IQNA

Hafız Ayşe Gezer:

"Kur’ân’ın bereketinin diğer işlerimizi de kolaylaştıracağına inandık"

8:48 - November 29, 2022
1
Haber kodu: 3478400
Üniversite yıllarında eğitim gördüğü sırada hafızlığa başlayan Ayşe Gezer hafızlığa başladıktan sonra bir hafızın, Kur’ân’ın her daim yanında olan bir dost olduğunu ve artık ondan ayrı kalınamayacağını anladığını söyledi.

İlahiyat eğitimi sırasında hafız olmaya karar veren ve yoğun programına rağmen hafızlığa başlayan Ayşe Gezer ile hafızlık sürecini ve yaşadığı tecrübeleri konuştuk. Özellikle anlamları anlayarak hafızlık yapmanın önemine değinen Gezer hafız olmak isteyenlere de tavsiyelerde bulundu. Uluslararası Kur’an Haber Ajansı’nın (IQNA) hafız Ayşe Gezer ile gerçekleştirdiği röportaj:

Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Sizi tanımakla başlayalım, Ayşe Gezer kimdir?

Ben teşekkür ederim güzel teklifiniz için. Ben 1992 doğumlu, evli ve bir kız çocuğuna sahip bir anneyim. İlahiyat ve İslami İlimler alanında lisans eğitimimden sonra Ankara Üniversitesi’nde İslam Felsefesi alanında yüksek lisansımı tamamladım. Yüksek Lisans sürecimde bir süre editörlük yapma imkânına eriştim. Şimdilerde doktora başvuruları için dil geliştirme çalışmaları yapıyorum.

Hafızlık süreciniz nasıl başladı, ne zaman karar verdiniz hafız olmaya?

Ben içinde Kur’ân’ın makamlı bir şekilde sesli sesli okunduğu bir evde büyüdüm. Babam Abdulbasıt Abdussamed makamıyla kulaklarımıza okurdu Kur’ân’ı. Küçüklükten süre gelen bir hayranlığım vardı o okuyuşa. Hatta Kur’ân okumayı ilk öğrendiğim, hecelediğim zamanlarda anneme “Ben de Abdussamed gibi okuyacağım.” dediğimi hiç unutmuyorum. Ortaokulda makamlı sûre ezberlemeye çalıştığımı, lisede İmam Hatip’te Kur’ân hocasından müfredata ek ezberler istediğimi hatırlıyorum. Bir tutkuydu benim için, o vakitlerde, hafız olma, Kur’ân’ı hakkını vererek güzel okuma isteğim vardı. Üniversiteyi okumaya İstanbul’a geldiğimde Fatih’te hafızlık yaptığım kursla tanıştım. Öncelikle Arap ağzıyla, Hz. Peygamber’in okuduğu şekliyle hakkını vererek okumak için 2 sene eğitim aldım ve hocalık belgesi alma şerefine eriştim. Bu 2 yıldan sonra da hafızlığa başlama imkânım oldu çok şükür.

Ne kadarlık bir süreçte hafız oldunuz ve nasıl bir çalışma disiplini ve metodu uyguladınız?

Hafızlığa başladığımda İslamî ilimlerde son sınıfta, İlahiyat Fakültesinde 3. sınıftaydım. Çok yoğun olduğum bir dönemde başlangıç yaptım ve böyle bir dönemde başlamaya cesaret etmemin tek nedeni hafız olmayı çok istiyor olmamdı. Hafızlık yaptığım kurs Türk usûlü değil Arap usulü, sûre sûre ezber yaptıran bir kurs ve üniversite okuyan öğrencilere özel programları var. Ben de bu programlardan birine dahil oldum. Aslında ilk başladığım sene aynı anda iki üniversite okuyor olmam nedeniyle çok az ezber yaptım ama hep Rasûlullah’ın “Allah katında amellerin en makbulü az da olsa devam üzere yapılanıdır.” hadisini hatırımda tutarak ilerledim. Aslına bakarsanız hafızlık başlı başına hiç kolay olmayan bir çaba ama biz hep hocalarımız sayesinde Kur’ân’ın bereketinin diğer işlerimizi de kolaylaştıracağına inandık. İki üniversite okurken ödevlerden sonra ezberimi bitirdiğimde çoğu zaman saatin gece 12 olduğunu hatırlıyorum. Çok zordu ama şu anda düşündüğümde kalbimde bıraktığı his öyle güzeldi ki “iyi ki” diyorum. Benim en çok önemsediğim anlayarak ezberlemekti. Arapça’ya vakıf olmam sayesinde ezberlediğim ayetlerin kalbime yerleştiğini hissediyordum sanki, tarifi imkansız bir duyguydu. Hafızlığımı üniversite ve yüksek lisans süreciyle beraber toplamda neredeyse 4 senede tamamladım. Uzun solukluydu, yorulduğum oldu elbette ama Allah’ın lütfuyla tamamlamak nasip oldu. Hafız olduğumda 9 aylık hamileydim ve insan yeterince isterse, çabalarsa, devamlı olursa ve gerçekten inanırsa Allah’ın ona istediği şeyi verdiğini o gün en güzel şekliyle anladım.

Hafız olabilmek kadar, hafızlığı koruyabilmek yani ezberi unutmamak da önemli ve zor sanırım, bu noktada hafızlar neler yapıyor? Nasıl bir yöntemle koruyorsunuz?

Hafızlığımı bitirip “Şimdi haslama zamanı” dendiğinde aslında hafızlığın bitmeyen bir süreç olduğunu anladım. O hep tekrar isteyecek ve ben hiç “Tamam artık oldu bitti.” diyemeyecektim. Bunu kötü bir şeymiş gibi de söylemiyorum aslen. Hafızlığı tamamladıktan sonra bir süre doğum nedeniyle ara vermek zorunda kaldım. İçimde ve hayatımda inanılmaz bir eksiklik ve boşluk vardı. Hafızlık yaparken her gün muhakkak elime aldığım Kur’ân’ı o dönemde günlerce elime alamadığım olmuştu. O zaman bir hafızın, Kur’ân’a, her daim yanında olan bir arkadaş bir dost olduğunu ve her gün tekrar etmek yorucu olmasına rağmen ondan ayrı kalınamayacağını anladım. Kısa bir zaman sonra yine hafızlık yaptığım kursun has programlarına katıldım. Hocamız grup olmayı çok önemser, “Beraber ezber ya da tekrar yaptığın bir arkadaşının olması aksatmayı önler.” der. Gerçekten öyle oldu. Şimdi yine bir grup arkadaşla beraber her gün Kur’ân’ın başına oturduğumuz bir programla has yapıyoruz. Haftalık da hocamıza dinletiyoruz.

Geçtiğimiz haftalarda Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş “Allah Resulü'ne varis olmaktan daha büyük bir unvan var mı yeryüzünde? Dünyevi unvanların hepsini bir kenara koyun, hafız olmak, hafızı kelam olmak, işte unvanların en büyüğü bu” ifadelerini kullandı, neler söylemek istersiniz?

“Hafız olmak” derken tam olarak neyden bahsettiğimiz çok önemli bu noktada. Üstelik Peygamber’in ismini anıyorsak ve ona varis olmaktan bahsediyorsak burada büyük bir iddia var demektir. Kur’ân hem Peygamber’in kemâlinin bir neticesiydi hem de Peygamber onunla kemâl buldu. Hâl böyleyken biz bu yola unvanı önemseyerek düşersek bu Kur’ân’ın ruhuna ters olur diye düşünüyorum. Çabamız, anlamak olmalı, yaşamak olmalı, Peygamber’i miraca çıkaran o yolun izlerini takip etmek, ezberlenen her âyetle aklî ve kalbî aydınlanmanın yollarını aramak olmalı. Bu yüzden “hafız olmak”tan anladığımız şayet anlamadan Kur’ân’ı sular seller gibi okumaksa orada Peygamberî bir metodun var olup olmadığı tartışılabilir diye düşünüyorum. Anlayarak gerçekleşen, kişiyi bir tekâmül sürecine sokan 5 yıllık bir hafızlık sürecinin, anlamadan yapılan 2 yıllık bir süreçten daha efdal olduğunu düşünüyorum. Yolumuz anlamak, Peygamber’in adımlarını takip etmeye çalışmak olursa o yol hafız olduktan sonra dahi bitmez. Her tekrarda farklı bir yeşerme gerçekleşir. Bu yüzden unvan kazanmaktan çok, yolda olmak önemsenmeli diye düşünüyorum.

Bazıları hafız olduktan sonra insana ağır bir sorumluluk geldiğini düşünüyor ve dolayısıyla beşer olarak insanın kendini o mertebeye layık görmemesinden kaynaklı bir uzak duruş mevcut. Hafız olmak isteyip belki de sonrasında sosyal yaşantısında bunu yansıtamamaktan çekinerek hafızlığa mesafeli bakanlar var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Hafız olsak da olmasak da hepimizin tek bir misyonu, tek bir yolu var aslında: İnsan-ı kâmil olmak. Ben insanın Kur’ân’dan yüreğine yerleştirerek ezberlediği her âyetin onun bu misyonuna destek olacağını, yolunu aydınlatacağını düşünüyorum. Gerçekten onu anlamaya çalışmaktan bahsediyorum aslında. Kişi yola böyle düşerse, bu çabayı gösterirse Kur’ân’ın kapılarını ona açacağını, onun nuruyla kişideki tedirginliklerin ve mesafeli duruşların kalkacağını düşünüyorum. Türkiye’de Kur’ân’ı tamamen ezberlemeyi ya da sadece kısa sureleri, belki 30. cüzü, en fazla Yasin, Tebâreke’yi kapsayan bir ezber kültürü var. Belki de önce bu aşılmalı. Hafız olma isteğinde olup, layık olma korkusu yaşayanlar, önce Bakara hafızı olsun mesela, Âl-i İmran hafızı olsun o zaman tedirginlikler izale olacaktır. Benim hafızlık sürecinde, kendisine tutunduğum bir hadis vardı. Hocamız, Allah’ın insana kıyamet günü “Kur’ân’dan bildiğini oku ve yüksel” diyeceğini ve insanın bu şekilde okuyarak yükseleceğini haber veren hadislerin var olduğunu aktarmıştı. Ben bu hadislerle hafızlık şevkimi zinde tutmuştum.

Peki genel olarak hafız olmak isteyenlere kendi tecrübelerinize dayanarak ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Şimdiye kadar konuştuklarımızdan da anlaşılacağı üzere en önemli tavsiyem anlamak. Muhakkak hafızlık öncesi bir Arapça eğitimi alıp en azından kelime meallerden yardım alarak Kur’ân’ı anlayacak seviyede olunmalı diye düşünüyorum. Kuru bir ezber yapmaktansa, anlayarak yapılan bir ezberin hafızlık yapacak kişiye ne kadar zevk verdiğini onlar da fark edecekler. Bunun dışında hafızlığa başlamadan evvel kendilerini ufak bir ezber programıyla denemelerini tavsiye ederim. Örneğin, benim kursumda hafızlığa başlamadan evvel hocalık belgesi alınan süreçte herkes 5 cüz ezberi bitirmiş oluyor. Bundan sonra hafızlık sürecine girip giremeyeceğini insan kendi adına daha net görmüş oluyor.

Hafız olmadan önceki Ayşe Hanım ile hafız Ayşe Hanım arasında ne gibi farklar oldu sizce? Hafızlığın hayatınıza etkileri konusunda neler söylemek istersiniz?

Aslında bu çok özel bir soru, insanın Allah’la arasında olan bir soru diye düşünüyorum. Ancak şöyle cevap verebilirim, hafızlık yaptığım dönemde İslâm felsefesi okumaları yapıyor olmamın da katkısıyla kâinatı, varoluşu daha iyi anladığımı, Kur’ân’ın bana sunduğu hakîkate, ideal insan prototipine eskisinden çok daha vakıf olduğumu düşünüyorum. Kur’ân’ı hayatımla iç içe geçmiş şekilde anlamlandırabildiğimi düşünüyorum. Ama bunların hiçbiri bitmiş tükenmiş şeyler değil elbette. Hâlâ sadece yolcuyum, hatta yolun çok başında bir yolcuyum, gidecek çok yol var.

Çok teşekkür ederiz bu güzel röportaj için, son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Derdi Kur’ân olanlara Allah Kur’ân’a yoldaş olabilmeyi nasip etsin, diyorum. Ben de çok teşekkür ediyorum.

Yayınlanmış: 1
Lütfen bekleyiniz.: 0
Yayınlanamaz: 0
Gülsah Günes Turan
0
0
Masallah, barekallah. Okurken gözyaslarima hakim olamadim. Gipta ettim. Rabbim bizlerin nesline de Kur‘an hafizlari nasip etsin. Rabbim yar ve yardimcimiz olsun.
İsim:
Email:
* Yorumunuz:
captcha