IQNA

Hz. İmam Hamenei

Milletlerin Yanlış Uluslararası Denge ve İlişkiler yüzünden sabrı bitmiştir

23:36 - August 30, 2012
Haber kodu: 2401916
Siyasal Grup: Devrimin Büyük Lideri Bağlantısızlar Hareketi Zirve Toplantısı açılışında dünyanın çok hassas durumu ve çok önemli bir aşamadan geçmek halinde olmasına değinerek bütün milletlerin özellikle Batı halkının mevcut uluslararası yanlış dengenin demokratik olmayan, adaletsizcesine ve yetersiz yapıları yüzünden sabrının bitmesi göstergelerini açıklamaya başladı.
İran Kur’an Haber Ajansı İKNA’nın Büyük Lider ofisinin haberleşme merkezinden aldığı rapora göre, Bağlantısızlar Hareketi Onaltıncı Zirve Toplantısı bugün sabah Hz. Ayetullah Hamaneinin katılımıyla Tahranda işe başladı.
Devrimin Büyük Lideri dünyanın beş kıtasından 120’yi aşkın ülkenin yetkilileri için yaptığı söylevinde, dünyanın çok hassas durumu ve dünyanın çok önemli bir tarihi aşamadan geçmesi ve tekil sulta düzeni karşısında çoğul iktidarlı düzene geçme olayının ortaya çıkmasına değinerek bağımsız ve Bağlantısız ülkelerintemel amaçları için müjde verici fırsatların ortaya çıkışını ve aynı halde bütün milletlerin özellikle Batı halkının mevcut uluslararası yanlış dengenin demokratik olmayan, adaletsizcesine ve yetersiz yapıları yüzünden sabrının bitmesi göstergelerini açıkladı ve şöyle tekit etti: Bağlantısız Hareketi Yeni Uluslararası Düzende yeni bir rol almalıdır ve bu Hareketin üyeleri kendi geniş yetki ve güçleri birleştirip arttırmasıyla dünyanın savaş, güvensizlik ve sultacılıktan kurtulması için tarihi bir rol oynayabilirler.
Devrimin Büyük Liderinin yaptığı söylevin içeriği aşağıdaki gibidir:
Bismillahirrahmanirrahim
Yüce Allaha hamd olsun, Paygember Efendimiz ve onun temiz sülalesine ve bütün peygamberlere selam olsun
Siz sayın misafirler, Bağlantısız Hareketi üyesi ülkelerden gelen temsilci kurullar ve aynı halde bu uluslararası toplantıya katılan bütün katılımcılar, hoş geldiniz.
Biz burada altmış sene önce birkaç siyasal, sorumluluk kabul eden ve sempati duyan Liderin zeka, korkmazlık ve tedbiri ile temeli konan bir hareket ve kalkınmanın bugünkü dünyanın ihtiyaçları ve durumuna göre Allahın yardımı ile devam etmek için ve ona elbette yeni bir hareketlilik ve ruh vermek için bir yere toplandık.
Bizim misafirlerimiz uzak ve yakın coğrafi alanlarında buraya gelmişler. Çeşitli milliyetler ve soylardan olup muhtelif inanç, kültür, tarih ve irsi bağlılıkları vardır. Ancak bu Hareketin temelini koyanlardan biri Ahmet Sukarno’nun 1955 yılında Bandong Konferansında söylediği gibi Bağlantısızlar Hareketinin oluşum ölçütü dini, soy yada coğrafiya yakınlığı değil tersine ihtiyaç birliğidir. O gün, Bağlantısız Hareketi üyesi olan ülkeler onları sultacı, emperiyalist ve yırtıcı güçlerin tasallurundan kurtarabilen bir ilişkiye ihtiyaçları vardı ve günümüzde saultacılık araçlarının gelişmesiyle birlikte bu ihtiyaç yine yerindedir.
Ben başka bir hakikatı açıklamak istiyorum:
İslam bize şöyle öğretmiştir: İnsanlar onların dil, din ve soylarının çeşitli olduğuna rağmen aynı ‘fitret’ (yapı)ya sahiptirler ve bu yapı onları temizlik, adalet, iyi işler yapmak, sempati duymak ve işbirliğine davet etmektedir. Bu ortak yapı saptırıcı etkenlerin etkisinden sağlamlıkla geçebiliyorsa, insanları Tevhid ve Yüce Allahın zatinin marifetine doğru götürür.
Bu parlak hakikat öyle bir kapsamı vardır ki, serbest, başı yüce ve adaletle gelişmeyi bir yere toplayıp faydalanan toplumların oluşum nedeni olabilir ve maneviyetin ışığını insanın bütün maddi ve manevi faaliyetlerine saçıp Allahın vadettiği cennetten önce dünyada kurulan bir cenneti onlara hedye verebilir. Aynı halde bu ortak ve genel hakikat görünürde, tarihi geçmiş ve coğrafi alanlara göre birbirine benzemeyen milletler arasında kardeşçesine işbirliklerin temelini koyabilir.
Uluslararası ilişkiler böyle bir temellere dayanırlarsa, devletler kendi aralarındaki ilişkileri korku, tehdit, hakkından fazla isteme, tek taraflı yararlar yada kendini satmış şahısların aracılığıyla değil, ortak ve sağlam mefaatler ve ondan da yüksek olan insaniyetin çıkarları üzerinde kurarlar ve kendi uyanık vicdanlarını ve milletlerinin fikrini kaygılardan boşaltıp rahatlatırlar.
Bu ideal düzen son asırlarda sultacı Batı güçleri ve günümüzde ise Amerika tecavüzcü devleti iddia ettikleri ve yaymaya çalıştıkları sulta düzeninin karşısındadır.
Sayın misafirler!
Bugün Bağlantısız Hareketi idealleri altmış sene geçmesine rağmen hala canlı ve yerindedir: sömürgeciliği kaldırmak, siyasal-iktisadi ve kültürel bağımsızlık, süper güçlere bağlantılı olmamak ve üye ülkeler arasında işbirliği ve bağlılığı arttırmak. Günümüzdeki dünyanın gerçekleri bu ideallerle çok arası vardır ancak varolan gerçekleri aşıp ideallere ulaşmak çok çelişkili olsa da ümit verici ve faydalıdır.
Biz yakın geçmişte soğuk savaş siyasetlerinin yenilgisi ve ondan sonraki tek yönlülüğe tanık olduk. Dünya bu tarihi tecrübeden ders almakla beraber yeni bir uluslararası düzene doğru hareket etmektedir ve Bağlantısızlar Hareketi bu arada yeni bir rol oynayabilir ve oynamalıdır. Bu düzen her kesin katılımı ve milletlerin eşit hakları üzerinde kurulmalıdır ve bu yeni düzenin oluşmasında bizim bu Hareketin üyeleri olarak birlikteliğimiz şimdiki asrın gerekliliklerindendir.
Ne mutlu ki, dünya değişiklikleri görüntüsü kaç yönlü bir düzenin habercisidir. Yeni düzende geleneksel güçler kendi yerlerini çeşitli kültürleri ve uygarlıkları olan çeşitli iktisadi, toplumsal ve siyasal yapılara sahip ülkelere vermektedirler. Geçmiş otuz yılda tanık olduğumuz ilginç olaylaryeni güçlerin ortaya çıkışının eskilerin zayıflamasıyla çağdaş olduğunu göstermektedirler. Gücün yavaş yavaş yer değişmesi, Bağlantısız Hareketi üyesi olan ülkelere dünya çapında etkili ve onlara yakışan bir rol alma ve bütün dünyada adilce ve gerçekten katılımcılığa dayanan bir yöneticilik yaratma fırsatını vermektedir. Biz Bağlantısız Hareketi üyeleri olarak bir uzun zaman boyunca bakışlar ve eğilimlerimizin çeşitli olduğuna rağmen ortak idealler çerçevesinde kendi bağlılık ve birlikteliğimizi koruyabilmişiz ve bu küşük bir başarı değildir. Bu ilişki adilce ve insanı bir düzene geçiş temeli olabilir.
Dünyada mevcut olan şimdiki koşullar Bağlantısızlar Hareketi üyelerine belki de tekrar olunmaz bir fırsattır. Bizim sözümüz, dünyanın birkaç diktatör tarafından idare edilmemesi gerektiğidir. Uluslararası yöneticilik alanında bir dünyaca demokratik katılım ortamı oluşturulmalıdır. Birkaç sultacı ülkenin tecavüzlerinden direk yada dolaylı zarar gören bütün ülkelerin ihtiyacı işte budur.
Birleşmiş Milletler Teşkilatının Güvenlik Konseyi mantık dışı, adaletsizce ve tamamen demokratik olmayan bir yapı ve mekanizmaya sahiptir. Bu açıkça bir diktatörlük, eskimiş ve tarihi geçmiş bir durumdur. İşte bu yanlış mekanizmayı kullanmakla Amerika ve onunla birlikte olan ülkeler kendi zorbalıklarını çok yüksek kavramlar kılığında bütün dünyaya yüklemişlerdir. Onlar ‘İnsan Hakları’ dediklerinde Batının çıkarlarını kastediyorlar; ‘demokrasi’ dediklerinde askeri müdahaleyi ülkelerde başlatıyorlar; ‘terörismle savaş’ dediklerinde şehirlerin ve köylerin savunmasız halkını kendi silahlarına ve bombalarına hedef koyuyorlar; onların bakışında insanlar derece bir, iki ve üçe bölünmektedir; insanın canı Asya, Afrika ve Latin Amerikada ucuz ve ABD ile Avrupada pahalı değerlendiriliyor; Amerika ve Avrupanın güvenliği önemli anacak geriye kalan insanların güvenliği önemsiz algılanıyor; işkence ve terör Amerikalı, Siyonist ve onların kuklaları tarafından yapılıyorsa izinli ve tamamen göz yumulabilirdir; çeşitli kıtalarda onların gizli hapishanelerinde savunmasız, avukatsız ve mahkeme görmeyen tutuklularla yapılan en kötü ve en iğrenç davranışlar onların vicdanını rahatsız etmez; iyi ve kötü tamamen tek yönlü tanımlanmaktadır; kendi çıkarlarını ‘uluslararası kanun’ ve kanundışı sözlerini ise ‘dünya topluluğu’ diye milletlere tahmil ediyorlar; tekel örgütlenmiş midya şebekeleriyle kendi yalanlarını doğru, batıl işleri hak ve zulümlerini ise adalet gibi gösteriyorlar ve karşısında onların aldatmacalarını açığa çıkaran her bir hak sözü yalan ve her haklıca talebi ise isyan diye adlandırıyorlar.
Arkadaşlar! Bu yetersiz ve zararlı durum artık devam edilemez. Her kes bu uluslararası yanlış mekanizmadan yorulmuşlardır. Amerikada halkın yüzde doksan dokuzunun o ülkedeki iktidar ve servet merkezlerinin karşısında kalkınması ve Batı Avrupadaki devletlerin aleyhine yapılan genel itirazlar milletlerin artık sabır ve tahammül güçlerinin bittiğini göstermektedir. Bu akıldışı olan durum tedavi olunmalıdır.
Bağlantısız Hareketine üye olan ülkelerin mantıksal, güçlü ve her yönlü ilişkileri çare yolunu bulmak için derin etkiler bırakabilir.
Sayın katılımcılar!
Uluslararası barış ve güvenlik bugünkü dünyanın çok önemli sorunlarındandır ve kitle imha silahların kaldırılması ise bir acil gereklilik ve her kesin talep ettiği konudur. Şimdiki dünyada güvenlik ortak ve ayrıcalık yapılamayan bir taleptir. İnsanlık düşmanı olan silahları kendi depolarında toplayanlar kendilerini evrensel güvenlik bayrakçısı gibi gösteremezler. Bu, kuşkusuz, güvenliği hatta onların kendisi için de sağlayamayacaktır. Bugün, maalesef, en çok nükleer silaha sahip olan ülkeler kendi askeri programlarından böyle öldürücü araçları kaldırmak için ciddi ve gerçek irade göstermemekte ve onu hala tehdit karşısında gerekli ve kendi siyasal ve uluslararası durumları için önemli bir etken gibi görmektedirler. Bu algılayış tamamen batıl ve reddedilmiştir.
Nükleer silah ne güvenliği sağlar ne de siyasal gücü çoğaltır ve aksine bunların her ikisine de bir tehdittir. Yirminci yüzyılın 90lı yıllarının olayları bu silahların eski Sviyetler Birliği gibi bir ülkeyi de ayakta tutamayacağını açıkça her kese gösterdi. Günümüzde de nükleer silahlara sahip olmalarına rağmen güvensizlikle karşı karşıya olan ülkeleri biliyoruz.
İran İslam Cumhuriyeti kemikal, nükleer ve benzerleri silahları kullanmayı çok büyük ve afedilmez bir suç görmektedir. Biz ‘nükleer silahsız Ortadoğu’ sloganını ortaya koyduk ve ona bağlıyız. Bu ise, nükleer gücü barışçıl yollarda kullanmama ve nükleer yakıt üretmeme anlamına gelmez. Uluslararası kanunlara göre nükleer enejiyi barışçıl yollarda kullanmak bütün ülkelerin hakkıdır. Her kes bu sağlam enerjiyi kendi ülkeleri ve milletlerinin çeşitli hayati ihtiyaçları uğrunda kullanmalıdırlar ve bu haklarını kullanmak için de başkasına muhtaç olmamalıdırlar. Nükleer silahları olan ve bu kanundışı olan işi yapan birkaç Batı ülkesi nükleer yakıtı üretme teknolojisini de kendi tekellerinde tutmak istiyorlar. Nükleer yakıtın üretim ve satış tekelini uluslararası adı altında ancak birkaç Batı ülkesinin elinde sınırlayıp sabitleştirmek için gizli ve sinsice bir hareket oluşmaktadır.
Bizim asrımızın acı gerçeği, en çok ve en öldürücü nükleer ve diğer kitle imha silahlarına sahip olan ve onu kullanma suçunu yapan tek ülke olan Amerika Birleşik Devletleri bugün nükleer enerjinin yayılması karşısında direnme bayrağını ele almasıdır. Onlar ve onların Batı ortakları işgalcı Siyonist Rejimini nükleer silahlarla donatmışlar ve bu hassas bölge için büyük bir tehdit hazırlamışlar ancak bu aldatıcı grup bağımsız ülkeler tarafından nükleer enerjinin barışçıl yollarda kullanmalarına tahammülleri yoktur ve hatta özel ilaçlar ve başka insani ihtiyaçlar için de nükleer yakıt üretimi ile tam güçleriyle muhalefet ediyorlar. Onların yalancı bahaneleri nükleer silah üretme korkusudur. İran İslam Cumhuriyeti hakkında onlar kendileri de yalan söylediklerini biliyorlar ancak siyaset işi içinde bir zerre kadar maneviyet olmayınca yalanı da onaylar. Acaba Yirmi birinci yüzyılda nükleer tehdide kalkışıp bu işinden ise utanmayan, yalan konuşmaktan vageçip utanacakmıdır?
Ben İran İslam Cumhuriyetinin nükleer silah peşinde olmadığını ve aynı halde kendi milletinin barışçıl nükleer enerjiyi kullanma hakkından vazgeçmeyeceğini vurguluyorum. Bizim sloganımız ‘nükleer enerji her kes için ve nükleer silah hiç kimse için olmamalı’ sloganıdır. Biz bu sloganın her iki bölümüne tekit edeceğiz ve Nükleer Silahların Yayılmasını Engelleme antlaşma çerçevesinde nükleer enerji üretiminin birkaç Batı ülkesinin tekelinde olmasını ortadan kaldırmak bütün bağımsız ülkeler ve o sırada Bağlantısız Hareketi üyesi olan ülkelerin yararına olacağını da biliyoruz.
Amerika ve onun müttefiklerinin zorbalık ve baskıları karşısında otuz yıl başarıyla direniş İran İslam Cumhuriyetini bir kesin gerçeğe inandırmıştır: birlikte olan ve ciddi iradesi olan bir milletin direnişi bütün düşmanlık ve inatlara üstün gelip yüksek hedeflerin yolunu onun yüzüne açar. Bizim ülkemizin son yirmi yılda göze çarpan gelişmeleri her kesin gözü önündedir ve resmi uluslararası gözetimciler her zaman bu gerçeğe itiraf etmişlerdir ve bunların hepsi ise embargo, iktisadi baskılar ve Amerika ile Siyonistlere bağlı olan midyanın saldırısı altında gerçekleşmiştir. Boş konaşanların felç edici adlandırdıkları embargolar bizi felç etmedi ve etmecek de ve aksine bizim adımlarımızı daha güçlü, irademizi daha yüksek edip bizim kendi çözümlerimizin doğru olduğunu ve milletimizin çok yüksek kapasiteye sahip olduğuna da kanıtlamıştır. Bu çlişkiler sırasında biz Allahın yardımını defalarca gözümüzle görmüşüz.
Değerli misafirler!
Burada bizim bölgemizle ilgili olan ancak onun önemi bu bölgeyi aşan ve dünya politikalarını bir kaç onyıl etkileyen çok önemli bir konuya değinmek istiyorum. Bu konu ise Filistinin acıtıcı sorunudur. Maceranın özeti, Filistin adlı bir bağımsız ve açık tarihi geçmişi olan ülkenin yirminci yüzyılın 40’lı yıllarında İngiltere başta olmak üzere bir korkunç komplo sırasında onun içinde yaşayan milletten gaspedilip silah, öldürme ve aldatma ile çoğunlukla Avrupadan göçen topluluğa verilmesinden ibarettir. Başlangıçta şehirler ve köylerdeki halkın katliamı ve onları kendi evlerinden komşu ülkelere itmeğin yanısıra olan bu büyük gaspetme olayı, altı onyıl boyunca aynı cinayetlerle devam etmiş ve günümüzde ise devam etmektedir. Bu insan toplumunun en önemli sorunlarındandır. Bu süre boyunca Siyonist İşgalcı Rejiminin yetkilileri halkı öldürmek ve onların evleri ve tarlalarını yakmak; erkekler, kadınlar ve hatta çocukları tutuklayıp işkence etmekten bu halkın kişiliğine ihanet etmek, onun haram yiyen Siyonist Rejiminin midesinde sindirilmesini istemek ve Filistinin kendisinde ve komşu ülkelerdeki milyonlarca mülteci insanın sığınağı olan kamplara saldırmaya kadar hiç bir cinayetten kaçınmamışlardır. Sabra, Şetila, Kana ve Deyr-i Yasin gibi kampların adı bizim bölgemizin tarihinde Filistinin mazlum halkının kanı ile kaydolunmuştur. Şimdi ise, altmış beş yıl geçtiğine rağmen aynı cinayetler Siyonist kurtlarının yırtıcı davranışlarında işgal olunmuş topraklarda kalmalarıyla devam etmektedir. Onlar arka arkaya yeni cinayetler işleyip bölgeyi yeni krizlerle karşı karşıya bırakıyorlar. Kendi kişiliklerini savunan ve evleriyle tarlalarının imha edilmesine itiraz eden gençlerin öldürülmesi, yaralanması ve tutuklandığı haberi yaılmayan güne çok az raslanılır. Felaket getiricisavaşları başlatan, halkı öldüren, Arap topraklarını işgal eden ve devlet terörismini bölgede ve dünyada yayan Siyonist Rejimi onlarca yıl savaş ve terörü yaymış ve aynı halde kendi hakkını talep etmeye kalkan Filistin halkını terörist adlandırıyor ve Siyonizme bağlı olan ve bir çok Batı medyası ise ahlaki kuralları çiğneyerek bu büyük yalanı tekrar etmektedirler. İnsan haklarının siyasal iddiacıları ise bu kadar cinayete gözlerini kapatmışlar ve hayasızca bu felaket yaratıcı rejimi himayet edip onun savunucusu gibi davranıyorlar.
Bizim sözümüz Filistinin Filistinlilere ait olmasıdır ve onun işgalinin devamı büyük ve dayanılmayan bir zulüm ve dünya güvenliği ve barışı için büyük bir tehlikedir. Batılıların ‘Filistin sorunu’ için önerdiği ve katettiği bütün yollar yanlış ve başarısız olmuştur ve gelecekte de böyle olacaktır. Biz tamamen adilce ve demokratik bir yol önerdik; bütün Filistinliler, şimdiki yerlileri, başka ülkelere kovulan ve Filistinli kimliklerini koruyanlar, müslüman, yahudi ve hristiyan dahil güvenli ve sıkıca gözetilen bir referanduma katılıp bu ülkenin siyasal düzeninin yapısını seçsinler ve yıllarca mültecilik zorluklarını çeken Filistinliler kendi ülkelerine geri dönsüp bu referandum ve ondan sonraki anayasayı yazma ve seçimlere katılsınlar. O zaman, barış olacaktır. Burada şimdiye kadar Siyonist Rejiminin savunucusu gibi ortaya çıkan Amerikalı politikacılara bir hayırsevercesine tavsiye de bulunmak istiyorum: bu rejim şimdiye kadar sizin için çok problemli olmuştur, bölge halkları gözünde size nefret kazanmasını sağlamış ve işgalcı Siyonistlerin cinayetlerinde ortak gibi göstermiştir. Uzun yıllar boyunca Amerika devleti ve halkına düşen maddi ve manevi masraflar çok ağırdır ve bu yöntem muhtemelen devam ederse gelecekte daha da ağır olacaktır. İran İslam Cumhuriyetinin önerisi hakkında düşünün ve korkmazca bir kararla kendinizi şimdiki kör düğümden kurtarınız. Kuşkusuz, bölgenin halkı ve dünyanın bütün serbest düşünenleri bu kararı iyi karşılayacaklardır.
Sayın misafirler!
Şimdi ise ilk söze geri dönüyorum. Evrenin durumu hassastır ve dünya çok önemli bir tarihi aşamadan geçmek üzeredir. Yeni bir düzenin doğması beklenmektedir. Bağlantısız Hareketine üye olan ülkeler dünya toplumunun yaklaşık üçten ikisni oluşturmaktadır ve geleceğin biçimlendirilmesinde büyük bir rol oynayabilir. Bu toplantının Tahranda yapılması ise hesaplara katılması gereken çok anlamlı bir olaydır. Biz bu hareketin üyleri olarak kendi olanaklarımız ve geniş kapasitelerimizi birleştirmekle dünyanın güvensizlik, savaş ve sultacılıktan kurtulması için tarihi önemi olan ve kalıcı bir rol oynayabiliriz.
Bu amaç sadece bizim birbirimizle her yönlü işbirliği yapmamızla ulaşılabilir. Bizim aramızda çok zengin ve uluslararası nüfuzu olan ülkeler ez değildir. Sorunların çözümü iktisadi ve mediya işbirliği, ilerletici ve yükseltici tecrübelerin transfer edilişi ile tamamen olanaklıdır. Kararlarımızı kesin yapmalı ve hedeflerimize bağlı kalmalıyız; zorba güçlerin tehdidinden korkmamalı ve kendimizi onların gülümseyişlerine ümitli etmemeliyiz. Allahın iradesini ve yaratılışın kanunlarını kendimize destek gibi görelim. İki onyıl önce komünizm düzeninin yıkılışı ve şimdi ise Amerika ve Avrupa caddelerinde bile her kesin görebildiği ve bu ülkelerin iktisadi kör düğümlerinden belli olan Batı Liberal-Demokrasi adlanılan düzenin yıkılışından ders alalım ve en sonunda ise Kuzey Afrikadaki Amerikaya bağlı ve Siyonist Rejiminin arkadaşı olan diktatörlerin düşüşünü ve bölgedeki İslami Uyanışı büyük bir fırsat gibi değerlendirelim. Biz dünya yönetiminde Bağlantısızlar Hareketinin ‘siyasal verimliliği’nin yükseltmesini düşünebiliriz. Bu yönetimde bir değişiklik için tarihi bir belge hazırlayıp onun uygalama araçlarını ise sağlayabiliriz; etkin iktisadi işbirliklerine doğru hareket etmeyi planlayıp kendi aramızdaki kültürel ilişkiler modellerini tanımlayabiliriz. Kuşkusuz, bu teşkilat için etkin ve ilgilenen bir sekreterliğin kurulması bu hedeflerin ulaşılması için çok büyük ve etkili bir destek olabilecektir.
Teşekkür ediyorum.
1088072
captcha