IQNA

Çelik: Müslümanların Ehlibeyit ihtilafı yok

19:53 - December 28, 2010
Haber kodu: 2055114
Uluslararasi Bolum : ''Kur'an, Sünnet ve İslam Geleneğinde Ehl-i Beyt'' sempozyumunda konuşan Bakan Faruk Çelik, ehlibeyitin tüm Müslümanlar için tartışmasız bir öneme sahip olduğunu belirtti.
IKNA Iran Kuran Haber Ajansinin haber7'den naklettigi habere gore, Devlet Bakanı Faruk Çelik, ''Müslümanlar arasında birlik ve beraberliği tesis etmek üzere ehlibeyit gibi sağlam bir buluşma noktasına sahip olmamıza rağmen bu konuyu bile siyasal bir gerilime dönüştürmek isteyenlere dikkat etmek ve bunlara alet olmamak gerekmektedir'' dedi.

Bakan Çelik, Kur'an-ı Kerim'in nüzulünün 1400. yılı dolayısıyla Üsküdar Bağlarbaşı Kültür Merkezi'nde Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Dünya Ehl-i Beyt Vakfı ve İstanbul Ehl-i Beyt Vakfınca ortaklaşa düzenlenen ''Kur'an, Sünnet ve İslam Geleneğinde Ehl-i Beyt'' sempozyumundaki konuşmasında, burada, ehlibeyit konusunun tüm yönleriyle ele alınacağını, konunun hatırlanacağını ve konuyla ilgili öğrenme, kavrama ve konuyu bir kez daha hissetme imkanının bulunacağını söyledi.

Çelik, ehlibeyitin tüm Müslümanlar için tartışmasız bir öneme sahip olduğunu belirterek, ''Hz. Paygamber'in aile efradı için kullanılan ehlibeyit tabiri, sadece hak bir neslin nezih öncülerini değil, aynı zamanda efendimizin mirasına sahip çıkma iradelerini de temsil eden seçkin bir grubu ifade etmektedir'' dedi.

Müslümanların, ehlibeyite olan sevgi ve bağlılıklarının asırları aşan manevi bir iklimin her daim yaşanmasına vesile olduğunu dile getiren Çelik, ehlibeyite duyulan bu sevgi ve saygının modern zamanlara özgü nostaljinin çok ötesinde derin anlamlar taşıdığını kaydetti.

Çelik, Hz Peygamber'in ilahi davetinde her aşamada en yakınında bulunma şeref ve bahtiyarlığına sahip bulunan ehlibeyit mensuplarının bugün herkes için tartışmasız birer örnek teşkil ettiğini ifade ederek, ''Ehlibeyit, Hz. Peygamber'in mirasının taşıyıcıları olma hususunda tüm Müslümanlar açısından en temel ortak referanslar arasında yer almaktadır. Bilindiği gibi Peygamber efendimiz değişik vesilelerle ehlibeyitini yüceltmiş, kendilerini izleyen asabından hem Kur'an-ı Kerim'e hem de ehlibeyitine sahip çıkmalarını istemiştir'' diye konuştu.

Tarih boyunca, ehlibeyit kimlerden ibaret olduğu ve vasıfları hakkında çok tartışmalar yaşandığını dile getiren Çelik, ''Ancak ehlibeyite duyulan sevgi ve hürmetteki yoğunluk, yoğunluğundan hiçbir şey kaybetmemiştir. Farklı yaklaşımlar olsa da bugün niteliği, mezhebi ve meşrebi ne olursa olsun, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in ehlibeyitten oldukları konusunda Müslümanlar arasında herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır'' şeklinde konuştu.

''ÖNEMLİ OLAN HZ. PEYGAMBER'İN MİRASINA SAHİP ÇIKMAKTIR''

Bakan Çelik, toplumda ehlibeyit sevgisinin yüksek bir bilgi ve bağlılıkla terennüm edildiğini, bu nedenle Türkiye'de ehlibeyit sevgisinin gündelik hayatın hemen her cephesine sirayet ettiğini söylemenin abartılı sayılmayacağını ifade ederek, şunları söyledi:

''Müslümanlar arasında, birlik ve beraberliği tesis etmek üzere ehlibeyit gibi sağlam bir buluşma noktasına sahip olmamıza rağmen bu konuyu bile siyasal bir gerilime dönüştürmek isteyenlere dikkat etmek ve bunlara alet olmamak gerekmektedir. Bulunduğumuz coğrafyada, kardeşi kardeşe kırdırmayı göze alan bir zihniyetle, bir oyunla baş etmek için, ehlibeyitin parlak ve dinamik şahsiyetlerini her daim hatırlamamız ve yüce miraslarına sahip çıkmamız gerekmektedir. Bu oyunlarla baş etmek, huzur ve güveni ve coğrafyamızda kalıcı bir şekilde tesis etmek hepimizin görevidir.

Mezhep ihtilafları anlaşılır, kavranabilir bir durumdur ancak ihtilafları istismar etmek, oradan yeni acılar yeni yaralar çıkarmak, mevcut acıları mütemadiyen tazelemek, kökleşmiş yaraları habire kanatma çabası, huzurumuzu, kardeşliğimizi barış ve güvenliğimizi tehdit eden provokatörlere hizmet etmek demektir. Ortadoğu'da yer yer mezhep çatışmaları şeklinde ortaya çıkan dini ve kültürel geleneğimizle izahı mümkün olmayan olayların artık el birliği ile sona erdirilmesi, ortadan kaldırılması gerekir. O gün gelmiştir, geçmek üzeredir. İhtilafta rahmet olduğunu öngören dinimizde bu ayrılıkların derinleştirilmesine asla fırsat verilmemelidir. Rahmet birbirimizi anlamayı, hoş görmeyi, kabullenmeyi, mütevazı olmayı zorunlu kılarken, yersiz ayrılıklar bugün var olan sancıları, kutuplaşmayı, acıyı getirmektedir. O halde bugün her birimiz için önemli olan, Hz. Peygamber'in mirasına sadık kalmak ve bu kutlu mirasa sahip çıkmaktır.''

Bu sadakatin çerçevesini oluşturmada, Hz. Peygamberin en yakınında duran ehlibeyitin rehberliğinin hiçbir şekilde göz ardı edilemeyeceğini vurgulayan Çelik, ''Siz değerli bilim adamları, bugün ehlibeyit üzerine yoğunlaştıkça, İslam dünyasının kaynaklarına ulaştıkça, gerçekte aramızdaki ihtilafların değil, ortaklıkların çoğalacağına inanıyorum. Akademi dünyasının tarafsız incelemeleri ve tutarlı metodolojilerle ulaştıkları sahih bilgiler, bilgi kirliliklerinin giderilmesi ve bizim ehlibeyit gerçeğini sağlam bir şekilde kavramamıza imkan verecektir. Bu vesileyle toplumsal birlik ve beraberliğimiz daha da güçlenecek, aydınlık geleceğimizi birlikte inşa etme irademiz kuvvet bulacaktır'' şeklinde konuştu.

''BUGÜN BİR KOMPLEKS İÇERİSİNDE OLMAK SON DERECE YANLIŞTIR''

Türkiye'nin, dünüyle, bugünüyle geleceğiyle bir bütün olduğunu ve Türkiye'nin dününün yok sayılamayacağını vurgulayan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Türkiye'nin ihtişamlı bir dünü var, geçmişi var. Bu geçmişte İslam dininin önemi ortadadır. Yalnız gönülleri şekillendirmemiş. Yalnız beyinleri değil, şehirleri de şekillendirmiş. Mimariye yansımış, caddelere yansımış. Dünyanın dört bir tarafına bu birikim, İslam'ın etkileri yansımış ve tüm insanlık bundan istifade etmiştir. Onun için bugün bir kompleks içerisinde olmak son derece yanlıştır. Türkiye'de millete rağmen süreçler yaşanmıştır ama millete rağmen süreçleri de ülke büyük bir olgunlukla, büyük bir özveriyle, büyük bir fedakarlıkla geride bırakmıştır.

Bugün olan biten şey nedir? Geçmişle geleceği bağlamak, geçmişle gelecek arasında sağlıklı bir köprü kurma mücadelesidir. Doğru şeyler yapılıyor, doğru şeyler yapılmaya çalışılıyor. Tıpkı bu program gibi, bu organizasyon gibi. Millete rağmen değil, milletle beraber. Kalbe rağmen değil, kalple beraber. Duyguyla beraber, duygusuzlukla değil bir yerlere varma, ulaşma, mükemmele ulaşma mücadelesidir. Onun için belki anormallikle geçen onlarca yıldan sonra normalleşmenin getirdiği, 'Ne oluyoruz?' sorusunun cevabı çok açık ve net: 'Türkiye normalleşiyor ve normalleşmeye de devam etmelidir' demek daha doğru olur inancı içerisindeyim.''

''TARİHİ SÜREÇ İÇERİSİNDE CİDDİ AYRIŞMALARIN OLDUĞUNU GÖRDÜK''

Çalıştaylar süresince birçok kesimle birçok kez bir araya geldiğini anlatan Çelik, dinleyici olduklarını, tartıştıklarını, konuştuklarını ve uzlaşarak bir yerlere geldiklerini ifade etti. Amacın, kronikleşen sorunların çözüme kavuşturulması olduğunu kaydeden Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Sabır gerekiyordu, tahammül gerekiyordu. Ne söyleniyor ne yaşanıyor, bunların iyi etüt edilmesi gerekiyordu ve devletin, hangi inançta, hangi noktada olursa olsun insanını sahiplenmesi, sahip çıkması gerekiyordu. Biz bunu yaptık. İnsanımıza sahip çıktık, bir ayrıma tabi tutmadan, dinledik, konuştuk. Ama nedir? Gördüğümüz şey, bir ayrışma, tarihi süreç içerisinde ciddi ayrışmaların olduğunu gördük. Bu ayrışmanın ayrı kalmayı da doğurduğunu ve ayrı kalmanın neticesinde de yalnız kişilerin bireysel olarak veya sosyal kesimlerin birbirinden ayrı kalması olarak bunu değerlendirmek değil, aslında kaynaklardan da ayrı kalmak gibi bir tablonun da ortaya çıktığını görüyoruz.''

Faruk Çelik, ''Bir şeyi bir şeye dönüştürme mücadelesi'' içerisinde olmadıklarını kaydederek, ''Şimdi, samimiyetle soruyor. Sen diyor, 'Hangi Hz. Ali'den bahsediyorsun' diyor. Şimdi bu sorunun sorulması, ayrılma, ayrışma ve ayrı kalmanın hem kaynak itibarıyla hem de birbirimizden fiziki olarak ayrı kalmanın boyutlarını net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu soru, cevabını bulmalı. Bu soruyu iki cümleyle geçiştirmek de doğru değil. Anlamamız gerekiyor. 'Bu görüş yanlıştır' demek doğru değil, bu görüşe saygı duyup, bu görüşün nereden çıktığını ve nasıl bu noktaya geldiğinin, öz eleştiri şeklinde masaya yatırılması ihtiyacı vardı. Yoksa cevabı kolay, Hz. Muhammed'in amcasının oğlu, damadı, Hz. Hüseyin'in, Hasan'ın babası. Başka Hz. Ali var mı? Bizim bildiğimiz Hz. Ali bu. Neyi tartışıyoruz biz burada? Ama soru var, problem var. Problem süreç içerisinde oluşmuş, bunu görmemezlikten gelme gibi bir durumumuz olamaz. Bunlar Türkiye'de karşı karşıya bulunduğumuz realitelerdir'' şeklinde konuştu.

İki gün sürecek sempozyumda, ''Kur'an'da Ehl-i Beyt'', ''Sünnette Ehl-i Beyt'', ''Tarihte Ehl-i Beyt'', ''Türk İslam Edebiyatı ve Folklorunda Ehl-i Beyt'', ''İslami İlimlerin Gelişmesinde Ehl-i Beyt'in Rolü'', ''Müslümanlar Arasındaki Birliğin Sağlanmasında Ehl-i Beyt'in Rolü'' başlıklı konular ele alınacak.
captcha