IQNA

Sünni Araştırmacıdan Dikkat Çeken Değerlendirme: Hamaney Küresel Barışın Modeli

13:22 - February 08, 2026
Haber kodu: 3490242
Mevlevî Ruhü’l-Emin, yaptığı konuşmada İslam İnkılabı’nın Yüce Rehberi Ayetullah el-Uzma Seyyid Ali Hamaney’i, barışın gerçekleşmesi ve adil bir küresel düzenin kurulması için “açık ve ilham verici bir model” olarak nitelendirdi ve dünya kamuoyunun, kendileri tarafından dile getirilen görüşlere dikkatle yönelmesi gerektiğini vurguladı.

İslami araştırmacı ve Hindistan AIMA Enstitüsü Başkanı Mevlevî Ruhü’l-Emin, “Küresel Barış ve Adil Uluslararası Düzen” başlıklı toplantıda yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Dünyanın artan krizler, hegemonik rekabetler ve yaygın güvensizliklerle karşı karşıya olduğu bir dönemde Ayetullah el-Uzma Seyyid Ali Hamaney’in yaklaşımı ve rehberliği; bağımsızlık temelli, adalet arayışını esas alan ve tahakküme karşı direnişi önceleyen bir siyaset anlayışının seçkin bir örneğini teşkil etmektedir. Bu model, kalıcı barışın tesisine yönelik küresel çabalara ilham verebilecek niteliktedir.”

Ruhü’l-Emin, görüşlerini açıklarken birkaç temel eksene dikkat çekti:

Birincisi: Kültürel egemenliğin bayraktarlığı

Konuşmasının devamında Batı kültürel nüfuzunun dünyada yayılmasına işaret eden Ruhü’l-Emin, İran İslam Cumhuriyeti’nin İslami değerleri ve millî kimliği koruma konusundaki direnişinin tüm özgürlük yanlısı milletler için önemli bir mesaj taşıdığını vurguladı. Bu tutumun, küreselleşme dalgası karşısında kültürel ve dinî özgünlüğün korunmasının mümkün olduğunu gösterdiğini ifade etti.

İkincisi: Adil küresel düzen talebinde öncülük

Ruhü’l-Emin sözlerini şöyle sürdürdü: “Ayetullah el-Uzma Hamaney, büyük güçlerin tek taraflı yaklaşımlarına karşı açık bir duruş sergilemiş ve adalete dayalı çok taraflı bir sistemin oluşmasını talep etmiştir. Bu yaklaşım, küresel istikrar ve güvenliğe ulaşmak için kaçınılmaz bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir.”

Üçüncüsü: Direniş felsefesi; izzet ve millî özgüvenin tecellisi

Bu İslami düşünür, “direniş ekonomisi” ve “direniş kültürü” gibi kavramlara değinerek, söz konusu yaklaşımların bir milletin dış baskılar karşısında kendi imkânlarına dayanmasını, millî onurunu ve direncini yansıtan semboller olduğunu ve çağdaş tarihte önemli bir tecrübe teşkil ettiğini belirtti.

Dördüncüsü: Medeniyetler arası diyaloğun desteklenmesi

Ruhü’l-Emin, İran İslam Cumhuriyeti’nin dinler, kültürler ve medeniyetler arasındaki diyaloğu güçlendirme konusundaki rolünü öne çıkararak, bu çabaların milletleri birbirine yakınlaştırmada ve küresel gerilimlerin azaltılmasında önemli bir paya sahip olduğunu ifade etti.

Ayrıca günümüz dünyasının her zamankinden daha fazla adalet, maneviyat ve bağımsızlık temelli modellere ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Ruhü’l-Emin, İslam İnkılabı Rehberi tarafından dile getirilen görüşlerin, barış içinde birlikte yaşama ulaşma yolunu daha da aydınlatabileceğini belirtti.

Ruhü’l-Emin, konuşmasının devamında bu yaklaşımın tarihsel sürekliliğine dikkat çekerek, Ayetullah el-Uzma Hamaney’in rehberliğinin, İmam Humeyni’nin (r.a.) fikrî ve inkılapçı mirasının doğal bir devamı olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Mazlum milletlere destek konusundaki kararlılık, tahakkümcülüğe karşı açık ve net bir duruş ile maneviyatın siyasal yönetimle bütünleştirilmesi ise İran İslam Cumhuriyeti’ni uluslararası alanda farklı ve etkili bir model hâline getiren üç temel unsur olarak öne çıktı.

Sözlerini sürdüren Ruhü’l-Emin, bu fikrî ve pratik sürekliliğin İslam İnkılabı’nın yalnızca tarihsel bir olay olmadığını; aksine canlı ve dinamik bir hareket olduğunu gösterdiğini, mevcut rehberlik çerçevesinde yeni ve daha kapsamlı bir aşamaya girdiğini ve küresel ölçekte birçok millete ilham vermeyi başardığını dile getirdi.

Çağdaş Dünyadaki Konumu

Ruhü’l-Emin, konuşmasının devamında; savaşlar, jeopolitik rekabetler ve ardı ardına yaşanan krizlerle şekillenen günümüz dünyasının karmaşık ve gergin şartlarına işaret ederek, Ayetullah el-Uzma Hamaney’in rehberliğindeki İran İslam Cumhuriyeti’nin yaklaşımının, uluslararası ilişkilerde barışa, diyaloğa ve adalete yönelik ciddi bir bağlılığı yansıttığını vurguladı. Zayıf ve mazlum milletlerin haklarının savunulması ile ülkeler arasında adil ilişkilerin tesis edilmesi yönündeki çabaların ise çağdaş tarihte kalıcı bir rol oynayacağını ifade etti.

Ruhü’l-Emin ayrıca baskı altındaki milletlere destek verilmesi ve küresel ilişkilerde adaletin esas alınmasının yalnızca siyasi bir tutum olmadığını; aynı zamanda uluslararası sistemin geleceğinin şekillenmesinde etkili olabilecek ahlaki ve insani bir sorumluluk niteliği taşıdığını belirtti.

Barış ve Adalet Düşüncesinde Yeni Ufuklar

Bu İslami düşünür, konuşmasının sonunda söz konusu yaklaşımın; küresel barış, uluslararası adalet ve kültürel kimliğin korunmasına dair tartışmalarda yeni bir ufuk açtığını dile getirdi. Manevi sağlamlığa, ahlaki cesarete ve adalete bağlılığa dayalı bir liderliğin, küresel kaos ve gerilimler içinde istikrar ve huzura ulaşmak için pratik bir model sunabileceğini vurguladı.

Ruhü’l-Emin, bu bakış açısının yalnızca siyasi bir tutumun ötesinde; dünyada kalıcı barışın gerçekleştirilmesi için felsefi ve ahlaki bir çerçeve teşkil ettiğini sözlerine ekledi.

Shafaqna

captcha