İran Kuran Haber Ajası İkna'nın Dr. Hüseyin Hatemi'nin "Yeni Şafak"taki bölümünden naklettiği yazının ikinci bölümünde, sayın Hatemi'nin Türkiye-İran kardeşliğine bakışını kendi kaleminden naklediyoruz:
Mevlânâ'yı aramak
Mevlânâ'nın sekizyüzüncü doğum yılı dolayısı ile düzenlenen “etkinlik”lerden birisine katılarak 25 Haziran - 27 Haziran günlerinde Tehran'da olduğumu yazmıştım. Tehran Büyükelçiliğimizdeki kültür ataşemiz Mehmet Kaya Bey'i de orada tanımakla çok “mahzûz” oldum. Gerek bu toplantıda, gerek Türkiye-İran kültür (Ferheng) alışverişindeki himmetlerini çok kimseden duydum. Orada bulunduğumuz üçüncü ve son gün, Elçilik Binası'ndaki kütüphaneye “Abdülbaki Gölpınarlı” adı verildi ve kütüphane açıldı. Türkçe derslerine çok rağbet olduğunu da öğrendim. Ankara ve İstanbul'da Farsça dersleri verilip verilmediğini, veriliyorsa rağbet olup olmadığını bilmiyorum.
“İnsanlar konuşa konuşa anlaşırlar”. Rum Suresi'nde buyurulduğu üzere, insanların renk (ırk) ve dil farklılıkları Allah'ın âyetlerindendir, yeter ki gönüllerdeki bir olsun! İnsanlar hayırda yarışsınlar ve hayrın ölçütü bir olsun!
İran, denebilir ki, kitap dostları ve Farsça bilenler için bir kitap cenneti. Ancak bir kısmını ve çok hızlı “teftîş” edebildiğim Tehran kitapçı dükkânlarında, uçaktaki yük sınırının ve kredi kartı olmayan bir ülkeye çok yufka bir cüzdanla gitmiş olmanın sağladığı irade hâkimiyeti ile ancak en çok “beni al!” diye haykıran tasavvufî (irfânî) bazı kitapları alabildim. Batı'dan çeviriler de vitrinlerde en çok göze çarpan kitaplar arasında. Bunlardan birinin de Dante'nin “İlâhî Komedi”si olduğunu gördüm. Ben bu kitab'ı aslâ kütüphanemde bulundurmadığım için, içimden, İran-zemîn'e bir haykırış koptu: -Sen de mi Brütüs? Ayrıldığımız gece, Derek (Derecik) denen yerdeki yemekte, yanımda oturan ve Tabiî Hukuk sevgisi dolayısı ile seneler önce gönlümü fetheden, ancak, bu toplantı dolayısıyla Tehran'a gidinceye kadar tanışmadığımız Muhammed Huseyn Sâkit Bey'e bu “izlenim”imi aktardım. Cevap, bir nükte oldu: -Pekâlâ, Hatemi Bey, siz de bu kitabın cehennem kısmını, “Dûzakh” bölümünü değil sadece “Behişt” (cennet) bölümünü okuyunuz! Bu nükte karşısında “sâkit” kalamayıp değerli adaşıma şöyle cevap verdim: -Dante, Resûl-i Ekrem (S.A.)'i ve Emîr-ul-Mü'minîn'i “dûzakh” de tasvir ettiğine ve bizim için cennet (behişt) onların bulunduğu yer olduğuna göre, tam aksine “Dûzakh” bölümünü okumak isterdim, ne var ki Dante'nin tasvîrindeki küstahlık bunu da engelliyor!
İran'ın Müslüman aydınları; bu kitap cennetinde Emîr-ul-Mü'minîn bâbından İlm-u Hikmet Medînesi'ne girerek, hayr-u şerrin kıstasına daha kolay sahip olabilirler. Bazı hışır ve ehl-i kışr zevâtı kültür ocaklarında “uzman” sıfatıyla görevlendirmenin yararı yoktur. Bunlar Ehl-i Beyt'den bahseden bir kitap gördüklerinde fısıldarlar: -Hurâfî kitaplardan biri!
İran ile Türkiye arasındaki kardeşliğin sağlam temeli, Mevlânâ vasıtasıyla bulunabilir: Âşıkan râ mezheb-u millet Hodâst! (Âşıkların dini, milleti Allah'dır).
Bu temel bulunmadıkça, bu gibi toplantılar, karşılıklı havaî fişek yarıştırmaya benzer. Gece karanlığını azıcık aydınlatır, bu arada fişek uçuranlar karşılıklı ve nezaketen sessiz bir böbürlenme içindedirler: -Benimkisinin kuyruğu tavus kuşu gibiydi, n'aber?- Benimkisi gökkuşağı gibiydi, daha çok alkışlandı, gördün müü?
İran'daki toplantının bir havaî fişek toplantısı olmadığını derhal belirtmem lâzım! Fakat “Sekizyüzüncü yıl” şerefine yakılıp sonra hâmûş olan bir çerağ olursa, yazık olur. Farsça'da “sempozyum” karşılığında yeni bir kelime kullanılmaya başlanmış: Hem-âyiş. (Bir araya gelme). Biz de hem “dernek” ile kökdeş, hem de “derlenip toparlanma”ya işaret eden “derleniş”i kullansak mı ey Azîzan? “Gölpınarlı Derlenişi”nin İstanbul'daki toplantısını bu bilinçle hazırlasak?
Mevlevîlik'ten, şimdiye kadar hiçbir şu'be ayrılmamıştı. Şimdi bir kaç tane “Mevleviyye-i turizmiyye” görünümü doğdu. Çok şükür, tek bir pîrde birleşemiyorlar. Bir de bazı eşkıya, “men hâk-i reh-i Muhammed-i Muhtârem!” diyen Mevlânâ'nın adını kullanarak ahz-i bâc ve halkın îmanını târâc etmek isterler. Yine bazı “medrese kaçkını, softa bozgunu” bile olamayan bed-mâyeler, bûkalemûn gibi, arada Mevleviyâne nutuklar çekerler. Mevlânâ'yı sevmeden/Bu hokkabazlık neden?/Derlenişin destûru/İstene Medîne'den