Ehlibeyt imamları insanlar için her yönleriyle örnektiler. Sahip oldukları yüce imamet makamı, onları diğer insanlardan ayırmasına, yeryüzünde Allah'ın seçkin kulları ve hüccetleri olmalarını sağlamaktadır. Buna rağmen, toplumda kendilerine bir ayrıcalık tanımaz, halktan ayırmaz, dokunulmazlık, zorba ve zalim kişiler gibi kendileri için bir özel alan oluşturmaz, hiçbir zaman halkı küçük görmez ve köleliğe sürüklemezlerdi. İbrahim b. Abbas şöyle diyor: Hiçbir zaman İmam Rıza'nın (a.s) konuşurken birine haksızlık ettiğini, sözünü kestiğini görmedim. İhtiyacını giderebileceği hiçbir fakiri boş çevirmedi; başkalarının yanında ayaklarını uzatmazdı, hizmetçilerinden hiç birine kötü söz söylemezdi. Kahkahayla gülmez, sadece tebessüm ederdi. Yemek için sofra açılınca tüm ev halkını, hatta kapıcı ve seyisi de kendi sofrasına oturtur, birlikte yemek yerlerdi. Gecenin büyük bir kısmını uyanık geçirir ve çok az uyurdu. Bazı geceler uyanık kalır, ibadetle sabahlardı. Çok oruç tutar, özellikle her ayın üç gününün orucunu hiç kaçırmazdı. Çok hayır işler, gizlice infak ederdi; daha çok gecenin karanlığında fakirlere gizli olarak yardım ederdi. Muhammed b. Ebî İbad şöyle diyor: İmam (a.s) yazın hasırda ve kışın da kilimde otururdu. -Evde giydiği- elbisesi kaba ve sertti; fakat umumî toplantılara katıldığı zaman -normal ve güzel elbiseler giyer- süslenirdi. 3 Bir akşam İmam'ın (a.s) misafiri vardı; konuşma sırasında lambada bir sorun oldu; İmam'ın (a.s) misafiri lambanın sorununu gidermek için elini uzattıysa da İmam (a.s) bırakmadı ve bu işi kendisi yaparak şöyle buyurdu: "Biz misafirlerimizi çalıştırmayız Bir defasında İmam'ı (a.s) tanımayan bir kişi hamamda İmam'dan (a.s) kendisini keselemesini istedi; İmam (a.s) kabul ederek adamı keselemeye başladı. Orada olan diğer kişiler İmam'ı (a.s) adama tanıtınca, adam mahcup olup özür diledi; fakat İmam (a.s) onun özür dilemesini önemsemeden keselemeye devam ediyor ve "Önemi yok." diyerek adama teselli veriyordu. Adamın biri İmam'a (a.s): "Vallahi babalarının fazilet ve üstünlüğü bakımından yeryüzünde hiç kimse size ulaşamaz." diye arz etti. İmam (a.s): "Onlara üstünlük kazandıran takva ve onları saygın kılan şey ise Allah'a itaatleridir." buyurdu. Belh ahalisinden bir kişi şöyle diyor: Horasan yolculuğunda İmam Rıza (a.s) ile birlikteydim. İmam (a.s) bir gün sofrasını açarak kendisiyle birlikte yemek yemeleri için bütün hizmetçileri, köleleri, zencileri sofrasına oturtmuştu.Ben İmam'a (a.s): "Sana feda olayım! Bunların başka sofrada oturmaları daha uygun olmaz mı?" diye arz ettim. Fakat İmam (a.s): "Sus; herkesin Allah'ı bir, anne ve babası birdir; mükâfat ise amellerledir." buyurdu. İmam'ın hizmetçisi Yasir şöyle diyor: İmam Rıza (a.s) bize: "Yemek yediğiniz bir sırada sizin başınızın üzerinde dursam bile -sizinle bir işim olsa- yemeğiniz bitinceye kadar kalkmayın." buyurmuştu. İşte bu nedenle çoğu zaman İmam (a.s) bizi çağırdığında, "Yemek yiyorlar." dendiğinde, İmam (a.s) da: "Bırakın yemeklerini bitirsinler." buyururdu. Bir defasında yabancı biri İmam'ın (a.s) huzuruna çıkarak selam verdi ve şöyle dedi: "Ben sizin, babalarınız ve dedelerinizin dostlarındanım; hac yolculuğundan döndüm; yol harçlığım tükendi. Mümkünse memleketime gidebilmem için bana bir miktar para verin; memleketime ulaşınca sizden taraf fakirlere o miktarda sadaka veririm. Ben fakir biri değilim, ancak yolculukta muhtaç duruma düştüm."İmam (a.s) yerinden kalkıp bir odaya giderek iki yüz dinar getirdi; elini kapının üzerinden o adama doğru uzatarak ona hitaben şöyle buyurdu: Bu iki yüz dinarı al, kendine yol harçlığı yap ve onunla teberrük edin; bu parayı benden taraf fakirlere sadaka vermen de gerekmez.Adam dinarı alarak gittikten sonra İmam (a.s) o odadan dışarı çıkarak gelip yerinde oturdu. Oradakiler, "Neden dinarları verirken adamın sizi görmesini istemediniz?" diye soruduklarında İmam (a.s), "Onun yüzünde beliren isteme mahcubiyetini görmemek içinr30;" buyurdu. Masum Ehlibeyt İmamları (a.s) izleyicilerini terbiye ve onlara kılavuzluk etme konusunda sadece sözle yetinmiyor, onların amel ve hareketlerine de ciddi bir şekilde dikkat ediyor, yaşamlarındaki hatalarını onlara hatırlatıyorlar; böylece hem onların doğru yola gelmelerini ve hem de gelecekte diğer insanların ders almalarını sağlıyorlardı.İmam Rıza'nın (a.s) ashabından olan Süleyman Caferî şöyle diyor: Bazı işler için İmam'ın (a.s) huzurundaydık. İşimiz bittikten sonra İmam'ın (a.s) huzurundan ayrılıp gitmek isteyince İmam (a.s): "Bu gece bizde kalın." buyurdu. Biz de İmam'la (a.s) birlikte evine gittik. Akşamdı; İmam'ın (a.s) hizmetçileri duvar örüyorlardı. İmam onların arasındaki bir yabancıyı görünce: "Bu kimdir?" diye sordu.Hizmetçiler: "Bize yardım etmek için gelmiş; işi karşılığında ona bir ücret vereceğiz." dediler. İmam (a.s): "Ücretini belirttiniz mi?" diye sordu.Hizmetçiler: "Hayır" dediler, "Ne versek kabul edecek."Bu söz üzerine İmam (a.s) öfkelendi. Ben İmam'a (a.s): "Sana feda olayım, kendinizi üzmeyin." diye arz ettim.İmam (a.s) şöyle buyurdu: Ben defalarca bunlara birinin ücretini belirlemeden, aranızda anlaşmadan getirip çalıştırmayın, dedim. Anlaşma yapmadan ve ücreti belirtilmeden çalışan bir kişiye ücretinin üç misli fazla da verseniz yine az verdiğinizi düşünecek; fakat anlaştıktan sonra anlaştığınız miktarı verirseniz anlaşmaya uyduğunuz için sevinir; bu durumda belirttiğiniz miktardan biraz fazla verecek olursanız az bile olsa fazla verdiğinizi düşünür ve teşekkür eder. İmam Rıza'nın (a.s) ashabının ileri gelenlerinden olan Ahmed b. Muhammed b. Ebi Nasr el-Bezentî şöyle nakleder: İmam'ın (a.s) ashabından üç kişiyle birlikte huzuruna çıkıp bir süre yanında oturduk; dönmek istediğimiz zaman İmam (a.s) bana, "Ey Ahmed! Sen otur." buyurdu.Yanımdaki adamlar gittiler; ben İmam'ın (a.s) huzurunda kaldım. İmam'a (a.s) bir takım sorular sordum o da cevap verdi. Böylece gecenin bir bölümü geçti. Kalkıp gitmek isteyince İmam (a.s): "Gidiyor musun, yoksa bizim yanımızda kalacak mısın?" buyurdu.Ben: "Siz nasıl buyursanız öyle yapacağım; kal derseniz kalırım, git derseniz kalkıp giderim." dedim.İmam (a.s), bir çarşafa işaret ederek: "Kal, bu da yatağın." diye buyurdular.Sonra da kalkarak kendi odasına gitti. Ben sevincimden secdeye kapanarak şöyle dedim: "Allah'ın hücceti ve peygamberlerin ilimlerinin mirasçısı huzuruna vardığımız birkaç kişi içinden bana bu kadar ilgi gösterdi; bundan dolayı Allah'a şükürler olsun."Daha secdeden kalkmadan İmam'ın (a.s) benim bulunduğum odaya döndüğünü fark ederek ayağa kalktım. İmam (a.s) benim elimi sıkarak şöyle buyurdu: Ey Ahmed! Emirü'l-Müminin Ali (a.s) -özel ashabından olan- Sa'saa b. Suhan'ın ziyaretine gitti; gitmek için ayağa kalkınca şöyle buyurdu: 'Ey Sa'saa! Senin ziyaretine geldiğim için kardeşlerine karşı övünme -seni ziyaret etmem onlara karşı üstünlük taslamana neden olmasın- Allah'tan kork ve takvalı ol. Allah için mütevazı ve alçakgönüllü ol; böyle yapacak olursan Allah seni yükseltecektir. İmam (a.s) bu hareket ve buyruğuyla hiçbir şeyin kendini yetiştirme, nefsini eğitme ve Salih amelin yerini dolduramayacağını ve hiçbir özellikle kibirlenmemek gerektiğini, hatta İmam'a (a.s) yakınlık ve lütuf ve inayeti bile başkalarına karşı övünme, gururlanma ve üstünlük taslama vesilesi olmaması gerektiğini vurgulamaktadırIMAM RIZA (as) BAZI HADISLER Biz tıpkı Resulullah salla'llâhu aleyhi ve alih gibi verdiği sözü yerine getirmeyi kendisi için borç bilen bir Ehl-i BeytizCömert, yemeğini yesinler diye halkın yemeğini yer. Ama cimri, yemeğini yemesinler diye halkın yemeğini yemez. Hilim (olgunluk) ve ilim, derin anlayışın nişanelerindendir. Susmak, hikmet kapılarından bir kapıdır. Susmak (boş yere konuşmamak) muhabbet kazandırdığı gibi her hayrın da kılavuzudur. Ailesini geçindirmek için rızık peşinde olan kimsenin mükâfatı, Allah yolunda cihat eden kimsenin mükâfatından daha fazladır. İmam hazretlerine: "Nasıl sabahladınız?" dediklerinde şöyle buyurdular: Yakınlaşan bir ecel, (azalan bir ömür) ve korunan bir amelle sabahladım; ölüm yanıbaşımızda beklemekte; ateş arkamızda durmakta ve bize ne yapılacağını da bilmiyoruz. Asaletinde güvenilirlik, tabiatında kerem, ahlakında sebat, nefsinde şeref ve kalbinde Allah korkusu bulunmayan kimseden, dünya ve ahiret işlerinden hiçbiri için hayır bekleme. Evlenirken yemek vermek sünnettir. İmanın dört rüknü vardır: Allah'a tevekkül etmek, Allah'ın kazasına rıza göstermek, Allah'ın emrine teslim olmak ve işleri Allah'a bırakmak. Salih kul (Mü’min-i Âl-i Fir’avun) şöyle dedi: "Ben işimi Allah'a bırakıyorum... (Bunun üzerine) Allah onların düzenlerinin kötülüklerinden onu korudu."[63] Bir yudum suyla bile olsa sıla-ı rahimde bulun. En iyi sıla-i rahim, akrabaya eziyet etmemektir. Allah Teâla kitabında şöyle buyurmuştur: "Sadakalarınızı minnet ve eziyet ederek batıl etmeyin."[64]Tevekkülün haddi nedir?" diye sorduklarında: "Allah’tan başka hiçbir kimseden korkmamaktır." buyurdular"Kulların en seçkini kimlerdir?" diye sorduklarında: "Kulların en iyisi, iyi iş yaptığında hoşnut olan, kötü iş yaptığında mağfiret dileyen, kendisine bir nimet verildiğinde şükreden, sıkıntıya düştüğünde sabreden ve sinirlendiğinde de affeden kimsedir." buyurdular.Müslümanda on haslet olmadıkça aklı kemale ermez: "İyiliği umulmalı, kötülüğünden emin olunmalı, başkalarının az iyiliğini çok görmeli, kendisinin çok hayrını az saymalı, ihtiyacı olanların müracaatından bıkmamalı, ömür boyu ilim talep etmekten yorulmamalı, Allah yolunda fakir olmayı zengin olmaya tercih etmeli, Allah yolunda aşağı olmayı düşmanların içerisinde aziz olmaktan üstün bilmeli, tanınmamayı meşhur olmaya üstün tutmalı, onuncusu ve en önemlisi olan ise ilk karşılaştığı herkesi kendisinden daha iyi ve daha takvalı bilmesidir. İnsanlar iki kısımdır: Kendisinden daha iyi ve takvalı olan; ve kendisinden daha kötü ve daha aşağı olan. (Nazarında) Kendisinden daha kötü ve daha aşağı olan biriyle karşılaştığında şöyle demelidir: "Belki onun iyiliği gizlidedir ve bu onun yararınadır. Benim iyiliğim ise açıktadır; bu da benim zararımadır." Ama kendi-sinden daha hayırlı ve daha takvalı birini gördüğünde de, ona ulaşmak için karşısında tevazu etmelidir. Bunu yaparsa makamı yücelir, iyilikleri temiz olur, ismi iyi anılır ve zamanının efendisi olur. 18- Bir adam, "Kim Allah'a tevekkül ederse O, ona yeter." ayetinin manasını İmam’a sordu; İmam şöyle buyurdular: "Tevekkülün dereceleri vardır. Bir derecesi; bütün işlerinde O'na güvenmen, O’nun tüm işlerine razı olman, hiçbir hayır ve hiçbir hususta senin hakkında kusur (haksızlık) etmediğini ve hükmün de O'nun elinde olduğunu bilmendir. Öyleyse O’na tevekkül et ve işleri O'na bırak. Diğer bir derecesi de; ilminin kuşatmadığı gayb-ı ilahi'ye iman etmendir; o gaybın ilmini Allah'a ve O'nun eminlerine bırakman, gayb ve gayb olmayan her şeyde Allah'a güvenmendir." Herkesin dostu onun aklıdır; düşmanı ise cehaletidir. 15- İnsanlara muhabbet beslemek aklın yarısıdır. 16- Allah dedikoduyu, malı zayi etmeyi ve her şey için insanlara ağız açmayı sevmezPeygamberlerin sıfatlarından biri de temizliktir. Nimet sahibi olan kimse, ailesine rahat bir geçim sağlamalıdır. Allah, bir kulu, kullarının işlerini yönetmek için seçtiğinde bu iş için onun göğüsünü genişletir, hikmet çeşmelerini kalbine yerleştirip diline akıtır. Artık bundan sonra hiçbir sorunun cevabında aciz kalmaz, onda doğrudan başka bir şey bulunmaz. O daima ilahi tevfik, sebat ve te'yidden yararlanarak hata ve yanlışlıklardan korunmuş olur. Allah onu, yaratıklarına hüccet ve kullarına şahid olması için böyle yapar. Acaba insanlar, böyle bir kimseyi bulup seçebilirler mi? Ve seçtikleri kimsenin de bu vasıfları taşıyan olması mümkün olur mu? Altıncı ayet de şudur: "De ki: Sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, isteğim ancak yakınlarıma sevgidir..."[30]İkinci ayet de şudur: "Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah sizden her çeşit kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister."[26] Bu da hiçbir katı düşmanın dahi inkâr etmediği bir fazilettirKaçınılması gerekli olan büyük günahlar da şunlardır: Allah'ın, öldürülmesini haram kıldığı nefsi öldürmek, şarap içmek, anne babaya eziyet etmek, savaştan kaçmak, zorla yetimin malını, murdarı, kanı, domuz etini ve zaruret olmaksızın Allah'ın adı getirilmeden kesilen hayvanın etini yemek, belli olduktan sonra faiz ve haram mal yemek, kumar oynamak, tartı ve ölçüde eksik vermek, iffetli hanımlara iftira etmek, zina ve livata yapmak, yalan yere şehadet etmek, Allah'ın rahmetinden ümit kesmek, Allah'ın cezasından korkmamak, zalimlerle yardımlaşmak, onlara dayanıp güvenmek, yalan yere yemin etmek, sıkıntıda olmaksızın halkın hakkını vermemek, kibirli olmak, küfür (inkâr), savurganlık, hıyanet, tanıklığı gizlemek (tanıklık etmekten kaçınmak), (şarkı ve çalgı aletleri gibi) Allah'ı anmaktan alıkoyan şeylerle eğlenmek ve küçük günahları yapmakta ısrar etmek. Kabir azabına, nekir ve münkere, öldükten sonra dirilmeye, hesaba (sorgu suale), teraziye ve sırata iman etmek, dalalet imamlarından ve onların takipçilerinden uzaklaşmak, onlardan beraat etmek, Allah’ın dostlarını sevmek, şarabın azını da çoğunu da haram bilmek dinimizdendir. Peygamber salla'llâhu aleyhi ve alih'e her yerde, (özellikle) rüzgar estiğinde, aksırıldığında ve diğer zamanlarda salavat getirilir. Allah'ın dostlarını ve dostlarının dostlarını sevmek, Allah’ın düşmanlarından nefret etmek, onlardan ve önderlerinden beraat etmek dinî vazifelerdendir.