Kitabullah’ta mümin insanların kalpleri arasındaki vahdet ve gönül birliği ilahî tasarruf olarak nitelendirilmiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim açısından böyle bir birlik ve dayanışmayı oluşturup, korumak için, peygamberlerin risalet’i ve şeriat’ı ön görülmüştür. Vahdet ve dayanışmayı sağlama ve garanti etme yolları da belirlenmiştir. Bu yollardan bir kısmı, tefrika ve çekişmeyi önleme ve bir kısmı da tefrika hastalığını derman etmekten ibarettir.
1-Ortak noktalara dikkat etme:
Birlik ve dayanışmaya çağırma muhatapları, ortak özelliklere sahiptirler. İnsanlar ve toplumların birlikteliği için, vahdet mihverleri ve dayanışma eksenleri belirlenmiş ve nitelikleri beyan edilmiştir:
“Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) Takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.Hucurat-13
“Andolsun, Biz Ademoğlunu yücelttik; onları karada ve denizde (çeşitli araçlarla) taşıdık, temiz, güzel şeylerden rızıklandırdık ve yarattıklarımızın bir çoğundan üstün kıldık.” İsra-70
“De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız." Ali İmran-64
2-Allah’ın ipine sarılma:
Kur’an-ı Kerim açıkça insanları ve özellikle müminleri Allah’ın ipine sarılmaya ve tefrikadan sakınmaya davet etmektedir.
Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar. Ali İmran-103
“Ancak tevbe edenler, ıslah edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar mü'minlerle beraberdirler. Allah mü'minlere büyük bir ecir verecektir.” … “İşte Allah'a iman edenler ve O'na sarılanlar, onları Kendisi'nden olan bir rahmetin ve bir fazlın içine yerleştirecektir ve onları Kendisi'ne varan dosdoğru bir yola yöneltip-iletecektir.” (Nisa-146 ve 175)
“Allah'ın ayetleri size okunuyorken ve O'nun elçisi içinizdeyken nasıl oluyor da inkar ediyorsunuz? Kim Allah'a sımsıkı tutunursa, artık elbette o, dosdoğru olan bir yola iletilmiştir.” (Ali-İmran-101)
Allah’ın ipi nedir? Müfessirlere göre, Allah’ın ipi, Kur’an-ı Kerim, sünneti Nebevi, din ve şeriat ilkeleri, Allah’ın ahlakı’yla ahlaklanma, Allah’a itaat, halis tevhid, Ehl-i beyt’i Resulullah hz. Muhammed(sav) “Itreti Resulullah”, Nur-u Muhammedî, Cemaatle birlikte olmadır. Fakat Allah’ın ipi kavramının en belirgin yansıması ve tefsiri, Kur’an-ı Kerim’in ta kendisidir. Nitekim Resul-ü Ekrem’in hadis-i şerifine göre, Kur’an-ı Kerim, sema’yla yeryüzüne çekilip sarkıtılmış ilahi iptir(kenz’ul ummal, cild 1, sayfa.182, Hadis-923)
Segaleyn hadis’i şerifi’ndeki “Segl-i Ekber” , tabiri Kur’an-ı Kerim olarak tanımlanmıştır. (Mustadrekul Sahiheyn, cild-3, sayfa -118) Kur’an-ı Kerim’de müminleri ihtilaflarını ve çekişmelerini gidermek için Allah’a müracaat etmeye çağırmıştır:
“Ey iman edenler, Allah'a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah'a ve elçisine döndürün. Şayet Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.”Nisa -59
Rûcu-İlallah ise, hz. İmam Ali-as- tarafından Kur’an-ı Kerim’e rûcu (başvurma) olarak addedilmiştir.
“Rabbinizin kitâbı sizdedir, yanınızdadır; helâlini de apaçık göstermededir, harâmını da. Farzlarını da apaçık bildirmededir, üstün işlerini de. Bir hükmü kaldıran âyeti de açıklamıştır, hükmü kaldırılan âyeti de. Ruhsatlarını da bildirmiştir, azimetlerini de. Anlamı husûsî olan da apaçıktır, umûmî olan da. İbretleri de meydandadır, örnekleri de. Mutlak olanı da bildirilmiştir, mukayyet olanı da. Anlamı herkesçe anlaşılanı da beyan edilmiştir, anlaşılmayanı da. Kısaca anlatılanları tefsir edilmiştir, müşkül anlaşılanları açıklanmış, bildirilmiştir, öyle hükümleri vardır ki, o kitabın, mutlaka bilinmesi için ahit alınmıştır, öyle hükümleri de vardır ki kulların, onları bilmemesi de câiz sayılmıştır. Öyle âyetleri vardır ki kitapta farzdır da neshedilişi, sünnetle bildirilmiştir. Öyle âyetleri de vardır ki sünnetle vâcip olmuştur, kitaptaysa terk edilmesine ruhsat verilmiştir. Bazı hükümleri vaktinde vacîptir, ileri zamanlarda hükmü geçer. Haramlarının da hükümleri çeşit çeşittir; öyle büyük haramlar vardır ki onları yapana cehennem vardır; öyle küçükleri de vardır ki onları yapanların suçlarını örter, bağışlar. Öyle hükümleri vardır ki en azı da makbûldür, en çoğu da yapılabilir” (Nehc’ul Belağa -1. Bölüm Kur'ân-ı Mecid)..“Allah için, Allah için Kur'ân'a riâyet edin; onunla amel etmekte başkaları sizi geçmesin. (Nehc’ul Belaga-47)
Bu yüzden Kur’an-ı Kerim; birlik, dayanışma ve vahdet ekseni olabileceği gibi, ihtilafları giderip, insanları eski vahdet ve birlikteliğe geri götürebilir. Çünkü Kur’an-ı Kerim, herkesi birlik olmaya tefrika ve çatışmadan sakınmaya çağırdığı gibi, kenetli, mantıklı ve akidevî, ahlakî ve amelî, uyumlu bir düzen ve sisteme de çağırıyor. Kimki bu çağrıya kulak asıp, bu sistemle bütünleşirse, bilinçli olarak Kur’an-ı Kerim’e inanan milyarlarca insanla birleşmiş ve ittifak kurmuş olur.
3-Resulullah hz. Muhammed’in-sav- sünnet-i şerifine müracat etme:
Kur’an-ı Kerim peygamber-sav- Müslümanlar arası vahdet ve dayanışma ekseni olarak tanıtıyor.
“Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” Ali İmran, 159
Hz. Resul-ü Ekrem’in siyeri ve hadisi şerifine müracaatta vahdet ve dayanışmayı sağlayıp koruma kaynağı sayılıyor:
“Ey iman edenler, Allah'a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah'a ve elçisine döndürün. Şayet Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.”(Nisa-59)
Resul’e geri dönüş, hz. Emir’ül mü’minin Ali –as- tarafından sünneti nebeviye müracaat etme olarak tefsir edilmiştir. Peygamber –sav-, risaletiyle birlikte Kur’an-ı Kerim’i şerh edip, anlamını beyan etme mesuliyetini de taşımaktadır.
(Onları) Apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler, diye. (Nahl-44)
Resulü Ekrem bizzat cedelleşme ve çekişmeyi giderip, hakimlik yapma ve arabulucu olma yetkisine de sahiptir.
“Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.” (Nisa -65)
Sünnet-i resul, Kur’an-ı Kerim’in şarih’i ve açıklayıcısı olarak, Kur’an-ı anlamadaki mübhem şeyleri ve hataları giderebilir ve onu anlaşılır kılabilir. Çünkü yanlış anlaşılmalarda, tefrika ve ayrılık kaynağına dönüşebilir. Nitekim İmam Ali –as- haricilerin "Sizin Allah'tan başka taptıklarınız, Allah'ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, Kendisi'nden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler." (Yusuf-40) ayeti şerifini yanlış anladıklarını vurgulayıp, İbni Abbas’a hitaben şöyle buyuruyor:
(Haricilere delil getirmek üzere Abdullah b. Abdullah b. Abbâs'ı gönderirken buyurmuşlardı ki:) “Onlarla Kur'ân'a dayanarak bahse girişme; çünkü Kur'an, bir çok yönü olan, türlü yorumlarla yorulabilen bir kitaptır; sen söylersin, onlar da söylerler; onlara sünnete dayanarak delil getir; çünkü ondan kaçmaya yol bulamazlar onlar.” (Nehc’ul Belağa-77).
4-Ehl-i Beyt Resulullah’a müracat etme:
Kur’an-ı Kerim Ehl-i Beyt İmamlarını “Ulul-Emr” olarak tanıtıp, onların söz ve hükümlerinin hüccet ve sağlam burhan olduğunu vurgulamıştır. ” Ey iman edenler, Allah'a itaat edin; Resulüne itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah'a ve elçisine döndürün. Şayet Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.” (Nisa-59)
Müslümanlar ise kendi aralarında ihtilafa düştüklerinde veya dini anlamada zorluk çektiklerinde onlara müracaat etmelidirler. “Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler. Oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan 'sonuç-çıkarabilenler,' onu bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz.” (Nisa 83)
Peygamber efendimizin hadisi Segaleyn adlı hadisi şerifinde, Ehl-i Beyt, “Segli asger”(küçük ağırlık) olarak nitelendirilmiştir. Çünkü Ehl-i Beyt7in masum imamlarının beyanları, müslümanlararası birlik ve dayanışmayı sağlayıp koruyacak önemli etkendir. Nitekim İmam Cafer-ussadık’ın –as- seçkin talebesi Hişam Bin Hekem Şamlı bir alimle yaptığı ilmi münazarada, imam’ın ihtilafları giderme konusunda Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i Resulün müfessiri ve uygulayıcısı olduğunu ve bu açıdan bu iki kaynağın tamamlayıcısı olduğunu ispatladı. (Usul-ü Kafi, cild 1, S. 172),
Bazı rivayetlerde, “Halkın ipi”, Heble menennas”ın (Ali İmran- 112)’deki konumu, İmam Ali –as- veya masum imamlar olarak tanımlanmıştır. (Baharul Envar, cild-24, S. 84).
5-Marufa Emir ve Münkerden Nehy:
Kur’an-ı Kerim’i insanları ve milletleri Heblullah’a sarılmaya çağırdıktan ve Tevhid ile bütünleşmeyi vurguladıktan sonra, kadın olsun, erkek olsun bütün Müslümanlar ve inananları marufa emir ve münker’den nehy etme sorumluluğunu yerine getirmeye ve hak için kıyama davet etmektedir.
Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Ali İmran-104) ve de, Müslümanları eski dinlere bağlı kimseler gibi birkaç fırka ve gruba ayrılmaktan ve çekişmekten sakındırmaktadır;
“Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.”(Ali İmran-105) Bu mesele marufa emir ve münker’den nehy’in vahdeti sağlama, ve tefrikayı engelleme konusunda etkin rol oynadığını gösteriyor.Bazı müfessirlere göre, belirlenen bu rol ile Allah’ın ipine sarılma sonucu, ümmet tek bir can ve varlığa dönüşür ve hayıra davet ile beslenir, marufa emir ise hayır ve birliğin koruyucusu olur. (Elminar, cild-4, S. 48) . Bazı düşünür ve müfessirlere göre de marufa emir ve münkerden nahy, cemaatin toplumsal varlığını koruyan kalkan gibidir. Çünkü toplumsal vahdet ve dayanışmayı sağlayıp, korumak genel gözetim ve denetim olmaksızın mümkün olmaz. Fahri Razi’ye göre, maaruf’a emir ve münker’den, nehy, güç ve iktidarı gerektirir. Güç ve iktidar ise ulfet, sevgi ve dayanışmadan kaynaklanır. (Tefsir-ül Kebir, c.8, S.180)
Buna ilaveten bu iki ilahi farza bu etkin rolü bağışlayıp, teyit etmenin delili, dinde tefrika ve dağınıklığı, fırkalaşmaları engellemektir. Maaruf’a emir ve münker’den nehy ayrıca dini kaynakları anlama hatasını, fert veya bir grubun heva-heves üzerine hareket etmesini ve bu yoldan tefrikaya sebep olmasını da engeller. Maruf’a emir (hayır’a ve hakka çağırma) münker’den nahy (kötülük ve çirkinliklerden sakındırma) toplumsal gözetim ve denetim biçimi olarak çeşitli sapıklıklar, saplantıları da engeller. Kur’an-ı Kerim tefrika etkeninin cahillik ve bilgisizlikten kaynaklanmadığını belirtiyor. Çünkü delil ve sağlam burhan indirildikten sonra ümmetler dağılıp, tefrikaya düşmektedirler.
(Numune tefsiri, c.20, S.381) Bu yüzden Yahudi milleti arasında marufa emir ve münker’den nehy vecibesi yerine getirilseydi, aralarındaki vecibesi yerine getirilseydi, aralarındaki dağınıklık ve tefrika yaşanmazdı deniliyor. (Elminar, c:4, s:47ve 48).
6-Kardeşlik hukukuna bağlılık:
Kur’an-ı Kerim, müminleri, birbirinin canı ve ruhu olarak nitelendiriyor ve onları birbirini ayıplamamaya çağırıyor:
“Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü lakablarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir.” (Hucurat-11)
“Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir.” (Hucurat-12)
“Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü'min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azap vardır.” (Nur-23)
“Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir.” (Hucurat-12)
İşte ilahi iradeye bu bağlılık sonucu müminleri yolu hak ekseni olarak nitelendiriliyor ve bu yola uymaktan sakınmayı peygamber’e (sav) isyan sayıyor.
“Kim kendisine 'dosdoğru yol' apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!”(Nisa-115)
Kur’an-ı Kerim müminleri tıpkı cennet ehli gibi kin ve nefret duygularından arınmaya çağırıyor.” Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar.” (hicr-47). Allah mümin insanları bir birine sevgi beslemeye, din kardeşlerine ilahi aff dilemeye, ve din kardeşlerine kin beslemekten sakınmaya çağırıyor Bir de onlardan sonra gelenler, derler ki: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten Sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin." (Haşr-10). İslami rivayetler, kardeşlik bağını takviye etmeye, birbiriyle görüşme, hediye verme, haklarını koruma ve sağlama yoluyla kardeşlik dayanışmasını zirveye ulaştırmaya çağırıyor. Nitekim, İmam Cefer’us Sadık –as- şöyle buyuruyor: Peygamber’e-sav- vefat edeceği haberi vahy edildiğinde, Muhacir ve Ensar’ı cemaat namazı kılmak için çağırdı ve onların kılıç kuşanarak gelmelerini istedi. Halk toplandıktan sonra buyurdu ki; kendimden sonra gelecek (iktidar olacak) valiye Allah’ı hatırlatıp, diyorum ki; “Müslüman cemaate rahmetmekten sakınmasını (şefkatli davransın)büyüklere saygılı olsun, zayıflara rahmet ve şefkat üzerine davransın. Alimlere saygılı olsun ve onları zarara sormasın (azarlamasın) onların küçük düşmesine sebep olmasın. Alimleri muhtaç kılmasın, ta ki, onlar dinden çıkmasın. Kapısını onların yüzüne kapatmasın. Onların güçlerini zayıflara yedirmesin. Onları askeri sevkiyat’ta zora sokmasın. Çünkü aksi takdirde ümmetimin nesli tükenir. (Usul-u Kafi, c.2, bab, hüccet, s:263).
İmam Muhammed Bakır –as- da, buyuruyor ki, İmam (yönetici) ile halkın karşılıklı hak ve mükellefiyetleri vardır. İmam’ın halk üzerindeki hakkı, halkın onun söz ve emirlerini dinlemesi ve itaat etmesidir.Halkın da imam üzerindeki hakkı, imamın beytulmalı eşit seviyede halk arasında paylaşması ve halka adalet üzerine davranmasıdır.
(usul-u kafi, c.2, s:262)
Resulullah –sav- da hafif camisinde okuduğu hutbede buyurdu ki; hiçbir Müslüman üç meselede ihanette bulunamaz. Bunlar Allah için amelde ihlaslı olmak ve Müslümanların imamına nasihatte bulunmak ve cemaatle birlikte olmaktır. Müminler birbirinin kardeşidir ve kan’da eşit ve tek eldirler. Ahde vefaya uyarlar.
(Usulu kafi, c:2, s:259)
7-Islah-ı zâtul beyn (kendi aralarındaki ilişkileri ıslah etme):
Akide ve inanç birliği gibi vahdet unsurlarının varlığına rağmen, iman ve din kardeşleri arasındaki bazı ihtilaflar, doğal olup, toplumsal hayatın bir parçası sayılıyor. Bu ihtilaflar, Beytulmalı bölüştürme biçiminde itiraz etmekten kaynaklanabilir. Sana savaş-ganimetlerini sorarlar. De ki: "Ganimetler Allah'ın ve Resûlündür. Buna göre, eğer mü'min iseniz Allah'tan korkup-sakının, aranızı düzeltin ve Allah'a ve Resûlü’ne itaat edin." (Enfal-ı) veya savaşın eşiğine getirebilecek işler ve çalışmalardan kaynaklanabilir (Hucurat-9) Fakat Kur’an-ı Kerim bu ihtilafları giderebilmek ve müminlerin köklü birliğini kalıcı kılmak için, din kardeşleri arasında ihtilafları gidermek için arabuluculuk yapılmasını istiyor(hucurat-9). Düşmanlığın belirdiği zaman insanlararası ıslah yapma ve arabulucu olma çağrısını yapıyor Sana savaş-ganimetlerini sorarlar. De ki: "Ganimetler Allah'ın ve Resûlündür. Buna göre, eğer mü'min iseniz Allah'tan korkup-sakının, aranızı düzeltin ve Allah'a ve Resûlü’ne itaat edin." (Enfal-1).Kur’an-ı Kerim, aile ocağında ihtilafı gidermek için, karı ve koca arasında ihtilafı ıslah etmek için iki taraftan hakem’in belirlenip, arabuluculuk yapılmasını istiyor. “(Kadın ile kocanın) Aralarının açılmasından korkarsanız, bu durumda erkeğin ailesinden bir hakem, kadının da ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar, (arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da aralarında başarı sağlar. Şüphesiz, Allah, bilendir, haberdar olandır.” (Nisa -35).İslami rivayetlerde “Islah-ı zâtul beyn”nin önemi vurgulanmıştır. İmam Ali-as- evlatlarına vasiyetinde arabuluculuk yapmayı şöyle tanımlıyor: “İkinize, bütün evladıma, ehlibeytime ve bu yazım kime ulaşırsa ona, Allah'tan çekinmeyi, işlerinizi düzene koy-mayı, aranızı uzlaştırmayı vasiyet ederim. Allah'ın salâtı O'na ve soyuna olsun, Ceddinizden duydum, derdi ki: İki kişinin arasını bulmak, bütün (nâfile) namazlardan, oruçlardan üstündür.” (Nehc’ül Belaga-47)
8-Kur’an-ı Kerim’de ibadi programlar: İslamın tasarlayıp farz kıldığı ibadetler, fert ve toplumun kendiliğinden bütünleşmesini, fikir ve eylem birliğine ulaşmasını sağlıyor.
a-Dua:
Kur’an-ı Kerim, müminleri Allah’a ibadet etmeye çağırıyor. Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir. (Gafir/Mümin-60). İslam’da dualar en yüce ve üstün mefhumları içeriyor ve topluluğu birliğe çağırıyor. dualarda Çoğul zamiri kullanıyor. Örneğin Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru.".. "Rabbimiz, biz: "Rabbinize iman edin" diye imana çağrıda bulunan bir çağırıcıyı işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür.".."Rabbimiz, elçilerine va'dettiklerini bize ver, kıyamet gününde de bizi 'hor ve aşağılık' kılma. Şüphesiz Sen, va'dine muhalefet etmeyensin." (Al-i İmran-191,193 ve 194). İslam’da kendi kendine dua etmekten önce müminlere dua edilmesi isteniyor. Çünkü İslam’da ümmeti tek bir ruh olarak nitelendirme gereği vurgulanıyor.
b- Namaz:
Namaz, İslam’da ibadetin sembolüdür. Her bir Müslüman 24 saat içinde 10 kez Kur’an-ı Kerim’in özü ve temel taşı olan Fatiha suresini kıldığı namaz’da okur. (El mizan tefsiri, c:1, s:40).Bu suredeki kelimeler tek kişi tarafından dillendirildiği halde, hitabet biçiminde çoğul zamiri kullanılıyor ve topluluğa yönelik bir hitaptır; “Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz.”…“ - Bizi doğru yola ilet;”…“Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna”(Fatiha-4,5,6). Allah Müslümanları namaz kılarken kıble-Kâbe’ye- doğru yönelmelerini istiyor. “Biz, senin yüzünü çok defa göğe doğru çevirip-durduğunu görüyoruz. Şimdi elbette seni hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Her nerede bulunursanız, yüzünüzü onun yönüne çevirin. Şüphesiz, kendilerine kitap verilenler, tartışmasız bunun Rablerinden bir gerçek (hak) olduğunu elbette bilirler. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.” (Bakara-144). Bu buyrukta tek kişilik namazda bile insanın başka insanlarla bütünleşmesi ve toplumcu yönelişi, cemaatle birlikte hareket etme gereği vurgulanıyor.
c-Cemaat Namazı:
Cemaat namazında, halkın-kadın ve erkeğin- camide hazır bulunması, cemaat namazı kılması gereği vurgulanıyor; Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin.”(Bakara-43) Peygamber efendimizin hadisi şerifinde ve masum imamların rivayetlerinde de cemaat namazının büyük sevaplar ve mükafaatlar içerdiği vurgulanıyor. Cemaat namazları toplumsal vahdet ve dayanışmayı geliştirir. Allah için, Allah için namazı bırakmayın; çünkü o, dininizin direğidir.” (Nehc’ul Belaga-47)
c- Cuma Namazı:
Kur’an-ı Kerim, Cuma namazının büyük bir farz olduğunu, onu ikame etmek için bütün işler ve mesailere ara verilmesi, alış-verişin durdurulmasını istiyor ; “Ey iman edenler, cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah'ı zikretmeye koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” (Cuma-9).
Şüphesiz Cuma namazına katılmak, insanlar ve Müslümanlar arası dayanışmayı, fikir ve gönül birliğini, sağlar.
“Mü'minler o kimselerdir ki, Allah'a ve Resûlü’ne iman edenler, onunla birlikte toplu(mu ilgilendiren) bir iş üzerinde iken, ondan izin alıncaya kadar bırakıp-gitmeyenlerdir. Gerçekten, senden izin alanlar, işte onlar Allah'a ve resulüne-elçisine iman edenlerdir. Böylelikle, senden kendi bazı işleri için izin istedikleri zaman, dilediklerine izin ver ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Nur-62)
d- Hac Menasek’i:
Kur’an-ı Kerim hac’cın hikmeti konusunda şöyle buyuruyor: “Allah, Beyt-i Haram (olan) Kabe'yi insanlar için bir ayaklanma (kıyam evi) kıldı…”(Maide-97)…“ Kendileri için birtakım yararlara şahid olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (kurban adarken) Allah'ın adını ansınlar. Artık bunlardan yiyin ve zorluk çeken yoksulu da doyurun.” (Hac-28) Hac Müslümanlar arası kardeşlik, birlik, eşitlik, güç gösterisi, dayanışma ve vahdet sürecini gözler önüne serer. Hac’da cidal ve çekişme ve çatışma yasaklanmış ve haram kılınmıştır. Sade bir örtüyle ihrama bürünme ve hac menasek’ini birlikte yapma süreci de Müslümanlar arası dayanışma ve kardeşliği simgeliyor.
www.irib.ir/worldservice/turkishradio/makale/587.htm