IQNA

Kur'an Kerim'i gereği gibi okumalı ve yaşamalıyız

12:13 - July 25, 2022
Haber kodu: 3476849
İstanbul Arel Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Muhammed Nur DOĞAN, IQNA Haber Ajansı'na verdiği röportajda "Kur'an'da birlik ve beraberlik" konusunu depğerlendirdi.

Kur'an-ı Kerim Müslümanlara birlik ve beraberliği emrettiği halde maalesef günümüzde bile İslam dünyasında çok acı ve üzüntü verici olaylar yaşanıyor. En çok bazı Batı Asya ülkelerinde tanık olduğumuz bu durumun farklı iç ve dış sebepleri vardır.

İQNA Haber Ajansı, Müslümların arasındaki ihtilafların en başlıca sebeplerini İstanbul Arel Üniversitesi Prof. Dr. Muhamammed Nur DOĞAN'a sordu.

İşte o röportajın tam metni:

1 – Günümüzde maalesef herkes diğerinden daha çok Müslüman olduğunu düşünürken bölgemizde akan kan durmak bilmiyor. Camilerde patlamalar oluyor, terör saldırıları düzenleniyor ve masum insanlar sebepsiz yere katlediliyorlar. Bu olayları önlemek için Müslümanların birlik ve beraberliğine ihtiyaç duyulurken bu konuda önemli adımlar atılamıyor. Siz bu hususta ne düşünüyorsunuz?

Bunun sebebi Müslümanların Kur'an-ı Kerim'den uzak kalışlarıdır. Allahutaala hâdi sıfatıyla her insana hidayetin ölçüsünü göndermişir. O da akıldır. Yani Allah bize kendi ruhundan ruh üfleyerek bizi düşünen, aklını kullanan, aklıyla yaşayan, aklıyla inanan ve aklıyla problemlerini çözen üstün bir varlık yapmışken insanoğlu aklını maalesef kullanmayarak insanlık sıfatını bir manada reddeden bir konuma sürüklenmiştir.

Yunus Suresi 100. ayette Cenab-ı Hak buyuruyor ki: "Aklını işletmeyenlerin üzerine pislik koyarız". Burada "Rics" kelimesi aşağılık bir hayat standardı demektir, gerilik demektir. Savaş demektir. Ekonomik olarak açlık demektir. Sefalet demektir. Bunun tek sebebi var: Aklını kullanmamak. Kur'an ise aklı tamamlamak ve akla istikamet tayin etmek üzere bizim aklımızın ışıklarından bir ışık olarak bizzat doğrudan Allahutaala'nın Hz. Peygamberin kalbine indirdiği bilgi anlamında aklı inşa eden bir şeydir. Biz bu ikisini terk ettiğimiz için maalesef Müslümanlar aşağılık bir hayata, savaşa, açlığa, sefalete, sömürülmeye ve istizafa düştüler. İslam ümmeti yeryüzünün mustekbirleri tarafından istizaf edilen, sömürülen, zayıf bırakılan ve aşağılanan bir toplulluk haline geldi. Dolayısıyla bizim buradan güncel anlamda bir sonuç çıkarmamız gerekiyor.

Müslümanlar Kur'an-ı Kerim'i mehcur kıldı

Aziz Peygamberin Kur'an'ı tebliğ ettikten ve Allah'a ruhunu teslim ettikten sonra onun getirdiği mesajlar sistemi evrensel değer normları olarak İsa'nın, Musa'nın, İbrahim'in ve gelmiş geçmiş bütün resullerin getirdikleri ana ilkeleri bize getirdi ve bu ilkeler doğrultusunda onurlu, şerefli, izzetli bir hayat kurmamızı bize emretti. Ama insanlar İsa, Musa ve İbrahim'in getirdiği kitaplardaki bu mesajlar sistemini terk etti. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de de Peygamber Efendimizin diliyle şöyle buyurulmaktadır: "Ey Rabbim! Kavmim şu Kur'an'ı mehcur kıldı". Ne demek mehcur kıldı? Yani sırtına attı. Bloke etti. Duvara astı. Onu bir anlamda hayattan uzaklaştırdı. Halbuki Kur'an hayatı ışıklandırmak, hayatı aydınlatmak ve insan hayatına istikamet verilmek için gönderilmiş bir mesajlar ve ilkeler bütünüyken onu biz mehcur kılıp terk edince bu sefer tekrar cahiliyeye geri dönmüş olduk.

Cezayir'in büyük din alimi merhum Malik bin Nebi diyor ki Hz. Peygamber getirdiği tebliğ ile kadim cahiliyeyi yok etti ama Sıffin'de bu cahiliye tekrar hortladı. Sıffin'de kabilecilik, Arap kabileciliği, Emevi ıkçılığı Kur'an'ın evrensel mesajının üzerine adeta abandı ve böylelikle kula kulluk düzeni tekrar geri döndü. Bu cahiliyenin hortlaması demektir. Sıffin'de Allah resulunun mesajını devam ettiren önemli bir şahsiyet olarak Hz. Ali ve mübarek evlatları bu kitabın aslına sadık kalma mücadelesini yürütürken Sıffin'den itibaren ve daha sonra Hz. Ali ve evladına ve Hz. Peygamberin mesajının bayraktarlığını yapan şahsiyetlere karşı girişilen mücadelede aslında kaybeden Kur'an'ın kendisi oldu. Yani Kur'an'a bağlılık davası böylelikle gölgelendi. Cahiliyeye geri dönüş akıl ve Kur'an'ı terk ediş şeklinde günümüze kadar devam etti.

Kur'an'daki asıl mesaj tevhiddir

Bugün dahi Kur'an ölülerimize okunup hastalarımıza üflenmek için gönderilmiş haşa bir büyü kitabı gibi okunuyor. En çok efendim oku da bir içimizin kulağımızın pası silinsin diye ondan manevi bir haz almak için okunuyor. Oysa ki yüce Allah biz size bu kitabı okuyasınız ve yaşayasınız diye gönderdik diyor. Bu kitabın anlaşılması ve yaşanması hem psikolojik dünyamızdaki hem de sosyal hayatımızdaki birliğin tek çaresidir. Çünkü Kur'an'daki asıl mesaj tevhiddir. Tevhid ise insanın iş dünyasında aklıyla nefsi arasındaki çatışmanın ortadan kalkması ve aklın ve kalbin tatmin olduğu bir itminan halinin oluşması demektir. O zaman insanın içindeki çatışma gider. Böylelikle beden ve ruh ile akıl ve nefis aynı noktaya odaklanarak insanın psikolojik dünyasında birlik oluşur, tevhid hasil olur. Bu dengelilik halidir. Eğer bu olmazsa insan kendi içinde çatışan bir varlık haline gelir. Bugün gördüğümüz şey de bu. Batı dünyasında ve İslam dünyasında da bu var. Sosyal hayata geldiğimiz zaman da eğer insanoğlu tevhide yani hayatın tek gücü olarak Allah'a uyarsa o zaman hayatta da birlik meydana gelir ve tefrika ortadan kalkar. İhtilaflar giderilir. Savaşlar biter. Dengeli bir hayat insanların arasında birliği ve beraberliği sağlamış olur.

2 - Önemli konulara atıfta bulundunuz. Sizin görüşünüzden yol çıkarak şunu söyleyebilir miyiz? Bugün İslam dünyasında Müslümanlar arasında yaşanan birçok sorunun sebebi Kur'an-ı Kerim'i hayatımızın merkezine koymayışımızdan kaynaklanıyor. Öyle değil mi?

Aynen öyle. Allahutaala bir ayette şöyle buyuruyor: "Kendilerine verdiğimiz kitabı gereği gibi izleyenler (tilavet edenler) buna inanır; inkar edenler ise kaybeder.". Tilavet kelimesi bir şeyi izlemek demektir. Takip etmek demektir. Hatta yörüngesine girmek anlamına geliyor. Mesela ay güneşi tilavet ettiği zaman yörüngesinde dönüyor demektir. Demek ki ayın güneşin etrafında döndüğü gibi biz de Kur'an'ı tilavet etmeliyiz. Yani Kur'an'ı izlemek durumundayız. Dolayısıyla buradan çıkan netice şudur: Kur'an sadece bize okuyup rahatlamak, ölülerimize göndermek, onların ruhlarını şad etmek ya da başım ağrıdı diye bir Kur'an okumak için değildir. Allahutaala, Kur'an-ı Kerim'i hayatımıza bir rehber olarak bir ışık olarak kullanalım diye bize gönderdi.

Hayatın kullanma klavuzu Kur'andır

Mesela bir otomobil alıyorsunuz. Onun bir kullanma klavuzu var. Rehber kitabı var. İşte hayatın kullanma klavuzu da Kur'an'dır. Şimdi eğer onu okumazsanız tıpkı arabanın kullanma klavuzunu dinlemeyip yıllarca yağ değiştirmeden veya benzin almadan su koymadan araba kullanmak nasıl o arabanın motorunu perişan ederse biz de eğer o kullanma klavuzu olan Kur'an'ı doğru bir şekilde tatbik edemezsek ondan sonra ne olur biliyor musunuz? Başka başka şeyler hatta birtakım hurafeleri din haline getiririz. Mezhebimizi, meşrebimizi din edinmeye başlarız. Şimdi en başta Allah resulunun getirdiği Kur'an'daki hükümlerin bütününden başka bir mezhebimiz var mıydı? Mezhebimiz tekti o da Kur'an'dı. Onun öncüleri Peygamber ve mümin insanlardı. Ama daha sonra ne oldu? Kur'an tefsiri yoluyla bize İsrailiyat kültürü girerek itikadımıza uydurma hadislerle yeni yeni şeyler eklendi. Kur'an'daki itikad sistemi yani "amentu" dediğimiz son derece az sayıda şeffaf, arı duru olan bu akaid sistemimize bir sürü hurafe kaynaklı yeni yeni ilaveler yapıldı ve din zorlaştı. Sonra bu ilaveler itikadda mezhep haline dönüştü. Sonra fıkıhta mezhepler oluştu. Bunlar da maalesef din haline geldi. Halbuki Allah diyor ki sizi sadece teslim olanlar diye isimlendirdik. Başka isimler almayın kendinize.

Kur'an Kerim'i gereği gibi okumalı ve yaşamalıyız

Kur'an-ı Kerim'de dinlerini parça parça edenlerden bahsediliyor. Dinlerini parça parça ettiler ve her parça da kendisiyle övülmeye başladı. Ey peygamber senin o dinini parçalayanlarla bir ilişkin yok. Daha ne desin Kur'an? Ama biz sanki Kur'an-ı Kerim böyle buyurmamış gibi kendimize verdiğimiz falancı filancı nispetlerle Allah'ın taktığı İslam ismini unuttuk. İslam kelimesinin etimolojik anlamı barış, birlik, teslimiyet ve huzurdur. İslam, Allah'ın evrene koyduğu yasalarla evrensel birliği sağlamaktır. İslam budur. Ama biz bunun dışına çıktık.

Amerika, İngiltere ve Almanya gibi emperyalist güçlerin de bu konuda planları var. Mesela enteresandır Almanya'da bugün Alevilik bir resmi din olarak kabul edilmiştir. Oysaki içimizde Alevi kardeşlerimiz diyorlar ki hayır, Alevilik İslam'ın bir mezhebidir. Ama onlar diyorlar ki hayır siz ayrı bir dine mensupsunuz. Şii ve Sünnileri de farklı planlarla birbirine düşürmeye çalışıyorlar.

Biz Kur'an-ı Kerim'i anlama ve yaşama işini öne almamız lazım. İkincisi işletilmeyen akıl dediğimiz nimeti de Müslümanların gündemine getirecek olursak işte bu kendiliğinden Müslümanların birlik ve beraberliğin oluşması için en önemli bir iş olmuş olur.

Muhabir: Morteza Karimi

İlgili konular
İsim:
Email:
* Yorumunuz:
captcha