IQNA

Düşünce ve Bilgi

Kur'an Bilgi Kitabıdır

11:32 - December 15, 2007
Haber kodu: 1611853
Evet, Kur’ân “biz”e indirildi; biz “insan”lara. Kur’ân’ı eline alıp sayfalarını şöyle bir karıştırmaya başlayanlar, hemen her sayfasındaki “ey insân!” ya da “ey nâs: ey insanlar!” ifadesiyle irkilip kendilerine gelirler! Evet, Kur’ân “biz”e gönderildi, “biz”e seslendi; yani biz “inananlar”a, ilahî mesajın hak olduğuna îman edenlere: Müminler, her adım başı “yâ eyyühellezîne âmenû: ey îman edenler!” hitabıyla imanlarını tazelerler!
Evet, Kur’ân “biz”i muhatap kabul buyurdu; biz akıl, fikir, izan ve anlayış sahiplerini; basiretini, ferasetini, idrakini, şuurunu, mantığını kullananları; kalbi/gönlü, gözü ve kulağı olanları; yani biz düşünebilenleri…
Ve Kur’ân, sadece sevap kazanmak maksadıyla tekrar edilip durulan bir mukabele kitabı, ölülerin ruhlarına bağışlanan bir dua mecmuası, hastaların üzerinde taşıdıkları bir hamail, yahut muska, özel mahfazalarda saklanan esrarengiz, efsunlu bir kutsal metin olarak da indirilmedi.
Kur’ân, biz insanlar, biz inananlar, biz akıllılar, biz düşünenler onu gereği gibi okuyup anlayarak mesajları üzerinde düşünelim, zihinlerimizi ve gönüllerimizi onunla arındıralım, her emrini yerine getirip her yasağından kaçınalım; kısaca Allah’a hakkıyla kul olalım diye gönderildi.
Kutsal kitaplar içinde yalnızca Kur’ân, kendisinin nasıl okunup anlaşılması lâzım geldiğine ve nasıl hayata aktarılması gerektiğine ilişkin şaşmaz ilkeler ortaya koydu.
İşte biz, bu yazımızda, Kur’ân âyetlerinden hareketle tespit edebildiğimiz Kur’ân okuma ilkelerinden bir kısmını hatırlatacağız:
* Şeytandan Allah’a sığınarak ve Allah’ın adıyla Kur’ân okumak: Kur’ân okurken saptırıcı şeytanın vesvesesinden Allah'a sığınıp “e’ûzü bi’llâhi mine’ş-şeytani’r-racîm” demek gerekir: "Kur’ân okumak istediğin zaman kovulmuş şeytandan Allah'a sığın." (16/98) Ayrıca Kur’ân okumaya Allah’ın adıyla, yani besmele ile başlanmalıdır; yani Allah adına, O'nun lütfu ve keremi ile, O'nun koruması ve gözetimi altında, O’na hakkıyla kulluk etmek ve O'nun rızasını kazanmak için... "Oku! Yaratan Rabbinin adıyla." (96/1)
* Kitabı gereği gibi; “tilâvetin hakkını vererek” okumak: Bakara, 121. âyet şöyledir: “Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler onu, tilâvetinin hakkını vererek okurlar.” Bize verilen Kitab’ı, “tilâvetin hakkını vererek okumak” ise; onun her âyetinin manasını anlayıp hükümlerini düşünerek, kalbimizde hissederek, içimize sindire sindire, yavaş yavaş kırâat etmek ve bütün emirlerine uyup bütün yasaklarından kaçınmaya azmetmek demektir.
* Kur’ân’ı tertîl üzere ve en uygun zamanda okumak: Müzzemmil, 4’te, Kur’ân’ın “tertîlen” yani dosdoğru ve güzel bir tarzda, açık açık, hakkını vere vere, sesin mânâ ile ilişkisini ayarlayarak, ruhî ve manevî bir uyum içinde, anlayıp hayata aktarma kararlılığı taşıyarak okunması emredilir. Müzzemmil, 6’da ise, Kur’ân üzerinde yeterince düşünüp mesajını kavrayabilmek için en uygun vakit olarak "gece kıyâmı/neş’esi" tavsiye edilir.
* Kur’ân’ı peyderpey okumak: İsrâ, 106’da ilâhî mesajın iyice anlaşılıp anlatılarak gönüllere yavaş yavaş sindirilmesi için Kur’ân’ın bölüm bölüm indirildiği belirtilir. Dolayısıyla Kur’ân, ara ara, dura dura, azar azar, bir bir uygulaya uygulaya okunmalıdır.
* Allah’ın âyetlerini düşüne düşüne okumak: Kur’ân-ı Kerîm, her sayfasında Allahu Teâla’nın kainattaki âyetleri(delilleri) ve kitaptaki “âyetler”i üzerinde derin derin düşünülmesini (tefekkür, tezekkür, tedebbür, akletme, fıkhetme…) emreder ve mesajlarının ancak böyle bir okumayla anlaşılabileceğini vurgular.
* Vahyi yüreğinde hissedip duygulanarak okumak: Kur’ân’ı, Allah’ın sonsuz gücü ve kudreti karşısında heyecan duyup tüyleri ürpererek (39/23), cehennem azabından korkup titreyerek (59/21) ve zaman zaman gözleri yaşararak (5/83) okumak gerekir.
* Kur’ân’ı kendi bütünlüğü içinde okumak: Kur’ân'ın bütününü bilmeden bir kısmını, bir âyetini ihmal ederek diğer âyetlerini anlayamayız. Onun kendi kendini açıklayan, bu yüzden de tekrar tekrar okunmayı gerektiren gayet sistematik bir yapısı vardır. O halde Kur’ân’ı kendi konu ve kavram bütünlüğü içinde okumalıyız.
* Kitâb’ı ders yaparak okumak: Kur’ân, “Tedris etmekte olduğunuz Kitâb uyarınca Rabb’e halis kullar olun." (3/79) buyurur. Rasûlullah(s.a.v.) da Kur’ân’ı cemaat/ekip halinde ders yaparak, birlikte müzakere ederek okumayı önerir ve böyle yapanların üzerine Allahu Teâlâ’nın “sekinet” indireceğini de müjdeler.
* Kur’ân’ı yaşamak için okumak: Mümin, kıyamet gününde bu Kur’ân’a uyup uymadığından dolayı hesaba çekileceğinin (43/44) bilinci içinde, onun hiçbir mesajını kaçırmamak için dikkatle okumalı ve Abdullah İbn Mes’ûd (r.a)’un tavsiye ettiği gibi, bir âyetini hayatına aktarmadan diğerine geçmemeli, Hz. Rasûl(s.a.v.) gibi “yaşayan Kur’ân” olmaya gayret sarfetmelidir.
* Allah’ın Kitabıyla irtibatı kesmemek: Şeytan’a, kıyamete kadar bize Rabb’imizi ve onun emirlerini unutturmak için mühlet verildiğini asla aklımızdan çıkarmayarak Kur’ân’ı sürekli ve kesintisiz olarak okumalı, onu “terkedilmiş” (25/30) bırakmamalıyız. Bilmeliyiz ki, Kitâb’dan bir süre uzak kalmak, kalplerimizin katılaşmasına (57/16), kararıp paslanmasına ve nihayet helak olmamıza yol açar.
İmdi, müminler olarak, geride bıraktığımız “Kur’ân ayı” ramazanda olduğu gibi, her fırsatı değerlendirerek, yukarıdaki ilkeler doğrultusunda bol bol Kur’ân okumalı, onun ebedî hakikatlerini anlamaya çalışmalı ve hayatımıza aktarmalıyız. Ramazan’da edindiğimiz güzel davranışları, ibadet aşkını, Kur’ân zevkini Ramazan’dan sonra da bir ömür boyu sürdürmeliyiz. Bilmeliyiz ki “gerçek kurtuluş”a ermenin şaşmaz ölçüleri Kur’ân’da ve “Yürüyen Kur’ân” olan Hz. Rasûl(s.a.v.)’ün nezîh sünnetindedir.
Unutmayalım ki, biz Kıyamet Gününde Kur’ân’a uyup uymadığımızdan dolayı hesaba çekileceğiz.


captcha