IQNA

İslamoğlu: Allah'ın insana yapacağı en büyük ihsan, onun eliyle insana hidayet ulaştırmasıdır.

10:58 - March 26, 2007
Haber kodu: 1533357
Bizler bu fani dünyada ya birilerini çalıştırırız, veya birilerinin emrinde çalışırız. Patronu Allah olmak ne muhteşem bir şey. Bir insanın başına devlet kuşu “Benim patronum Allah’tır” diyebileceği bir iş yapmışsa konmuştur. Kurân’a hizmet böyle bir şey. Kurân’ın altın zincirinde mütevazi bir halka olmak, dünyanın en büyük rütbesidir.
İran Kurân Haber Ajansı İkna’nın İstanbul şubesinden bildirdiği habere göre, haber ajansımızda görevli hocalarımızla, kılınan görkemli Cuma namazından sonra Akabe Vakfı'nda görüşen, İslam dünyasının büyük Müfessirlerinden Mustafa İslamoğlu, İkna’da çalışan genç arkadaşlara ve yeni nesle şu tavsiyelerde bulundu:
İkna’da çalışan kardeşlerimiz, onları Rabbimizin oraya görevlendirdiğini düşünmeliler. Yani bizi “Allah tayin etti” demeliler. O çalışmayı da bir eleman gibi görmemeliler. Bir lütuf, Allah’ın nimeti ve ikramı olarak görmeliler. Demek ki İkna’daki kardeşlerimizi Allah kabul ederek işe almış, kendi yolunda koşturuyor. Ama önce bunu bir ibadet bilmek zorundadır. Bulunduğu yerin değerini bilmeyenlerin elinden nimet alınır. Şükür, nimetin çoğalması, Küfran’ı nimet ise nimetin bitirilmesidir. İkna’da olan kardeşlerim de içinde oldukları nimetin değerini bilmeliler.
“Bir Adem bir alem” diyecekler. Eğer susuz gönüllere vahyin suyu bunların üzerinden ulaşıyorsa, yani bunlar vahye ırmağın yatağı gibi yataklık ediyorlarsa, veya su arkı gibi arklık yapıyorlarsa, dünyada bundan daha güzel ne yapabilirler ki? Allah sizin üzerinizden hidayeti taşıyor demektir. Zaten Peygamberler de Allah’ın üzerlerinden vahyi taşıdığı zatlar idiler. Bu peygamberlerin mesleğidir. Eğer peygamberlere bir meslek caiz ise, bu meslek peygamberlerin mesleğidir. Bu insana hidayet taşımaktır.
Bu hidayetin merkezi de Kurân’dır. Çünkü Allah Kurân’la hidayet eder. Zaten kendisi de, “Bu kitap muttakiler için hidayettir” diye buyurmaktadır. Biz insanların hidayete kavuşmasını istiyoruz. Fakat Kurân-ı bu hidayetin merkezine koymuyorsak, yani Allah’ın hidayet merkezine koyduğu Kurân’ı bir ilahiyat unsuru olarak taşımıyorsak, biz Allah’ın şuradaki hidayetini onun yanı başındaki kullarına götürmüyoruz demektir. Yani toprakla tohumu, tırnakla eti, buluşturmuyoruz demektir. Suyla toprağı buluşturmuyoruz. Onun için biz bulut olalım suyu taşıyalım. Yağmur vahiy olsun biz de onu taşıyan bulutlar. Rabbimiz de hangi toprak bu suyu hak etmişse, rüzgarlarla bizi oraya sürükleyecektir. Bunu anlamayacak, tahmin dahi edemeyeceksiniz. Yani içerinizdeki suyu nereye dökeceğinizi tahmin dahi edemeyeceksiniz. Sadece sonuca baktığınızda şaşıracaksınız.
Ben Kurân’a hizmet eden bu kardeşlerimizin içerisinde oldukları nimetin kadrini bilmelerini istiyorum. Kadrini bilirlerse, Allah’ın onların gönüllerini daha da açacağını, onların üzerinden Kurân’ı taşıyacağını bilmeliler. Bu kağıdın üzerinde Kurân yazıları değil de “bahname” olmasaydı, şu anda bizim evimize girmeyecekti. Şu yerden bitmiş kamışlar, sazlar odundan yapılmış bu kağıt üzerine Kurân yazılınca başımızın üzerinde tutarız. Gözümüzün ve kalbimizin üzerinde tutarız. Kağıdın bir değeri yok, ama Kurân’ı taşıdığı için kağıt ta hürmet kazanır. Biz kağıdı öpüyoruz, aslında Kurân’ı öpüyoruz. Fakat Kurân kağıtta yazılı olduğu için kağıdı da öpüyoruz. İşte biz de kalbimizde Kurân taşırsak Allah’ta bizim yüreğimizden öper, melekler de öper. Çünkü kağıt ta Kurân’dan sayılır. Ona hürmet Kurân’a hürmet olur.
Kardeşlerime şunu tavsiye ediyorum; nerede olduklarını ve neye hizmet ettiklerini unutmasınlar, ne taşıdığının farkında olmayanlar gibi değil, akıl yüreklerinde Kurân’ı taşıdıklarının farkında olan birer taşıyıcı olsunlar inşallah.
captcha