
ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile kritik bir görüşme yapmak üzere Pekin’e giderken, İran’la yaşanan savaşın bu zirvenin üzerine en ağır jeopolitik gölgeyi düşürdüğü görülüyor. Resmî gündem ticaret, teknoloji, yatırımlar ve gümrük tarifeleri olsa da Wall Street Journal ve The Guardian’da yayımlanan analizler, Orta Doğu’daki gerilimin ABD-Çin ilişkilerinin birçok boyutunu etkilediğini ortaya koyuyor.
Wall Street Journal’da Annie Linskey, Alexander Ward ve Gavin Bade imzasıyla yayımlanan kapsamlı analizde, Trump’ın İran savaşı nedeniyle bu görüşmeye siyasi açıdan daha zayıf bir konumda girdiği belirtiliyor. Habere göre savaş, küresel enerji piyasalarında ciddi aksamalara yol açtı, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına katkıda bulundu ve Washington’un ittifaklarını etkiledi.
Gazeteye göre ABD yönetimi, Çin’in İran üzerinde baskı kurarak savaşın sona erdirilmesi ve küresel petrol akışının yeniden istikrara kavuşması için bir anlaşmaya katkı sunmasını umuyor. Trump’ın özellikle Çin’in İran petrolüne büyük ölçüde bağımlı olması ve Tahran’la derin ekonomik ilişkilere sahip bulunması nedeniyle Pekin’den nüfuzunu kullanmasını isteyeceği ifade ediliyor.
Çin’in Hesapları ve Derin Güvensizlik
Ancak Çin’in hesapları Washington’dan belirgin biçimde farklı. Şi Cinping de çatışmanın sona ermesini istiyor, fakat temel motivasyonu Çin’in enerji güvenliğini korumak ve ihracata dayalı ekonomisinin istikrarını sürdürmek.
Wall Street Journal’a konuşan analistler, Şi’nin bu krizi, ABD’nin yorgun ve diplomatik açıdan yalnız görünmeye başladığı bir dönemde kendisini uluslararası gerilimleri azaltabilen küresel bir devlet adamı olarak öne çıkarmak için fırsat gördüğünü belirtiyor.
Gazete, zirvenin iki taraf arasında derin stratejik güvensizliğin hâkim olduğu bir dönemde gerçekleştiğini yazıyor. Trump’ın, Çin’in İran ve Rusya’ya verdiği destek konusunu gündeme getirmesi bekleniyor. Bu suçlamalar arasında, Çinli şirketlerin İran’ın askerî operasyonlarına yardımcı olmak amacıyla uydu görüntüleri sağladığı yönündeki iddialar da bulunuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı kısa süre önce bu faaliyetler nedeniyle dört Çinli şirketi yaptırım listesine almıştı.
Buna karşılık Pekin son dönemde Tahran’la ilişkilerini gözle görülür biçimde güçlendirdi. Çin’in, zirveden hemen önce İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi ağırlaması, ABD baskısına rağmen Tahran’la ilişkilerini sürdüreceği mesajı olarak yorumlandı.
Wall Street Journal’ın başyazısında ise asıl stratejik riskin İran değil, Trump’ın diplomatik ilerleme sağlamak adına başka alanlarda, özellikle Tayvan konusunda taviz verme ihtimali olduğu vurgulandı.
Gazete, Şi’nin İran ve ticaret alanlarında iş birliği karşılığında Washington’u Tayvan’ın bağımsızlığına ilişkin geleneksel tutumunu veya Taipei’ye yönelik taahhütlerini yumuşatmaya zorlamaya çalışabileceği uyarısında bulundu.
Ayrıca Çin’le sağlanacak olası diplomatik açılımların, ABD’nin uzun vadeli stratejik rakibini daha da güçlendirebileceği belirtildi. Wall Street Journal, Washington’da Çin’in gelişmiş yapay zekâ teknolojileri ve nadir toprak elementlerine erişim çabalarına yönelik endişelerin de arttığını yazdı.
Gazeteye göre temel soru şu: Trump’ın kişisel diplomasi ve doğrudan pazarlık yaklaşımı, ABD’nin Asya’daki onlarca yıllık stratejik politikasını zayıflatabilir mi? Analiz, Şi Cinping’in uzun vadeli bir oyun oynadığını ve nihai hedefinin ABD’yi küresel liderlik konumundan uzaklaştırmak olduğunu savunuyor.
ABD Gücünün Sınırları
The Guardian’da Simon Tisdall imzasıyla yayımlanan başka bir analiz ise Trump’ın zirve öncesindeki durumunu daha dramatik bir çerçevede değerlendiriyor. Yazıya göre İran savaşı, ABD gücünün sınırlarını ortaya çıkarırken Çin’in uluslararası konumunu güçlendirdi.
Tisdall, “Trump’ın Şi’ye duyduğu ihtiyaç, Şi’nin Trump’a duyduğundan daha fazla” değerlendirmesinde bulunuyor. Çin’in İran üzerindeki etkisi ve İran petrolünün en büyük alıcısı olması nedeniyle gelecekteki olası anlaşmalarda önemli kozlara sahip olduğu belirtiliyor.
Analize göre savaş ayrıca ABD’yi askerî kaynaklarını Asya’dan Orta Doğu’ya kaydırmaya zorladı; bu da Washington’un Hint-Pasifik bölgesindeki caydırıcılığını zayıflattı.
Yazar, Şi’nin Trump’ın siyasi zayıflığından yararlanarak ABD’nin Tayvan’a desteğini azaltması için baskı kurabileceğini düşünüyor. Zirve, daha geniş bir jeopolitik dönüşümün parçası olarak görülüyor: ABD’nin küresel itibarı aşınırken Çin kendisini istikrar ve uluslararası düzenin garantörü olarak sunmaya çalışıyor.
Guardian’daki makale, savaşın ekonomik boyutuna da dikkat çekiyor. Yükselen petrol fiyatları, deniz taşımacılığındaki aksamalar ve enflasyon baskısı yalnızca Batı ekonomilerini değil Çin ekonomisini de olumsuz etkiliyor. Bu nedenle Pekin, Fars Körfezi bölgesinde doğrudan askerî çatışma olmaksızın istikrar sağlanmasını istiyor.
Üç analiz de İran’a karşı yürütülen savaşın, ABD-Çin zirvesini küresel güç dengesi ve nüfuz mücadelesi açısından daha büyük bir teste dönüştürdüğü konusunda birleşiyor.
Trump, iç siyasette konumunu zayıflatan ve küresel ekonomiyi sarsan maliyetli bir savaştan çıkış yolu arayarak Pekin’e giderken, Şi Cinping daha avantajlı bir pozisyonda görünüyor. Çin lideri, Washington’un yaşadığı sıkıntıları kullanarak Pekin’in diplomatik etkisini artırmaya çalışırken, İran’la stratejik ortaklığını da korumayı hedefliyor.
Mehr Haber