli?

Mesele din dersi programının geliştirilmesi ve çoğulcu bir yapı ile yeniden programların hazırlanmasıdır. Bu kadar basit bir değişiklik için anayasa değişikliğine gerek yok. Benim şöyle bir önerim var: Karar verme yetkisi olmayan bir din dersi danışma kurulu oluşturulabilir. Bu dersi hazırlamak için Diyanet'ten, diğer dinlerin temsilcilerinden, Alevi örgütlerinden, eğitim sendikalarından ve bu konuda yetkin sivil toplum kuruluşlarından temsilciler çağrılabilir. Böylelikle programa herkesin "benim de programım" deme imkânı sağlanmış olur. Olası bir krizi fırsata dönüştürebiliriz.

Nasıl bir fırsata?

Bu ders aslî fonksiyonlarını daha iyi yerine getirse bir Müslüman ya da Hıristiyan çocuk diğer dinler hakkında bilgileri ancak bu ders yoluyla alabilir ve diğer dinden mensup insanlara saygı duymayı öğrenir. Bu ders ile birlikte İslam içi farklı yorumlara yer verirsek birlikte yaşama ve toplumsal barışa da katkı sağlamış oluruz. Sünni vatandaşlar ile Alevi vatandaşlar arasındaki bilgisizlikten kaynaklanan önyargıların giderilmesinde bu dersin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Buna aslında başlandı; ancak geliştirilmesi lazım. Bakın camide sadece camiye gelenlere bir şey anlatabilirsiniz; ancak okulda herkese ulaşma imkânınız var. 25 yıllık uygulamaya baktığınız zaman siyasî arenada din çok tartışılmasına rağmen sağlıklı bir din algılaması varsa dinden kaynaklanan bir çatışma olmadığını görüyorsak bu derse çok şey borçlu olduğumuzu düşünüyorum.

Son kararı AKP verecek, sizce ne olur?

Üzerinde konuştuğumuz değişiklikler bir taslak çalışmaya aittir. Tartışılması da sağlıklıdır. Ben bunları normal karşılıyorum. Ancak toplumun neredeyse % 85'inin bu dersin bu haliyle kalmasına taraftar olduğunu tekrar hatırlatayım. AKP'nin ve diğer siyasal partilerin bu toplumsal talebi göz önünde bulunduracağını ümit ediyorum. Aksi halde bir hayal kırıklığına sebebiyet vereceğini görmek zor değil.


--------------------------------------------------------------------------------

Prof. Dr. Recep Kaymakcan

Prof. Dr. Recep Kaymakcan, din eğitimi ve öğretimi üzerine uluslararası çalışmaları bulunan Türkiye'nin sayılı uzmanlarından. 1990 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun olduktan sonra 1998'de İngiltere'de Leeds Üniversitesi'nde doktorasını tamamladı. Daha sonra Sakarya Üniversitesi'nde doçent ve profesör oldu. Halen Sakarya Üniversitesi Din Eğitimi Anabilim dalında öğretim üyeliği görevine devam ediyor. Zaman zaman misafir hoca olarak yabancı üniversitelere davet ediliyor. Uluslararası Din ve Değerler Eğitimcileri Derneği üyesi olan Kaymakcan, ayrıca Değerler Eğitimi Dergisi editörlüğünü de yapmaktadır. Ulusal-uluslararası birçok projede yer almış olup en son Almanya Wuezburg Üniversitesi'nin 10 AB ülkesinde gerçekleştirdiği "Liseli gençlerin hayata bakışları ve dinî yönelimleri ve değerleri" konulu projenin Türkiye yürütücülüğünü yaptı. Din eğitimi ile ilgili yayımlanmış birçok kitabı bulunmaktadır.

Röportaj: Levent Kenez / Zaman


captcha