Ey bacı! Ey birader! Siz, insan olmaya anlam kazandıran ve özgürlüğe, imana, ümide ve iman ve ümide can bahşeden ey iki kutsal varlık! Siz kendi görkemli şahadetinizle yaşama hayat bahşettiniz. Evet, ey iki kutsal varlık! Hayalin bile tasavvurundan dehşete düştüğü ve gönlün param parça olduğu o günün acısından bu milletin gözyaşları kurumamıştır.
Bizim halkımız asırlardır sizin gamınızdan ve size olan aşkından ağlıyor. Öyle değil mi ki aşk, yalnızca gözyaşlarıyla konuşur! Bir millet sizin yasınızdan tarih boyunca feryat ediyor. Size âşık olma suçundan kamçılanmış toplu kıyımlar görmüş ve işkencelere duçar olmuştur ve bir an dahi siz iki kutsal varlığın adı dudağından, yâdı hatırasından ve sizin dayanılmaz aşkı kalbinden hiç çıkmamıştır. Gaddar cellâdın vurduğu her bir kamçı, sizin aşk ateşinizi sırt ve böğürlerine nakış gibi işlemiştir.
Ey Zeynep! Ey Zeynep! Ey Ali’nin dil meramı! Kendi milletinle konuş! Yiğitliğin yiğitliği senden öğrendiği ey kutsal kadın! Bizim milletimizin kadınları, senin adının aşkı ve derdi yüreklerine oturduğu bu kadınlar, her zamankinden daha çok sana muhtaçtırlar.
Ey Zeynep! Ey Ali’nin dil meramı! Ey Hüseyin’in risaletini omuzlayan! Ey Kerbela’dan gelip, sürekli zalimlerin ve cellâtların velveleleri arasından şehitlerin mesajını olduğu gibi tarihin kulağına ulaştıran! Ey Zeynep! Bizimle konuş.
Bir yandan onlar cehalet esaretine oturtulmuş ve zelil edilmiş diğer yandan gizli esarete ve yeni bir zillete sürüklenerek kendilerine ve sana yabancılaştırılmıştır. Eski ve yeni istihmara, eskimiş sünnetlere kulluğa, eski taassup ve yeni modernize çağrılarıyla davet edilen bir şehre ki sen düşmanlık ve vahşet dolu bu şehri yerinden sarsmış ve cinayet ve kudret temeline dayalı bir sarayı yerinden oynatmıştın, öyleyse bizim bu milletimizi de yerinden oynatıp inkılâba zorla.
Bu aldatıcı örümcek ağını yırtıp yeni esmeye başlamış kasırganın önünde dimdik durmayı öğrenmeleri için onlarda içsel inkılâp icat et ve…
Ey Zeynep! Ey Ali’nin dil meramı! Ey Hüseyin’in risaletini omuzlayan! Ey Kerbela’dan gelip, sürekli zalimlerin ve cellâtların velveleleri arasından şehitlerin mesajını olduğu gibi tarihin kulağına ulaştıran! Ey Zeynep! Bizimle konuş.
Size ne oldu? Deme ve o kızıl çölde ne gördüğünü söyleme, orada cinayetlerin nerden nereye ulaştığından bahsetme ve Allah’ın o günde en yüce ve en görkemli değerlerin hepsini Fırat sahilinin bir yerinde ve yakıcı çöl kumlarının üzerinde meleklerine niçin âdeme secde etmeleri gerektiğini bilmeleri için nasıl sahnelediğini anlatma.
Sen kendi kanınla kelime oluşturan bir şehitsin, nasıl ki senin kardeşinde kendi kanının her bir damlasıyla konuşmuştu. Evet Zeynep! Orada neler yaşadığını söyleme, düşmanlarının neler yaptığını ve dostlarının neler yaptığını anlatma. Evet, ey Hüseynin inkılâp peygamberi! Biz biliyoruz. Biz hepsini işittik. Sen Kerbela’nın mesajını, şehitlerin mesajını dosdoğru ulaştırdın.
Sen kendi kanıyla kelime yazan şehitsin, nasıl ki kardeşin kanının her bir damlasıyla konuşmuştu. Ama ey bacı söyle! Bizim ne yapacağımızı söyle, bir an bizim ne çektiğimizi gör, senin musibetlerini seninle paylaşmamız için bir an bize kulak ver. Seninle, ey şefkatli bacı! Bize ağlayacak olan ancak sensin.
346777