İmam Hüseyn (a.s.) fevkalade azim ve kutsal bir kıyam gerçekleştirmiştir. Bir kıyamı kutsal kılan bütün şartlar, İmam Hüseyn (a.s.)’in kıyamında mevcuttur. Hatta dünyada böyle bir harekatın bir benzeri yoktur. Bu şartlar nelerdir denecek olursa; mukaddes bir harekatın ilk şartı, Hedef ve maksat’ının şahsi ve ferdi olmaması ve bütün insanlık için olmasıdır. İnsan bazen kendi kişiliği için kıyam eder, bazen kendisi için değil, toplum için, bazen insanlık için, bazen hak- hakikat için, tevhit, adalet için, eşitlik için kıyam eder.İşte bu yüzden yeryüzünde, şahsi menfaatleri değil de başkaları için kıyam eden, beşeriyet için, insanlık için, hak, adalet ve eşitlik için, tevhit, marifetullah ve iman için, hareket eden kişiler, bütün insanlar tarafından sevilirler.
Allah Resulü (s.a.a)’nün “Hüseyn bendendir, ben de Hüseyn’denim” buyurduğu gibi, biz de diyoruz ki; Hüseyn bizdendir, biz de Hüseyn’deniz. Neden böyle diyoruz; çünkü İmam Huseyn (a.s.) 14 asır önce, bizim için ve dünyadaki bütün insanlar için kıyam etmiştir. O’nun kıyamı mukaddes,şahsi çıkarlardan uzak bir kıyamdı.
Bir kıyamı mukaddes kılan ikinci şart, o kıyamın kuvvetli bir anlayış ve basiretle iç içe olmasıdır.
Hiç kimsenin hiç bir şey anlamadığı, kavrayamadığı bir dönemde basiret ve ufuk sahibi bir kişi çıkıp kıyam ediyor. Ancak onun kıyamından yirmi yıl, otuz yıl, elli yıl geçtikten sonra insanlar daha yeni uyanıyor ve bu kişinin neden kıyam ettiğini, bu kıyamla hangi mukaddes hedeflere ulaşmak istediğini anlayabiliyor ve diyor ki; “Bizim büyüklerimiz o yıllarda bu kıyamın değerini anlayamamışlar!”
İmam Hüseyn'in as. kıyamı işte böyle bir kıyamdır. Bu kıyam sayesinde bugün biz yezit’in ne olduğunu, yezit hükümetinin nasıl bir hükümet olduğunu, Muaviye’nin ne yaptığını, Emevi planlarının neler olduğunu anlıyoruz, ama o dönem insanlarının yüzde doksan dokuzu bunu kavrayamıyordu. Özellikle günümüzdeki iletişim araçlarının o zamanlarda olmamasını göz önünde bulundurursak bunu daha iyi anlarız.
Medine halkı yezidin ve yezit hükümetinin ne demek olduğunu anlamıyorlardı. Ancak Hüseyin öldürüldükten sonra sarsıldılar, kendilerine geldiler ve “Neden Hüseyin İbn-i Ali öldürüldü?” diye sordular. Başlarında Abdullah İbn-i Hanzala olmak üzere, Mekke’nin büyüklerinden bir heyet seçip Şam’a gönderdiler. Onlar Medine’den uzaklaşıp Şam’a varıp, yezidin yanına vardıkları zaman durumun ne olduğunu anladılar. Medine’ye döndüklerinde kendilerine neler gördükleri soruldu. Dediler ki “Size şu kadarını söyleyelim : ‘Biz bir halifeyle karşılaştık ki, açıkça şarap içiyor, kumar oynuyor, köpeklerle maymunlarla oynuyor, hatta kendi mahremleriyle zina ediyor!’
Bir kıyamın kutsallığının üçüncü şartı Tam bir zulmet ve karanlıkta parlayan bir meşale olması, Sessizliğin içinden yükselen bir nida, mutlak sessizliklerin içinden kalkan bir hareket olmasıdır. Yani korkunun getirmiş olduğu tam bir sessizliğin hakim olduğu şartlarda, insanların konuşma gücünün olmadığı, mutlak karanlığın mutlak ümitsizliğin, mutlak sükutun içinden bir anda bir kişi çıkıyor ve sessizliği kırıyor, sükutu ortadan kaldırıyor, hareket ediyor ve karanlılar içerisinde meşale gibi parlıyor. Sonrada başkaları ardına düşüyor. Acaba Huseyn’in hareketi böyle bir hareket değimliydi? Evet, böyle bir hareketti. İmam Huseyn as. Böyle bir hareket gerçekleştirdi. O, bu hareketiyle neyi hedeflemişti? Neden imamlarımız as. Hüseyn’in mateminin yaşatılması konusunda bu kadar ısrarlı idiler? Neden imam Hüseyn hareket etti? Bizim kendimizden delil sunmaya ihtiyacımız var mı? İmam kendisi hareketinin delilini beyan ediyor. Tam açıkça buyuruyor: ben iyiliği emretmek için, dini diriltmek için, fesatla mücadele etmek için kıyam ettim benim harekatım İslam’ın ıslahı için yapılmış bir harekattır.
Hüseyni kıyamın, üzerinde durmaya ve hakkında düşünmeye değer çeşitli boyutları vardır. Biz bu boyutlardan bazılarına işaret edeceğiz:
Bu büyük kıyam, gerçekleşmesinde temel bir fonksiyona sahip olan ilahi boyutlara sahip olduğu gibi, imam Hüseyn'in ashabının Emevi güçleri ile karşılaşmasını ifade eden askeri boyutları da vardır.
ayrıca bu kıyam, gerçekleşmesine sebep olan ve bu kıyamdan alınan sonuçlarla ilgili siyasi boyutlara sahiptir. ayrıca evrensel ve insani boyutları, insanların ruh ve düşüncesindeki etkileri. Müslüman veya müslüman olmayan şahsiyetlerin bu kıyam hakkında görüşleri ve bu kıyamdan aldıkları dersler vb. İmam Hüseyin kıyamının çeşitli boyutlarından bir kaçıdır.
Yine bu kıyamda incelenmeğe değer çeşitli yönler vardır.Örneğin:
- Genel ilahi hareket aşamalarında Kerbela kıyamının yeri.
- Kufe halkının imam Hüseyin'i (a.s) davet etmesinin ardından onu yardımsız ve yalnız bırakması.
- Hz. Hüseyin'in (a.s) ashabının tutum ve sözlerinin incelenmesi ve bunların dini, insani sosyal ve siyasi anlamlarının beyanı.
- Hüseyin'in (a.s) ordusunun oluşumu.
- Hüseyni kıyam hakkında günümüze kadar sözkonusu edilmiş soruların cevabı. Örneğin: Acaba Hüseyin (a.s) yüce hedefleri gerçekleşti mi? Niçin Hüseyin (a.s), ailesi ve hanımları da beraberinde götürdü? Acaba Hüseyin'in (a.s) bu hareketi insanın nefsini tehlikeye atması değil midir? Hz. Hüseyin (a.s) niçin kardeşi Hasan (a.s) gibi barışçı bir yolu seçmedi?
Saydığımız söz konusu boyut ve yönlerin hepsi veya çoğu alim, düşünür ve araştırmacıların ilgisini çekmiş ve bu hususlarda bir çok kitaplar yazılmış bulunuyor. Ama burada gaflet edilen, hakkıyla özen gösterilmeyen, bir boyut daha vardır. Bu boyut, kıyamın ahlaki boyutudur. Bu kıyamın sahibi, yardımcıları ve tüm tabileri de tarih boyunca bununla tanınmış olmaları da sonuç olarak büyük bir olaydır.
Söz konusu meselenin açıklığa kavuşması için geçmişte ve günümüzde vuku bulan inkılabların seyrine kısaca bakmak gerekir.
İnkılabların çoğu insani bir hedef taşımış ve kutsal bir takım değerleri yüceltmek istemiştir. Örneğin insanların zillet ve kulluktan kurtarılması, , toplumun fesat ve bozulmaktan kurtarılması, ahlaki ve medeni gerilemeden korunması ve sosyal adalet, huzur dolu bir hayat, adil bir düzen, temiz bir yaşayış. Ama bütün bu değerler savaş esnasında unutulmuştur. Uğruna savaşılan adalet görmezlikten gelinmiştir. Tüm hukuk ve kanunlar ayaklar altına alınmıştır. Bütün bunlar, henüz doğru dürüst zafere dahi erilmeden vuku buluyor. Buradan söz konusu inkılabların rehberliğinin bozuk olduğu ve sapık bir kişilik taşıdığı anlaşılmaktadır. Böyle olunca da hedef ve vesileler ile amel ve sloganlar arasında derin bir uçurumun olduğu anlaşılmaktadır. Ne yazık ki bu, dünyadaki tüm beşeri inkılapların maruz kaldığı bir özelliktir. Bunun aksi İmam Humeyni’nin önderliğinde İran İslam inkılabı gibi oldukça az ve de sınırlı ortamlarda görülmüştür.
İmam Hüseyn’in kıyam bu akımı değiştirmiştir. İnkılab hem hedeflerinde ve hem bütün alanlarında temizlik ve istikametini korumuştur. Hem amelde, hem ilan ettiği hedefleri ile sağlam örnek olarak tarihe ışık tutmaktadır. Emevi ordusunun rezalet ve pislikleri, Hüseyni kıyam'ın bu özelliğinin daha açık bir şekilde tecelli etmesine sebep olmuştur.
Şüphesiz ki biz Kerbela olayında Emevi güçlerinin yaptığı tüm cinayetleri sıralayamayız. Biz sadece bu cinayetlerin çeşitlerine ve en önemli bazı örneklerine işaret edeceğiz. Bunun ayrıntılarını araştırmayı ve daha fazla örneklerini bulmayı siz dinleyicilere bırakıyoruz.
Emevi ordusunun Kerbela olayında işlediği cinayetlerin bazısı şunlardır:
- Çocukların, süt emen bebeklerin bile susuz ve aç bırakılması, dövülmesi ve korkutulması.
- Kadınların ve öksüz çocukların korkutulması, aç bırakılması, dövülmesi, şehirlerde gezdirilmeleri, ölülerine ağlanmasının engellenmesi, feci bir şekilde zinetlerinin gasbedilip alınması ve hatta öldürülmeleri.
- İçinde hasta çocuk ve küçüklerin de olduğu bir esnada uyarmadan çadırların yakılması.
- Kur'an kari'lerinin ve salih müminlerin öldürülmesi.
- İnsanın en basit tabii hakları sayılan ibadet ve namaza engel olunması.
- Şehitlerin, başlarının kesilip ehl-i beyti ve yakınlarının gözleri önünde taşınması.
- Kendini savunamayan aciz insanlara hatta hastalara bile acınmaması, dövülmesi ve zincirlere vurulması.
- İslami değerlerle alay edilmesi.
Ve bir ay boyunca sürekli devam eden benzeri diğer iğrenç cinayetler. Bütün bunlar İmam Hüseyin ve sahabelerinin bir suç işlemiş olduğundan değildi. Bilakis onların tek suçu zulmün karşısında durmak, zulüm ve fesada itiraz etmek ve zalime karşı hak sözü söylemekti. Ama imam Hüseyin bütün bunlara rağmen alçak ve cani düşmana karşı en güzel bir şekilde davranıyor ve eşsiz bir ahlak örneği sergiliyordu.