. İnanç Esasları: Kur'an-ı Kerim tevhid inancına ters düşen bü-tün inanışları reddeder. Al¬lah'ın varlığına ve birliğine inanmak, iman esaslarının ilkidir. Şirkin, yani Allah'a ortak koşmanın en büyük günah olduğu Kur'an-ı Kerim tarafından bildirilmiştir:
“Doğrusu Allah, ken¬disine ortak koşulmasını bağışlamaz. Ondan başka her şeyi dilediği kimse için bağışlar. Allah'a şirk (ortak) koşan, büyük bir günah ile iftira etmiş olur.” (Nisâ sûresi, 116. ayet)
Kur'an-ı Kerim, Allah Teâlâ'nın birliğine inanmanın yanı sıra, di-ğer iman esasları üzerinde de durarak, meleklere, kitaplara, pey-gamberlere ve ahirete inanmayı emreder:
“Ey iman edenler! Allah'a, peygamberine ve peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaplara da iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkar ederse tam manasıyla sapıtmıştır.” (Nisa sûresi,136. ayet)
b. İbadetler: Kur’an-ı Kerim, Allah'a karşı olan görevlerimizi ve O'na nasıl iba¬det edeceğimizi anlatır.
Allah Teâlâ insanları yaratmış; bütün bir âlemi insanların hizmeti-ne sunmuştur. O halde O'na şükretmemiz, ibadet etmemiz gerek-mektedir. Kur'an-ı Kerim, ibadetlerimizi nasıl ve ne zaman yapaca-ğımızı anlatır. İba¬detlerin temeli olan temizlik ve abdest konusunda bilgi verir. Namaz, oruç, zekât ve hac ibadetlerinin ne şekilde yapıla-cağını anlatır. Allah'a dua etme şekilleri hakkında bilgi verir. Yani tüm ibadet olan davranışları açıklar ve anlatır:
“Namaz kılınız, zekât veriniz ve Peygamber'e itaat ediniz ki size merhamet edilsin” (Nûr sûresi, 56. ayet)
“Ey inananlar! Namaza kalktığınızda, yüzlerinizi ve dirsekle-re kadar ellerinizi yıkayınız. Başınızı mesh edin, ayaklarınızı da topuklarınıza kadar yıkayın. Eğer gusül abdesti almanız gereki-yorsa guslediniz...” (Maide sûresi, 6. ayet)
“Biz insana, ana babasını gözetmesini tavsiye ettik...” (Lok-man sûresi,14. ayet)
“(Ey Muhammed!) Eğer kullarım sana beni sorarlarsa bilsin-ler ki, Ben, şüphesiz onlara yakınım. Dua edenin duasını kabul ederim. O hâlde onlar da benim dâvetime uysunlar ve bana i-nansınlar ki, doğru yolu bulmuş olsun¬lar.” (Bakara sûresi, 186. ayet)
“Rabbim, ruhuma ferahlık ver. İşimi kolaylaştır.” (Taha sûresi, 25-26. ayetler)
c. Toplumsal Hayatla İlgili Kurallar: Kur'an-ı Kerim, insanlar arasındaki sosyal ilişkileri düzenleyen hü¬kümlere sahiptir. Evlilik, bo-şanma, miras, ticaret, borç alıp verme, şahitlik ortaklık gibi konularda açıklamalarda bulunur. Örneğin, alış veriş yapma ve tartıyı doğru tutma hususunda Allah Teâlâ şöyle emretmektedir:
“Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması müstesna. Mallarınızı batıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda (alıp vererek) yemeyin...” (Nisa, sûresi, 29. ayet)
“Bir şeyi ölçtüğünüz zaman tam ölçün. Doğru terazi ile tar-tın...” (İsra sûresi, 35. ayet)
“Eğer karı kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, on-lara bir ha¬kem erkeğin ailesinden, bir hakem de kadının ailesin-den gönderin. Bu ha¬kemler, gerçekten barıştırmak isterlerse, Allah onların aralarını buldu¬rur...” (Nisâ sûresi, 35. ayet)
d. Ahlâk Kuralları: Kur'an-ı Kerim, bir birey olarak toplum haya-tında takınılması gere¬ken tavırları ve rûhî güzellikleri anlatır. İnsanın ahlâkî davranışlarının nasıl olması gerektiğini açıklar. Doğruluk, hak, adalet, iyilik, merhamet, yardım etmek, bağışlayıcı olmak gibi pek çok güzel huy ve davranışların müslüman olmanın bir gereği olduğu Kur'an-ı Kerim'de ifade edilir:
“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü yasaklayan bir topluluk bulunsun. İşte onlar, kurtuluşa erenlerdir.” (AI-i İm-ran sûresi, 104. ayet)
“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri, fenalığı ve azgınlığı yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt verir.” (Nahl sûresi, 90. ayet)
“Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sözü doğru söyle-yin.” (Ahzab sûresi, 70. ayet)
e. Yaratılış: Kur'an-ı Kerim'de yer alan bir diğer konu ise yaratı-lıştır. Kur'an-ı Kerim'de bütün kâinatın Allah tarafından yoktan var edildiği anlatılır. Al¬lah Teâlâ, bu âlemi yaratmış, en küçük bir bozuk-luk ve düzensizlik olmaksı¬zın, mükemmel bir şekilde donatmıştır. Sonra da insanı yaratarak, bu dün¬yayı insanın hizmetine sunmuştur. Kur'an-ı Kerim'de bu durum şöyle anlatılmaktadır:
“O (Allah) ki, yeri sizin için bir döşek (zemin), göğü de bir bina yaptı. Gökten size su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı. Öyley¬se siz de bile bile Allah'a ortaklar koşma-yın.” (Bakara sûresi, 22. ayet)
“ Allah’ın, göklerde ve yerdeki varlıkları sizin emrinize verdi-ğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi ?...” (Lokman sûresi, 20. ayet)
f. Ahiret Hayatı: Kur an-ı Kerim de yer alan konulardan birisi de ahiret hayatıdır. AI¬ah Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de bu dünya hayatının gelip geçici, ahiret hayatı¬nın ise sonsuz olduğunu bildirir. Kur'an-ı Kerim'de ahirete inanmanın, İs¬lâm'ın iman esaslarından biri olduğu açıklanır. Dünya hayatının, ahiret ha¬yatının başlangıcı olduğu, yani ahirette, bu dünyada yapılan davranışların karşılığının alınacağı bildi-rilir:
“Allah'ın sana verdiği mal ile ahiret yurdunu iste. Ama dün-yadaki nasibini de unutma...” (Kasas sûresi, 77. ayet)
“Bu dünya hayatı, bir eğlence ve oyundan başka bir şey de-ğildir. Ahiret yurdu ise, gerçek hayat odur. Eğer bilselerdi!” (Ankebût sûresi, 64. ayet)
“O gün (ahiret günü) herkes dünyada iyilik adına ne yaptıysa onu hazır bulacak. Kötülük adına ne yaptıysa onu da hazır bula-cak...” (Al-i İmran sûresi, 30. ayet)
“Kıyamet muhakkak gelecektir. Onda hiç şüphe yoktur. Fa-kat insanla¬rın çoğu inanmazlar.” (Mü‘min sûresi, 59. ayet )
g. Geçmiş Milletlere Ait Bilgiler: Kur'an-ı Kerim, geçmiş kavim-lerden ve onlara gönderilen peygam¬berlerden söz eder. Peygamber-lerin dini insanlara anlatırken karşılaştıkları zorlukları, inanmayan, doğru yoldan ayrılan kavimlerin sonlarının ne oldu¬ğunu anlatır.
Sonuç itibarıyla Kur'an, kendisine samimiyetle yönelen herkes i-çin bir kurtuluş rehberidir. O, kendisini şöyle tanımlar:
“Bu, kendisinden hiç şüphe olmayan ve Allah'tan korkanlara doğru yolu gösteren bir kitaptır.” (Baka¬ra sûresi, 2. ayet)
Bu bilgilerin verilmesindeki gaye; geçmişte yaşanan olaylardan ders alarak daha huzurlu bir hayat sürmeyi öğretmektir. Kur’an'da bu konu şöyle belirtilmektedir:
"Gerçekten, peygamberlerin kıssalarında, akıl sahipleri için büyük bir ibret vardır..." (Yûsuf sûresi, 111. ayet)
“Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini (tatmin edecek) sakinleştirecek her haberi sana anlatıyoruz. Bunda, sana gerçe-ğin bilgisi, mü’minlere de bir öğüt ve bir uyarı gelmiştir" (Hûd sûresi,120. ayet)
h. Duâ Ayetleri: Kur'an-ı Kerim'de Yüce Rabbimize nasıl dua edileceğini öğreten ayetler de vardır. Mesela:
"...Rabbimiz ! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme... Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler toplulu-ğuna karşı bize yardım et!" (Bakara sûresi, 286. ayet)
"... Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru! derler." (Bakara sûresi, 201. ayet)
Üstelik bu reçeteyi de Rabbımız sadece biz insanlara göndermiştir. Bizler ise, Kur’an’ı okuyoruz, fakat söylenilenleri yapmıyoruz. Maddi ve manevi hastalıklarımız da bir türlü bitmiyor.
Sizlere birkaç şey daha sorayım; Düşünün ki, delicesine sevdiği-niz birinden gurbette mektup aldınız. Bu mektubu açmadan, okuma-dan ne kadar zaman dayanabilirsiniz? Bir ömür? Yok, bir yıl? Yok, bir ay? Yok bir hafta? Yok yok, bir gün? O bile çok değil mi? Aldığınız bu mektubu okuduktan sonra evinizin en yüksek yerine assanız ve mek-tupta sizden istenen şeylerin hiçbirini yapmasanız doğru mu yapmış olursunuz? Mektubu yazan insan size söylediği şeyleri yerine getirip getirmediğinizi sorsa nasıl cevap verir siniz? Biz mektubu her gün okuduk, duvara asıp saygı gösterdik demeniz sizi haklı çıkarır mı? Dedi. Çocuklar :
- Mektubu hemen açıp okurduk. Okuyunca da söylenilenleri yapmaya çalışırdık. Yoksa duvara asmamız ve sadece anlamaksızın okumamız doğru değildir. Dediler. Ahmed’in babası devamla:
Sevdiğinizden aldığınız mektubu açıp okmak için bir gün bile sab-redemezken Rabbinizden size gelen Kur’an mesajının ağzını ömrü-nüz boyunca hiç açmazsanız, Allahımız darılmaz mı? Her gün na-mazda onlarca kez tekrarladığınız Fâtiha’nın ne dediğinden dahi ha-bersizseniz, Kur’an kırılmaz mı? Dedikten sonra kafasını sallayarak kendi kendine şu cümleleri tekrarladı:
- Rahmet kaynağı Rabbu’l-Âlemîn’in insana ‘tenezzül’ buyurup da ikram ettiği mesajı, sen Ademoğlu ‘tenezzül buyurup’ (!) da “Rabbim bana ne diyor, ne demek istiyor?” diye merak dahi etmezsen, yani hayatın tüm alanlarıyla ilgili hastalıklarına nasıl ve nereden şifa bulur-sun?
Peygamberimiz Hesap Günü’nde kendisine inananları Allah’a şi-kâyet edecek. Ve “Ey Rabbim!’ diyecek, ‘Şu benim topluluğum var ya; işte onlar bu Kur’an’ı terkedilmiş bir halde bıraktı!”
(Furkan sûresi, 30. ayet)
Ahmed’in babası tekrar çocuklara dönerek:
-Evet, çocuklar bugün müslümanların Kur’an’ı çok iyi anlaması ve hayatlarında onu rehber edinmeleri gerekir. Çünkü: Kur’an’la insanın buluşması tohumla toprağın buluşması gibidir. Ruhla bedenin buluş-ması gibidir. Kur’an’ın insana verdiği gıda, düşünen kalbin gıdasıdır: İnsanın karnını doyurmak ona saatlerle sınırlı bir ikramdır, sırtını giy-dirmek yıllarla sınırlı bir ikramdır, servet ve bilgi vermek ömürle sı-nırlı bir ikramdır. Fakat, Allah’ın yeryüzündeki konuğu olan insana “indirilmiş” Kur’an sofrası, ebedidir, bitimsiz bir ikramdır.
Beden gıdasız kalırsa, gücünü kaybeder, sonunda yetersiz bes-lenmeden ölür. Fakat insan, sınırlı bedenini beslediği halde sınırsız ruhunu, yüreğini ve bilincini beslemezse; iman yetmezliğinden ölür. İnsanın mânevî ölümü, gerçek ölümüdür; o artık bir dik sürün-gendir: Ömrünü mutfak, yatak, tuvalet ve işyeri arasında geçirmeye mahkûm bir hortumdur. Artık robotlaşan bir hayatı vardır. Makinadan farksızdır.
İnsanı Kur’an’sız bırakmak, tohumu topraksız, toprağı yağmur-suz, bedeni ruhsuz bırakmaktır. Unutmayın ki Ruhu olmayan beden-ler yaşayamaz; ölür dedi. Çocuklar verdiği öğütlerden dolayı Ahmed’in babasına teşekkür ederken:
-Ahmed’in hastalığı bize iki şeyi öğretti: Birincisi; Bedeni hastalık-larımız için doktorların verdiği ilaçları mutlaka kullanmalıyız. İkincisi de Kur’an’ın hayatımızdaki önemini daha iyi anladık. Bundan sonra sadece okumayacağız. Anlamak için de gayret edeceğiz ve öğren-diklerimizi de yapmaya çalışacağız. dediler.
Üstelik bu reçeteyi de Rabbımız sadece biz insanlara göndermiştir. Bizler ise, Kur’an’ı okuyoruz, fakat söylenilenleri yapmıyoruz. Maddi ve manevi hastalıklarımız da bir türlü bitmiyor.
Sizlere birkaç şey daha sorayım; Düşünün ki, delicesine sevdiği-niz birinden gurbette mektup aldınız. Bu mektubu açmadan, okuma-dan ne kadar zaman dayanabilirsiniz? Bir ömür? Yok, bir yıl? Yok, bir ay? Yok bir hafta? Yok yok, bir gün? O bile çok değil mi? Aldığınız bu mektubu okuduktan sonra evinizin en yüksek yerine assanız ve mek-tupta sizden istenen şeylerin hiçbirini yapmasanız doğru mu yapmış olursunuz? Mektubu yazan insan size söylediği şeyleri yerine getirip getirmediğinizi sorsa nasıl cevap verir siniz? Biz mektubu her gün okuduk, duvara asıp saygı gösterdik demeniz sizi haklı çıkarır mı? Dedi. Çocuklar :
- Mektubu hemen açıp okurduk. Okuyunca da söylenilenleri yapmaya çalışırdık. Yoksa duvara asmamız ve sadece anlamaksızın okumamız doğru değildir. Dediler. Ahmed’in babası devamla:
Sevdiğinizden aldığınız mektubu açıp okmak için bir gün bile sab-redemezken Rabbinizden size gelen Kur’an mesajının ağzını ömrü-nüz boyunca hiç açmazsanız, Allahımız darılmaz mı? Her gün na-mazda onlarca kez tekrarladığınız Fâtiha’nın ne dediğinden dahi ha-bersizseniz, Kur’an kırılmaz mı? Dedikten sonra kafasını sallayarak kendi kendine şu cümleleri tekrarladı:
- Rahmet kaynağı Rabbu’l-Âlemîn’in insana ‘tenezzül’ buyurup da ikram ettiği mesajı, sen Ademoğlu ‘tenezzül buyurup’ (!) da “Rabbim bana ne diyor, ne demek istiyor?” diye merak dahi etmezsen, yani hayatın tüm alanlarıyla ilgili hastalıklarına nasıl ve nereden şifa bulur-sun?
Peygamberimiz Hesap Günü’nde kendisine inananları Allah’a şi-kâyet edecek. Ve “Ey Rabbim!’ diyecek, ‘Şu benim topluluğum var ya; işte onlar bu Kur’an’ı terkedilmiş bir halde bıraktı!”
(Furkan sûresi, 30. ayet)
Ahmed’in babası tekrar çocuklara dönerek:
-Evet, çocuklar bugün müslümanların Kur’an’ı çok iyi anlaması ve hayatlarında onu rehber edinmeleri gerekir. Çünkü: Kur’an’la insanın buluşması tohumla toprağın buluşması gibidir. Ruhla bedenin buluş-ması gibidir. Kur’an’ın insana verdiği gıda, düşünen kalbin gıdasıdır: İnsanın karnını doyurmak ona saatlerle sınırlı bir ikramdır, sırtını giy-dirmek yıllarla sınırlı bir ikramdır, servet ve bilgi vermek ömürle sı-nırlı bir ikramdır. Fakat, Allah’ın yeryüzündeki konuğu olan insana “indirilmiş” Kur’an sofrası, ebedidir, bitimsiz bir ikramdır.
Beden gıdasız kalırsa, gücünü kaybeder, sonunda yetersiz bes-lenmeden ölür. Fakat insan, sınırlı bedenini beslediği halde sınırsız ruhunu, yüreğini ve bilincini beslemezse; iman yetmezliğinden ölür. İnsanın mânevî ölümü, gerçek ölümüdür; o artık bir dik sürün-gendir: Ömrünü mutfak, yatak, tuvalet ve işyeri arasında geçirmeye mahkûm bir hortumdur. Artık robotlaşan bir hayatı vardır. Makinadan farksızdır.
İnsanı Kur’an’sız bırakmak, tohumu topraksız, toprağı yağmur-suz, bedeni ruhsuz bırakmaktır. Unutmayın ki Ruhu olmayan beden-ler yaşayamaz; ölür dedi. Çocuklar verdiği öğütlerden dolayı Ahmed’in babasına teşekkür ederken:
-Ahmed’in hastalığı bize iki şeyi öğretti: Birincisi; Bedeni hastalık-larımız için doktorların verdiği ilaçları mutlaka kullanmalıyız. İkincisi de Kur’an’ın hayatımızdaki önemini daha iyi anladık. Bundan sonra sadece okumayacağız. Anlamak için de gayret edeceğiz ve öğren-diklerimizi de yapmaya çalışacağız. dediler.
Üstelik bu reçeteyi de Rabbımız sadece biz insanlara göndermiştir. Bizler ise, Kur’an’ı okuyoruz, fakat söylenilenleri yapmıyoruz. Maddi ve manevi hastalıklarımız da bir türlü bitmiyor.
Sizlere birkaç şey daha sorayım; Düşünün ki, delicesine sevdiği-niz birinden gurbette mektup aldınız. Bu mektubu açmadan, okuma-dan ne kadar zaman dayanabilirsiniz? Bir ömür? Yok, bir yıl? Yok, bir ay? Yok bir hafta? Yok yok, bir gün? O bile çok değil mi? Aldığınız bu mektubu okuduktan sonra evinizin en yüksek yerine assanız ve mek-tupta sizden istenen şeylerin hiçbirini yapmasanız doğru mu yapmış olursunuz? Mektubu yazan insan size söylediği şeyleri yerine getirip getirmediğinizi sorsa nasıl cevap verir siniz? Biz mektubu her gün okuduk, duvara asıp saygı gösterdik demeniz sizi haklı çıkarır mı? Dedi. Çocuklar :
- Mektubu hemen açıp okurduk. Okuyunca da söylenilenleri yapmaya çalışırdık. Yoksa duvara asmamız ve sadece anlamaksızın okumamız doğru değildir. Dediler. Ahmed’in babası devamla:
Sevdiğinizden aldığınız mektubu açıp okmak için bir gün bile sab-redemezken Rabbinizden size gelen Kur’an mesajının ağzını ömrü-nüz boyunca hiç açmazsanız, Allahımız darılmaz mı? Her gün na-mazda onlarca kez tekrarladığınız Fâtiha’nın ne dediğinden dahi ha-bersizseniz, Kur’an kırılmaz mı? Dedikten sonra kafasını sallayarak kendi kendine şu cümleleri tekrarladı:
- Rahmet kaynağı Rabbu’l-Âlemîn’in insana ‘tenezzül’ buyurup da ikram ettiği mesajı, sen Ademoğlu ‘tenezzül buyurup’ (!) da “Rabbim bana ne diyor, ne demek istiyor?” diye merak dahi etmezsen, yani hayatın tüm alanlarıyla ilgili hastalıklarına nasıl ve nereden şifa bulur-sun?
Peygamberimiz Hesap Günü’nde kendisine inananları Allah’a şi-kâyet edecek. Ve “Ey Rabbim!’ diyecek, ‘Şu benim topluluğum var ya; işte onlar bu Kur’an’ı terkedilmiş bir halde bıraktı!”
(Furkan sûresi, 30. ayet)
Ahmed’in babası tekrar çocuklara dönerek:
-Evet, çocuklar bugün müslümanların Kur’an’ı çok iyi anlaması ve hayatlarında onu rehber edinmeleri gerekir. Çünkü: Kur’an’la insanın buluşması tohumla toprağın buluşması gibidir. Ruhla bedenin buluş-ması gibidir. Kur’an’ın insana verdiği gıda, düşünen kalbin gıdasıdır: İnsanın karnını doyurmak ona saatlerle sınırlı bir ikramdır, sırtını giy-dirmek yıllarla sınırlı bir ikramdır, servet ve bilgi vermek ömürle sı-nırlı bir ikramdır. Fakat, Allah’ın yeryüzündeki konuğu olan insana “indirilmiş” Kur’an sofrası, ebedidir, bitimsiz bir ikramdır.
Beden gıdasız kalırsa, gücünü kaybeder, sonunda yetersiz bes-lenmeden ölür. Fakat insan, sınırlı bedenini beslediği halde sınırsız ruhunu, yüreğini ve bilincini beslemezse; iman yetmezliğinden ölür. İnsanın mânevî ölümü, gerçek ölümüdür; o artık bir dik sürün-gendir: Ömrünü mutfak, yatak, tuvalet ve işyeri arasında geçirmeye mahkûm bir hortumdur. Artık robotlaşan bir hayatı vardır. Makinadan farksızdır.
İnsanı Kur’an’sız bırakmak, tohumu topraksız, toprağı yağmur-suz, bedeni ruhsuz bırakmaktır. Unutmayın ki Ruhu olmayan beden-ler yaşayamaz; ölür dedi. Çocuklar verdiği öğütlerden dolayı Ahmed’in babasına teşekkür ederken:
-Ahmed’in hastalığı bize iki şeyi öğretti: Birincisi; Bedeni hastalık-larımız için doktorların verdiği ilaçları mutlaka kullanmalıyız. İkincisi de Kur’an’ın hayatımızdaki önemini daha iyi anladık. Bundan sonra sadece okumayacağız. Anlamak için de gayret edeceğiz ve öğren-diklerimizi de yapmaya çalışacağız. dediler.