Yüce Allah, her şeyin yaratıcısı ve sahibidir. Zaman, mekân ve bu ikisinin etkisi altındaki her şey O’nun mahlûkudur. Yaratılış âleminde var olan her şey O’nun hikmetinden beslenmiştir. Dolayısıyla hiçbir şeyin varlığı abes ve fuzuli değildir.
Ancak eşyadaki farklılık ve onlar arasındaki tefazul inkâr edilemez bir gerçektir. Bir şeyin başka bir şeyden üstün olması âlemdeki büyüleyici düzen ve dengenin olmazsa olmazıdır; adaletin açık ve net göstergesidir. Yüce Allah her şeyi olması gerektiği ölçüde yaratmıştır. Kurân’ın ifadesiyle “Yarattığı her şeyi güzel yapmıştır.” (Secde 7)
Yaratılış âlemine şöyle bir göz gezdirdiğimizde her türün içinde farklılıkları görmekteyiz. Her türün içinde zayıf ve güçlü, iri ve ufak, hızlı ve yavaş vb. farklıkların farkına varmaktayız. Tüm bunlar aslında ilahi rahmetin her varlığın kapasitesindeki farklı yansımalarıdır.
Varlık sepetinin en güzel gülü ise insandır. Onu en güzel kılan, bünyesine üflenmiş olan ilahi ruhtur. Yüce Allah “Şanı ne yücedir yaratıcıların en güzeli Allah’ın” buyurarak insanı yaratmakla kendisini övmüştür. (Muminun 14)
İnsan türünde de yaratılıştan gelen farklılıkları görmekteyiz. Allah, insanı kendisine halife kıldı. Ancak her insanı değil, günahlardan arınmış kulluk makamına ulaşmış insanları. Peygamberler arasında bile farklılık vardır. Bakara suresinin 253. Ayetinde şöyle buyurmuştur: “O peygamberlerden bazısını bazısına üstün ettik. Onlardan Allah ile konuşan var, bazılarının da derecelerini yüceltmiştir.”
Allah’ın her şeyi kuşatan rahmetinden, her şey kendi dağarcığı ölçüsünde faydalanır. Aslında yaratılışta gördüğümüz farklılıkları bu şekilde görüp okumalıyız. Allah’ın rahmeti belli bir zamana has değildir. Belli bir mekâna da hapsedilmemiştir. Ancak zaman ve mekânda bir tür mahlûk olduğuna göre zamanlar ve mekânlar arasındaki farklılıkları da doğal görmemiz gerekir.
Yüce Allah’ın rahmetini bazı zaman dilimleri ve bazı mekânlar daha fazla alabilme kapasitesine sahiptir. Günler içerisinde Cuma günü diğer günlerin efendisi sayılmıştır. Bu günün isminde Kurân’ı Kerim’de bir sure nazil olmuştur. Mekânlar içerisinden Kâbe’nin Allah katında özel bir konumu vardır. Oraya “ Benim evim” demiştir. Yeryüzünde dağ ve tepe oldukça fazladır. Ancak Bakara Suresinin 158. ayetinde Safa ve Merve tepeleri Allah’ın alametleri olarak tanımlanmıştır. Hac amellerinin yapıldığı zamanın Allah katında özel bir yeri vardır. Bu yüzden Bakara suresinin 203. ayetinde “sayılı günlerde Allah’ı anın” buyurmuştur. Kurân’ı Kerim’de şafak, ilkindi ve kuşluk vaktine yemin edilmiştir. Aslında tüm bunlar bazı zaman ve mekânların ilahi rahmet ve mağfireti daha üst düzeyde yansıtabilme kapasitesine sahip olduğunun göstergesidir.
Recep ile başlayan ve Ramazan ile noktalanan üç aylar ilahi rahmet ve mağfireti en üst düzeyde yansıtan zamanlardır. Zira bu üç ayda gerçekleşen üç önemli hadise, varlık âleminin dönüm noktalarıdır. Recep ayında rahmet Peygamberi Hz. Muhammed-i Mustafa’nın (s.a.a) vasisi Müminlerin Emiri İmam Ali’nin Kâbe’deki kutlu doğumu gerçekleşmiştir. Şaban ayında yeryüzünün tümüne adalete dayalı hak hükümeti tesis edecek olan Hz. Mehdi’nin (a.f) kutlu doğum günü gerçekleşmiştir. Ramazan ayında ise Allah ile insanlar arasındaki sözleşme ve insanın kurtuluş ve saadet reçetesi olan Kurân-ı Kerim nazil olmuştur. Hem de bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesinde!
Peygamberimizden nakledilen bir hadise göre, Recep Allah’ın ayı, Şaban Resulullah’ın (s.a.a) ayı ve Ramazan ise ümmetin ayıdır. Bu hadiste Yüce Allah, Recep ayını sahiplenmiş, ‘benim ayım’ buyurmuştur.
Recep ayı, peygamberimizin bir başka hadisinde ‘ümmetin istiğfar ayı’ olarak tanımlanmıştır. Hâlbuki istiğfar kapısı her zaman açıktır. Lakin bu hadiste özellikle Recep ayının istiğfar ayı olduğu vurgulanmak suretiyle bu ayın ilahi rahmet ve mağfireti daha geniş bir düzeyde yansıttığına dikkat çekilmiştir. Hadislerde bu ayda çokça istiğfar edilmesine tavsiyede bulunulmuştur. Bu ayda oruç tutmak da sünnettir.
Şaban ayında Allah’ın rahmet ve mağfireti şube şube inmektedir. Peygamberimizin (s.a.a) ayı olduğu ifade edilen bu ayda efendimize çokça salât ve selam göndermek tavsiye edilmiştir. Rivayetlerden Peygamberimizin (s.a.a) bu ayın orucunu hep tuttuğu anlaşılmaktadır. Şaban'ın Perşembe günlerinin orucu da müstehaptır. Bir hadiste şöyle rivayet edilmiştir: Şaban ayının her Perşembe günü gökler süslenir ve melekler şöyle dua ederler; "Ey Mabudumuz, bu günü oruç tutanı bağışla ve duasını kabul et." Yine Nebevi bir hadiste şöyle geçer; Şaban'ın Pazartesi ve Perşembe günlerini oruç tutan kimsenin, Allah, yirmi dünyevi ve yirmi uhrevi hacetini yerine getirir."
Ramazan ayı ise “ilahi ziyafet ayı” olarak tanımlanmıştır. Yani bu ayda Yüce Allah kullarını konuk etmekte ve onlara ziyafet sunmaktadır. Ziyafet denildiğinde aklımıza rengârenk yemeklerle süslenmiş sofralar gelmektedir. Ancak Ramazan ayında verilen ilahi ziyafette maddi anlamda ortada ne bir sofra var, ne de rengârenk, çeşit-çeşit yemekler! Bu nasıl bir ziyafet ki ev sahibi cömertlerin en cömerdi olan Allah olduğu halde ortada sofradan ve yemekten eser yok!
Aslında ortaya açılan sofra çok büyük. Sunulan yiyecekler de birbirinden güzel. Ancak bunları fark edebilmek için gören göz, işten kulak ve idrak eden kalp lazımdır.
Bu ayda oruç tutarak, maddeden uzaklaşıp manayla buluşmaya; yemenin değil, yedirmenin lezzetine; paylaşmanın eşsiz güzelliğine, topluca ibadet ve kulluğun mest edici kokusuna, tek kelimeyle öze dönüşün doyumsuz tadına ulaşmakla Allah’a yakışan ziyafetin ancak böyle olabileceğini kavramak mümkün olabilir.
Düşünün ki bir misafirliğe gideceksiniz. Her misafirliğin taşıdığı önem ve ehemmiyete göre bir ön hazırlığı olur. Ne zaman gidiyorsunuz? Kime misafir gidiyorsunuz? Ne almak için gidiyorsunuz? Bu üç sorunun cevabı aslında misafirlik için gerekli ön hazırlık hususunda bizi önemli ölçüde yönlendirmektedir. Biz, Ramazan ayında Yüce Allah’a O’na kulluk madalyasını almak için gidiyoruz. Dolayısıyla bu üç sorunun cevabını verdik. Öyleyse hemen ön hazırlığa başlayalım. Zaten Recep ve Şaban aylarını Yüce Rabbimiz bu ön hazırlık için bize bir lütuf olarak sunmuştur. Öyleyse hemen kulluk yolunda harekete geçelim. Allah yardımcımız olsun.
Üç aylar tüm İslam âlemine mübarek olsun.