
Savaş zamanında tahmin mantığını reddederek, bu aşamada sürpriz unsurunun esas olduğunu ve yalnızca iki savaşan tarafın savaş zamanından haberdar olabileceğini, çünkü önceden kimseden izin alınmadığını vurgulamaktadır.
Trump’ın İran’la savaş için bir gerekçesi var mı?
Asıl soru savaşın olup olmayacağı değil, savaşın Trump için olumlu maliyetleri veya faydaları olacak mı?
Pasif bir Netanyahu ile aceleci bir Trump arasında ayrım yapmak gerekirse, bu senaryoda Netanyahu’nun stratejik bir karar verici değil, bir araç olduğu söylenebilir.
Trump ise olaylara farklı bakarak şunu merak ediyor: Tüm yollar çıkmaza mı girdi? Vekalet savaşı bitti mi? Birleşik savaş başarısız mı oldu? Yoksa yıldırma ve seferberlik, tam ölçekli bir savaşa girmeden hedeflere ulaşmak için bir stratejinin parçası mı?
Ayrıca, olası bir savaşın niteliğine ilişkin olarak, İran’a karadan saldırıyı neredeyse kesin olarak reddediyor ve şöyle yazıyor: İran, tarihsel olarak hiçbir zaman sömürgeleştirilmemiş bir ülkedir ve nüfusu, alanı ve yetenekleri, karadan saldırıyı intihar girişimi haline getirir.
İran’a karşı tam ölçekli bir savaşın sonuçları sadece bölge için değil, Amerika’nın kendisi ve Anglo-Sakson dünya düzeni için de yıkıcı olacaktır. İran’ın bölgedeki Amerikan üslerine saldırma yeteneğine sahip olması nedeniyle, bu savaş önemli kayıplara yol açabilir ve belki de Amerika’nın Orta Doğu’dan çekilmesini hızlandırabilir.
“İran israil’i yok edebilir mi? “ sorusunun cevabı ise şöyle: İsrail’in iki stratejik zayıflığı olduğunu belirtmek gerekir: sınırlı coğrafi alan ve rejimin uzun vadeli yıkıcı bir savaşta katlanamayacağı kırılgan bir nüfus.
Trump’ın Tahran’a karşı savaş açmasındaki asıl amacı İran’ın kendisi değil, aksine, Çin’i İran petrolü ve gazı ile Fars Körfezi de dahil olmak üzere ucuz enerji kaynaklarından mahrum bırakmaktır. Çünkü İran’a saldırmak ve Fars Körfezi petrolünü sekteye uğratmak veya stratejik geçiş yollarını kapatmak Çin ekonomisini felç eder ve bu da ABD’nin ulusal güvenlik öncelikleriyle örtüşmektedir.
Gazze hassas meselesine gelince Trump’ın Mısır ve Nil sularıyla neden ilgilendiği? Şunu söylemek gerekir: Trump, Gazze’nin (Doğu’nun Rivierası) ekonomik yapısını ve bu bölgedeki su ihtiyacını değiştirmeye çalışıyor. Şartlı işlemler yoluyla Nil suyunu Gazze’ye aktarmaya çalışıyor ki bu da bir aracı ve tüccarın zihniyetini yansıtıyor.
Bir yanda Trump ve ekibi, diğer yanda Netanyahu, Smotrich ve Ben-Guer arasında keskin bir zıtlık var. Bu zıtlığın özü, Gazzeyi kimin kontrol ettiği ve ekonomik faydalarından kimin yararlandığı sorusudur.
Siyasi ortam göz önüne alındığında, Netanyahu’nun Amerika’da büyük bir olaya yol açma veya hatta Trump’a suikast düzenleme olasılığının daha yüksek olduğu senaryolar ortaya çıkıyor. Çünkü Amerikan siyasi tarihi, çıkarların çatıştığı bu tür suikastlarla doludur.
Son olarak, savaş birçok biçimde gerçekleşiyor ve kuvvetlerin seferber edilmesi savaşın bir parçasıdır, mutlaka tam ölçekli bir saldırının öncüsü değildir.
Lübnan’da 1961 yılında doğan Mikhail Avad, jeoloji ve işletme alanlarında eğitimini tamamlamıştır. Siyaset bilimine olan kişisel ilgisi nedeniyle, gelecek çalışmaları ve stratejik gelişmeler alanında siyasi yazar ve araştırmacı olarak da tanınmaktadır.
Ayrıca çeşitli Lübnan medyasının (görsel, işitsel, yazılı, elektronik) kurulması ve yönetilmesinde de yer almaktadır.
4330766