IQNA

22:49 - October 22, 2021
Haber kodu: 3474390
IQNA Haber Ajansı’na konuşan Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Doğan Bekin, "Müslümanlar arasındaki birliğin sağlanabilmesi için mutlak suretle D-8 projesinin tüm yönleriyle hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu yolla Müslümanlar arasındaki dayanışma ve birliğin sağlanması pekâlâ mümkün olacaktır." dedi.

Hicri takvim esasınca Şii Müslümanların rivayetlerinde 17 Rebiülevvel ve Ehl-i Sünnet rivayetlerinde 12 Rebiülevvel olan Peygamber Efendimizin kutlu doğum gününün Müslümanların vahdet ve birliğine yardımcı olması için İmam Humeyni bu iki tarihi tek haftada toplayarak “vahdet haftası” ilan etmiştir. Bu çağrı bütün İslam dünyasından rağbet gördü ve 1979’dan bu yana İslam dünyası vahdeti korumak için bu kutlamaları “kutlu doğum haftası”na yaymış durumda.

IQNA (Uluslararası Kur’an Haber Ajansı) Vahadet Haftası münasebetiyle Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Doğan Bekin ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Röportajın tam metni:

1 - İslam’da mezhepler arasındaki birlik neden önceliklidir ve Müslümanlar arasındaki birliğin türleri ve özellikleri nelerdir?

Mezhepleri birbirleriyle rekabet ve ayrıştırıcı unsurlar olarak değil, birleştirici ve birliği amaçlayan, birbirlerini tamamlayan bütünleştirici güç kaynağı olarak görmek gerekir. Bu nedenle mezhepler arasındaki muhtemel gerginliklerin hiçbir tarafa kazandırabileceği bir fayda yoktur. Dolayısıyla ortaya çıkması muhtemel gerginliklerin süratle kontrol altında tutulması konusunda yetkililere büyük sorumluluklar düşmektedir. İslam’da mezhepler arasındaki birliğin sağlanabilmesi için tüm tarafları ortak değerler etrafında birleştirmeyi sağlayacak çalışmaların yapılması artık kaçınılmazdır.

İslam’da mezhepler arasındaki birliğin öncelikli olmasının ana nedeni, dış faktörlerin Müslümanlara yönelik politikalarında etnisite (ırk) ve sekteryan (mezhep) üzerinden özellikle Ortadoğu’da yerli işbirlikçileri aracılığıyla Müslümanları birbirine kırdırmaya çalışmalarıdır. Dış mihrakları tarafından İslam dünyasında mezhep üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılan çatışmacı ortamın mutlak suretle önüne geçmek gerekir. Bu konuda tüm taraflara büyük sorumluluklar düşmektedir.

Müslümanlar arasındaki birliğin sağlanabilmesi için mutlak suretle D-8 projesinin tüm yönleriyle hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu yolla Müslümanlar arasındaki dayanışma ve birliğin sağlanması pekâlâ mümkün olacaktır. Çünkü ortak para birimi, D-8’in yerel para birimlerinde finansal işlem yapacak olan D-8 Ödeme Sistemi’nin gerçekleştirilmesi, ortak askeri güç, ortak D-8 pazarı kurarak sosyo-ekonomik kalkınmayı sağlamak, üye devletlerarasında çok taraflı ticareti teşvik etmek, İran’ın Hamedan kentinde kurulan D-8 üniversitesinin bütün D-8 üye ülkelerinde kurulmasının sağlanması ve bu şekilde üye ülkeler arasında öğrenci mübadelesinin yapılması, D-8 üye ülkeleri arasındaki Teknoloji Transferi ve Değişim Ağı projesinin geliştirilmesi gibi konular Müslümanlar arasındaki birliği sağlamayı gerçekleştirecektir. Zaten rahmetli Prof.Dr. Necmettin Erbakan’ın en büyük ideali de D-8 vasıtasıyla Müslümanlar arasındaki birlik ve beraberliğin sağlanması yönünde idi.

2 - Günümüzde Müslümanlar arasında birlik oluşturmanın en önemli unsurları nelerdir?

İfade etmek gerekirse, Avrupalılar arasında yüz yıl savaşları ve otuz yıl savaşlarının Protestan ve Katolik savaşları olarak sürdüğü bilinmektedir. Otuz yıl savaşları sonrasında Vestfalya Antlaşması ile önemli adımlar atıldı. Dün birbirleriyle savaşan taraflar bugün ise Avrupa Birliği şemsiyesi altında birliktelik oluşturmaktadırlar. Dolayısıyla Avrupalılardan önemli dersler çıkararak Müslümanların da bir an önce kurulu olan D-8 birliğini daha aktif hale getirmeleri kaçınılmazdır. Bugün artık küresel bir güç olabilmek için mutlak suretle birbirleriyle aynı değerler manzumesine sahip olan ülkelerin bir arada olmaları gerekir. Bu yolla ancak küresel yönetişimde söz sahibi olabilmek mümkündür, aksi durumda Türkiye, İran ve Mısır gibi ülkeler ne kadar güçlü olabilirlerse olsunlar, tek başlarına küresel yönetişimde söz sahibi olabilmeleri mümkün değildir. Ancak ve ancak bölgesel güç olarak ortaya çıkabilirler.

3 - Müslümanlar arasındaki birliği baltalayan en ciddi zorluklar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Siyonizm güdümündeki küresel güçler Müslümanlar üzerinde hegemonya kurmaya çalışırken Müslümanlar arasında diplomatik krizlere neden olup, iç dinamikleri parçalayıp daha sonra dışarıdan müdahalelerle vekâlet savaşları vasıtasıyla Müslümanlar arasındaki birliği bozup en sonunda da kolonyal anlayışlı uygulamalarla bu ülkeler üzerinde hâkimiyet kurma yoluna gitmektedirler. Bu küresel güçler salt ekonomik hâkimiyet anlayışıyla yetinmeyip, Müslümanlar arasındaki birliği de baltalama yoluna giden her türlü uygulamanın arkasında yer almaktadırlar. Ortadoğu’nun çatışma temelli mevcut durumunu da böyle okumak gerekir. Güç odaklarının gizli faaliyetleri sonucu Müslümanlar arasında oluşturulan kırılgan yapılanma ne yazık ki farklı kimliklerin birlikte yaşama ve birlikte hareket etme durumlarını zora sokmaktadır. Böylece Müslümanlar birbirlerine adeta düşman gözüyle bakmakta ve asıl mücadele etmeleri gereken dış faktörleri göz ardı etmektedirler. Müslümanlar arasındaki birliğin sağlanabilmesi için öncelikli olarak kutuplaştırıcı ve ötekileştirici anlayışın önlenmesi kaçınılmazdır.

4 - Sizce mezhepler arasındaki birliğin en önemli düşmanları nelerdir ve bu eylemleri etkisiz hale getirmek için neler yapılabilir?

Şüphesiz ki tüm İslam coğrafyasında önemli bir İslami uyanış yaşanmaktadır. Bu uyanış salt münferit dini ritüellerin yerine getirildiği Batı’nın öngördüğü normlara göre şekil bulan bir uyanış değil, tüm toplumu yeniden kökten inşa etmeye yönelik kapsayıcı ve kucaklayıcı bir uyanış söz konusudur. Bu uyanış Müslümanlara yeniden ruh kökünü oluşturan kendi değerler manzumesini ortaya koyarken, elbette ki, 1979’dan beri İran’da örneğini gördüğümüz gibi,  Batı’nın İslami uyanıştan duyduğu telaş ve korkunun ortaya koyduğu eylem planlarını ve müeyyideleri çok iyi okumamız gerekmektedir. Benzer şekilde, Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın 1969’dan beri kapatılan partileri ve siyasi yasaklarını da çok iyi irdelemek gerekir düşüncesindeyiz. İşte bu düşmanca tavırlar karşısında tüm farklılığımızı en büyük zenginlik görüp daha çok bütünleşmemiz ve birçok alanda ortak eylem planlarını ortaya koymamız gerekmektedir. Ancak bu yolla düşmanca eylemleri etkisiz kılmak mümkün olabilir. Böylece mezhepler arasındaki ayrıştırıcı hamleler de boşa çıkacağı muhakkaktır.

5 - Medyanın Müslümanlar arasında birliğin sağlanmasındaki rolünü (özellikle farklı mezheplere mensup dini medya) nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikli olarak ifade etmek gerekirse, İslam coğrafyası büyük ölçüde Batı medyasının yönlendirmesiyle zihni istila yaşanmaktadır. Batı medyası ne yazık ki dezenformasyon ile Müslümanlar için büyük tehdit oluşturmaya devam etmektedir. Washington mahreçli haberlerle politik ve silah gücüyle elde edilemeyen başarılar medya ve Hollywood vasıtasıyla kolayca elde edilmektedir. Bugün Ortadoğu’da yaşanan etnik ve mezhep merkezli olaylar Batı medyasının ve internetin zaferi olarak görülmektedir. Ne yazık ki, İslamofobik anlayışla İslam’ın marjinalleştirilmeye çalışılması ve İslam’ın terörle birlikte (sözde İslami terör) eşdeğer tutulması üzerinde durulması gereken bir durumdur.

Batı medyasının İslam’a ve Müslümanlara yönelik İslamofobik anlayışlı yayınları ve manevi dünyamızın mihenk taşını oluşturan aile yapısını dinamitlemesi karşısında Müslümanların birlik içerisinde hareketle ellerindeki medya araçlarını birbirlerine karşı silah olarak kullanmak yerine, daha yapıcı ve birleştirici yayınlarla Batı oryantasyonlu yıkıcı medya unsurlarına karşı bir duruş ortaya koymaları gerekmektedir. Burada tüm farklı mezheplere mensup dini medyaya büyük görevler düşmektedir.

6 - Bu yılda kültürel etkinliklerinin (özellikle internet ortamında ) tasarlanması ve medyada haberleştirilmesine ilişkin önerileriniz nelerdir?

Batı medyasının korkutucu boyuttaki işgaliyle büyük erozyona maruz kalan ve kendi iç dinamiklerinde büyük fay kırılmalarına karşı savunmasız kalan Müslümanlar, devlet desteğiyle kurumsallaşma yoluna giderek sosyal medyayı daha rasyonel ve dengeli kullanarak Batı’nın yıkıcı etkilerine karşı katalizör vazifesi görebilirler. Bugün özellikle Z kuşağı olarak tabir edilen yeni jenerasyonu yanlış yönlendirmelerle kaybetmemek adına İslam ülkelerine büyük görevler düşmektedir. Bu konuda özellikle sosyal medyanın çok iyi kullanılması büyük önem arz etmektedir.   

İsim:
Email:
* Yorumunuz:
* captcha: