
Yalan söylemenin, birey ve toplum üzerinde yıkıcı etkileri vardır ve kötü davranışlardan biridir. Ancak hakikatı söylememe ve gizlemeninden yalandan farkı yoktur. Bu birey ve toplumda şüphe uyandırabilir ve düşmanların kullanmasına da zemin hazırlar.
Hakikatı ve hakk’ı söylememek ve gizlemek insan toplumunu yoldan çıkaran en önemli konulardan biridir. Bu mesele, İslamiyet’in ilk yıllarından itibaren Müslüman ümmetine çok büyük zararlar vermiştir, bu yüzden hakikati gizlemek en büyük günahlardan biridir.
Örneğin, Tevrat’ta adı geçen son peygamberi görmek için Medine’ye gelen bazı alimler ona inanırlarsa dünyevi mevkilerini kaybedeceklerini ve ona düşman olacaklarını hissettiler ve doğruyu söylemeyi reddettiler. O zaman Bakara suresi 159. ayeti nazil oldu:” İndirdiğimiz açık delillerle hidayet bilgisini -kitapta onu insanlara apaçık göstermemizden sonra- gizleyenler yok mu, işte onlara hem Allah lânet eder hem de lânet okuyanlar lânet eder.”
Hakikatı bilip saklamak kesinlikle toplum içinde sorunlar yaratacaktır. Gerçekleri söyleyenler dürüst bir hayat yaşar, zahir ve batınları birdir. Oysa gerçeği gizleyenler ve reddedenler kendileri hakkında başkalarında şüphe uyandırırlar.
Hakkı inkar etmek büyük bir günahtır ve cezası, tevbe edip davranışlarını değiştirmedikçe Allah ve kulları tarafından lanetlenmektir. Gerçeği gizlemek Allah’ın haklarını görmezden gelmek olur ve tevbe halinde Allah onun tevbesini kabul eder. Kur’an bu konuyu Bakara suresi 161. ayetinde şöyle vurgular: “Gerçekleri inkâr eden ve inkârcılığa saplanmış olarak ölenlere gelince, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üzerinedir!”
Elbette insanlar bazen tövbe etmeyi başarır, ancak bazıları bu fırsatı yakalayamaz ve tövbe etmeyi başaramadan dünya hayatından ayrılırlar.