İkna'nın bildirdiğine göre İmam Humeyni'nin oğlu Merhum Seyit Ahmet İmam Humeyni'nin vahdet anlayışını yazdı. Yazının bazı bölümlerini aktarıyoruz:
Beşeriyetin ilahi fıtratı, tevhide dayalıdır. Ard niyetlere, Nefsaniyete ve şeytani eğilimlere yakalanmamış insanda bütün hayat devrelerinde aklı olarak bu ilahi fıtrat üzerine durum değerlendirmesi yapıp, ilerlemiştir. Nitekim sağlam ve fıtri insan daima çekişme ve çatışmaları, tefrika ve dağınıklığı insan topluluklarını tehdit eden, kendi kendini gelişimden alıkoyan ve süflileştiren bir kaynak olarak nitelendirmiştir. İlahi enbiya Ademden Hatem'ul Enbiya sav’a kadar bütün peygamberler daima insanları tevhide çağırıp, onları şirk, ikilim ve üçleme nifak ve çekişmeden sakındırmışlardır.
Tevhid anlayışı, İslam'la küfr’ün nihai sınırı sayılıyor. İslam’ın bütün felsefi, irfani, ahlaki, kelami, terbiyevi ekol ve yönelişlerinde varlık alemindeki vahdetçi anlayışı vurgulayıp, Tevhid ve vahdet anlayışını kendi düşünce yapılarının ayrılmaz parçası olarak nitelendirmiş bulunuyorlar. Alim ve bilginlerin de vurguladıkları gibi, beşeri toplumda hakiki vahdete yöneliş, Tevhid inancının cilveleri ve yansımalarından biridir. Buna karşılık, çoğulcu anlayış, maddecilik ve şirk’in bariz özelliğidir. Kur’an’ı Kerim’de “Ümmeti-Vahide”yi oluşturmak, “Seyri İllallah”ın gerçek çığırında ilerleme anlamındadır. “Gerçek şu ki; sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim, öyleyse bana ibadet ediniz.” (Enbiya-92)
Tarih boyunca bütün biçimleri ve düzeyleriyle Hak ve Batıl daima Tevhid ile şirk anlayışı ve yönelişi biçiminde kendini göstermiştir. İmam Humeyni de buyuruyor ki; “Tefrika şeytan’dan, birlik ve vahdet-i kelime Rahman’dandır.”
Uluslar arası kuruluşlar, gerçi kuruluş ilkesi ve amaçlarını milletlerle devletleri birliğe çağırma, gerginliği ve çatışmayı azaltıp, engelleme olarak ilan ettikleri halde, bu felsefi anlayışlarını pratikte gerçekleştirememiş bulunuyorlar. Çünkü, bu uluslar arası kuruluşlar tefrika, savaş, kriz çıkaran süper güçlerin hizmetine geçip, onların maşasına dönüşmüş bulunuyorlar. Geçen on yıllarda çeşitli güç odakları, yüzlerce birlik, pakt, işbirliği anlaşması, devletler birliği, ideolojik ve siyasi bloklar oluşturdular. Bunların propagandasını yaparak dünya milletleri ve topluluklarda büyük beklentiler ve ümitler yarattılar. Fakat bu kurum ve kuruluşlarla paktlar hiçbir etkinlik göstermeden çöküp, gittiler ve de gerginliklerle krizleri de çözemediler. Uzun bir süreden beri, İslam toplumlarında, İslam ülkeleri ve Müslümanların vahdet ve birliğinden söz ediliyor. İslam beldelerinde bir çok siyasi grup, parti veya şahıs, İslami birlik sloganıyla iktidar olup, hüküm sürüyor. Yüzlerce kitap ve makale İslami vahdet üzerine yazılıyor. Konuşmacılar, hatip ve bilginlerle yazarlar birlik ve vahdetten söz ediyorlar. Fakat pratikte yapıcı, müspet ve belirgin bir vahdet süreci için adım atılmıyor. Bana göre, başarısızlık ve beceriksizliklerin kökenine edilmek gerekir. Çünkü bu ilkeleri tespit etmeden bütün birlik çağrıları boşa çıkacaktır.
İmam Humeyni’den naklen belirtildiği gibi, tefrika şeytanın eseri ve vahdet Rahman’ın kelimesi’dir. Tarihin ispatladığı gibi, pratikte Tevhid inancına bağlılıklarını ispatlamış olan kimselerin hakiki vahdet çağrısına tevhidi fıtrata sahip kimseler olumlu cevap veriyorlar. Çünkü belirttiğim gibi, Vahdeti koruma, iktidarı pekiştirme amaçlı siyasi bir hareket değildir. Vahdeti korumak ve tefrikadan sakınmak âyni bir vecibedir. Bu anlayış kainatın yaratıcısının vahdaniyetine inançtan kaynaklanıyor. Tefrika ashabı, şeytan ashabıdırlar. Vahdet tebliğcileri ve failleri Rahmanlıların çığırındadırlar. Hangi toplum böyle bir inançla donatılırsa, hakiki vahdet biçimlenir. Ümmetin bütün kesimlerinin kaderi tefrika ve nifak karşısında ilgisiz kalmak, ümmeti vahidenim güçlü hareketi karşısında renk kaybeder. İşte bu gerçeği, İslam inkılabı fiili olarak ispatladı. Tarihin unutmayacağı şey şudur ki, Allah inancı ve aşkıyla hareket eden biri görünüşte maddi silahlardan yoksun olarak vahdet çağrısını yükseltti. Mümin insanlar da bu çağrıya cevap verip, kıyam ettiler. Buna karşılık gelişmiş ülkeler, bu tevhidi halk kıyamını bastırmaya çalıştılar. Nitekim bu tevhidi kıyamın düşmanlarına dünyanın en güçlü silah üreticisi sahipleri resmen ve açık bir destek verip, birleşik cephe kurmaya çalıştılar. Fakat milletin söz birliği ve vahdeti, maddi çıkarlar ashabının güçlü birliğini yenip, zafere ulaştı.