IQNA

İlahiyatçı ve araştırmacı Meryem Karanlık Uruş:

"İslam, erkek merkezli değil insan merkezli bir dindir"

10:09 - November 26, 2022
Haber kodu: 3478357
İlahiyatçı ve araştırmacı Meryem Karanlık Uruş ile “İslam’da kadın” konusunu ele aldık. Uruş, ailede anne ve babanın rolüne değinerek: “Otorite babanın, sevgi ve şefkat annenin vasıtasıyla gerçekleşmelidir.” dedi.

İslam’da kadın konusu sürekli konuşulan ve üzerinde tartışılan bir konu. Her ne kadar işin uzmanları bu konuda çeşitli çalışmalar yapsa da küresel sistem tarafından dayatılan ve gerçeklerle uyuşmayan “kadın” profili bazılarının zihinlerini meşgul etmeye devam ediyor. Zaman zaman İslami camia tarafından dahi şüphe duyulan “İslam’da kadın” konusunu ilahiyatçı ve araştırmacı Meryem Karanlık Uruş ile konuştuk. Uruş, Peygamber’in hayatından örnekler getirerek kadının sosyal hayatta ve ailede adalet üzere kurulu rolüne ilişkin açıklamalarda bulundu.

Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Meryem Hanım, İslam’da kadın konusu, üzerinde çok konuşulan bir konu. Zira İslam’a nispet edilen “kadının değer görmediği” söylemleri sürekli dillendiriliyor. İslam’da kadın konusu elbette uzun ve detaylı bir konu, ancak kısaca bahsetmenizi istersek neler söylemek istersiniz?

Nazik davetiniz için ben teşekkür ederim. Öncelikle İslamın kadına verdiği değeri hiçbir din ve  ideoloji kadına vermemiştir. Kadının insan olup olmadığı tartışıldığı, ikinci sınıf muamele gördüğü, diri diri toprağa gömüldüğü bir dönemde İslam dini onun en yüce makamlara yücelebileceğini, hayatın yarısını teşkil ettiklerini, kadınsız bir hayatın düşünülemeyeceğini, onsuz hiçbir toplumun hakiki başarıya ulaşamayacağını bildirmiş ve bunu örneklerle göstermiştir. Kadın mümine, mücahide, alime, müfessir, muhaddise, şehide gibi birçok sıfata sahip olarak toplumda etkin rol oynayabilir. İslam dinine göre kadın toplumun mihenk taşlarındandır. Çünkü erkek olsun kız olsun insanı eğiten odur. Yetiştirdiği çocuklarla ya da bizzat kendisi tarihin seyrini değiştirecek güçtedir. Yüce dinimizin hiçbir yerinde kadını dışladığını, küçümsediğini göremeyiz, bilakis kadın da erkek gibi değerlidir, Allah'ın yeryüzünde halifesi olabilir, Kuran'ı Kerim'in muhatabıdır. Ahlakı Kuran ahlakı olan Resullullah'ın siresinde de kadın değer görmüştür. Efendimiz insan olarak kadını erkekten ayırmamış, sosyal, dini, ilmi platformlarda ona da yer vermiştir. Ashabını bu konuda titiz davranmaları için uyarmıştır: “Kadın hakları kutsaldır ve bu haklara saygı duyulması gerekir. Kadın haklarının korunmasını ve kendileri için belirlenmiş haklardan yararlanmalarını sağlayın." Başka bir hadisinde ise şöyle buyurmuştur: "En hayırlı erkekler, hanımlarına karşı iyi davrananlardır." Kendisi de bizzat hayatı boyunca eşlerine, kızına ve çevresindeki tüm bayanlara saygılı davranmış, hiçbirini incitmemiştir. Özellikle Hz. Fatıma'ya beslediği sevgiyle, küçük kızına karşı sergilediği ilgi ve saygıyla tarihe damga vurmuş, İslam dini kadına değer vermiyor diyen tüm kesimlere gerekli cevabı uygulamalı olarak göstermiştir. İslam dininde cinsiyet ayrımı yapılmaksızın tüm insanlar muhteremdir. Bunlarla beraber dinimiz, gerçek kimliğini kaybetmemesi için  kadına bahşedilen bazı hususiyetlere ve içinde barındırdığı potansiyellere vurguda bulunarak adalet dolu, kusursuz bir dünyayı ihya etmeyi hedeflemiştir. Kusursuz dünya düzeni ilahi buyruklara amel eden kadınlar olmadan mümkün değildir. İslam dini erkek merkezli değil insan merkezli bir dindir.

İslam, kadına bu kadar değer veriyorken, neden aksi söylemler gündeme getiriliyor ya da neden sürekli İslami camia bunun aksi olduğunu savunmak zorunda kalıyor?

Kadın temel eğitimi veren ilk ve en etkili öğretmendir. Ümmetin geleceği ve başarısı için önemli etkendir. İslam düşmanları, kadınlar bozulduğunda toplumun bozulacağını iyi analiz ettiklerinden dolayı kadını hedef haline getirip, onun fıtratını bozmak için çalışmalar yapıyorlar. Dinimizin kadın cinsine önem vermediğini, onu aşağıladığını öne sürerek müslüman kadınları ve İslam konusunda cahil olan kesimleri manipüle etmeye çalışıyorlar. Özellikle müslüman ülkelerde kadınların ahlakını bozarak ve islamın ona verdiği değeri ve kimliğini unutturup,  özgürlük sloganıyla kadını  kendi istedikleri kalıba sokmayı başarmış ve modanın, şehvetinin, kapitalizmin kölesi yapmışlardır. Müslüman kadını yozlaştırarak asıl hedefleri olan İslam'ı zedeleme isteklerini gerçekleştiriyorlar. Güçlü, bilinçli ve düşmanın oyununa gelmeyen, dejenere olmamış müslüman kadınlar var oldukça, İslam muktedir olacaktır. Kadının pasifliği ümmetin durgunluğu, zayıflığı demektir. Güçlü İslam için, güçlü kadın gereklidir. Aslında öz İslamı bilmeyenlere ve yanlış öğrenenlere karşı duyduklarının, okuduklarının yalan olduğunu belirterek savunmak zorunda kalıyoruz. Dini savunmaktan kasıt  ona yeni  bir kılıf uydurmak değil öz İslamı anlatmak, üstü kapatılmak istenen gerçekleri ibraz etmek, yapılan propagandaları gün yüzüne çıkarmaktır.  İslam'ı kendine tehdit gören tüm düşmanlara karşı da bu savunmayı yapmak zorunda kalıyoruz. Bazen de bazı Müslümanların yaptıkları hataların, yanlış geleneklerin dine atfedilmesi, yaftalanması neticesinde İslam yanlış tanınmaktadır. Dolayısıyla  ümmet olarak hem yapılan din karşıtı propagandalar karşısında hem de kişisel hayatımızda İslamı doğru tanıtmak için dikkatli ve özverili olmalıyız. Bu miyanda kadının mühim görevi sosyal, eğitimli, bilinçli olup topluma bilinçli müslümanlar kazandırmasıdır.

Bazı ülkelerin hicaplı Müslüman kadını sosyal hayattan, kamudan, siyasetten, eğitimden mahrum bırakması sonucu Müslüman kadının görünürlüğünün azalması durumunda hicabın birçok alana engel olduğunu iddia etmeleri konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son zamanlarda bilhusus  sosyal medyada din, şeriat, hicap eşittir kadın düşmanlığı, tutsaklık algısı yaratılmaya çalışılıyor. Hicap; bayanların toplumda daha rahat olması, muhtemel zararlardan müsterih olması, kadını kalpleri hasta insanların zehirli bakışlarından koruması, incinmemesi için yaradanımız tarafından emredilen akli deliller ve tecrübelerle kanıtlanmış emirdir. Örneğin her anne, çocuğu elini ateşe uzatsa "Sakın dokunma! Elini yakar!" diye uyarır, engel olur. Çünkü çocuğunun iyiliğini düşünmektedir. Onu zararlardan korumak, özgürlüğüne engel olmak değildir; zararlara karşı koruyarak daha refah, sağlıklı, ziyansız yaşamasını istediği içindir. Allahu teala, kadını korumak istediği için hicabı emretmiştir. Bugün dünyanın hiçbir ülkesinde insanlar sınırsız özgürlüğe sahip değildir. Çünkü, sınırsız özgürlük mümkün değildir, düzensizlik ve asayişsizliktir. Dünyanın bütün anayasalarında ve yasalarında onlarca yasaklar vardır. Asıl özgürlük, insanın  Allah'tan gayrı kimsenin tutsağı olmamasıdır. Kadını özgürleştirme adı altında onu reklam malzemesi yapmak, insani, manevi değerlerini göz ardı ederek yalnızca maddiyata indirgemek, metalaştırmak, ebedi yurt olan ahireti unutturup dünyasını önemsemek kadına yapılan en büyük zulüm ve tutsaklığın ta kendisidir. Bugün özgürlükten dem vuran bazı Avrupa ülkelerinde başörtüsüyle okumak yasak ve hicaplı bayanların çalışma imkanları çok kısıtlı. Ama İslam dinine göre kadın kendini  hicapla koruduktan sonra sosyal hayatın her alanında var olabilir, okuyabilir, gelişebilir, üretebilir... Hicap bunların hiçbirine engel olmadığı gibi kadının daha güvenli ve kararlı hareket etmesini sağlar. Günümüzde hicabıyla başarılı olan kadınların istatistiği azımsanacak gibi değildir. Hicaplı kadınlara fırsat sunulduğunda başaramayacakları hiçbir alan yoktur. İrandaki kadın milletvekillerini, hicaplı profesörleri bunun için örnek gösterebiliriz.

Sürekli dillendirilen meselelerden biri “kadın-erkek eşitliği” meselesi. İki farklı varlığın “eşitlenmesi” konusunda neler söylersiniz? Aslında eşitlikten ziyade, adalet söylemi daha uygun diyebilir miyiz?

Allah indinde üstünlüğün ölçüsü takvadır. Kur'an'a baktığımızda, üstünlük ölçüsü olarak, karşımıza cinsiyetin değil takvanın çıktığını görüyoruz. Bu miyanda cinsiyete itibar edilmemiştir, kadın erkek kul olarak Allah katında eşittir. Hucurat suresinin 13. ayetinde bu konuya değinilmiştir:

"Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi soylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en üstününüz en çok takva sahibi olanınızdır. Allah bilendir, (her şeyden) haberdar olandır."

Tabii ki mutlak bir eşitlik söz konusu değildir. Feminizm kadın ve erkeğin eşit olduğunu iddia eder. Ama eşitlik iddiası yaratılışa terstir. Erkek ve kadın yaratılış itibariyle psikolojik, fizyolojik ve biyolojik bazı farklılıklara sahip oldukları için bu dengeyi koruma adına Allahu Teala birtakım hukuki ve şer'i kurallarla  adaleti sağlamıştır. İslam dinene göre kadın geçim derdinden, düşüncesinden muafdır. Nafakayla yükümlü tutulan erkeğin aksine çalışarak, didinerek para kazanmaya mecbûr değildir. Erkek onun yaşam için gerekli olan herşeyini tedarik etmelidir. Böylelikle fiziksel olarak daha zayıf yaratılan kadın, içinde barındırdığı anaçlığıyla psikolojik olarak daha rahat bir şekilde  tüm sevgisini ve ilgisini eşine ve çocuklarına gösterebilir. Adil olan  Rabbimiz bunun gibi bazı hükümlerinde kadın ve erkek için farklı kurallar koyarak birbirini tamamlamalarını sağlayıp toplumsal dengeyi oluşturmuştur. Bu kurallar hem kadının hem erkeğin lehinedir. İşte bu adalettir, düzendir; her şey olması gerektiği yerdedir. İslam'ı karalayıp kadın-erkek eşitliğini savunanlar aslında kadına dolayısıyla topluma zarar veriyorlar. Mesela kadın erkekle kariyer yarışına girdiği zaman annelik görevini ifa edemez. Kadına iki kat yük yüklenmiş olur. Çok yıpranan ve çocuğuna gerekli vakti ayıramayan anne sağlıklı nesiller yetiştiremez hale gelir. Hulase kadın ve erkek eşit değildir, bunu savunan kampanyalar aslında toplumun hiçbir ferdine faydası olmayan, kadını yıpratan, aile düzenini değersizleştiren, çocukları yalnız bırakma kampanyalarıdır. Bu konuyu daha kapsamlı  şekilde konuşabiliriz. Kısaca anlatmaya çalıştım.

Anne ve babanın ailedeki rolüne ilişkin neler söylersiniz?

Aile içinde kadın ve erkeğin (anne ve babanın) arasında ciddi bir bağ vardır. Biri kalpse diğeri beyindir. Her biri aile içinde farklı fonksiyonlara sahiptir. Erkeğin kadın gibi, kadının erkek gibi olması, davranması kalp ile beynin yer değiştirmesi gibidir. Kalp ve beynin yer değiştirdiği bedende nasıl yaşam emaresi yoksa fonksiyonların yer değiştirdiği ailede de hayat yoktur. Sağlıklı aile yapısı için kadın ve erkeğin üzerlerine düşen görevlerini eksiksiz yerine getirmesi gerekiyor. Aile fertlerini koruyup gözetme, maddi destekte bulunma vazifesi erkeğe verilmiştir. Kadın ise şefkatin hassasiyetin, ilginin, sabrın, vefa ve sadakatin mazharı olarak sıcak aile ortamını çocukları ve eşi için hazırlamalıdır. Otorite babanın, sevgi ve şefkat annenin vasıtasıyla gerçekleşmelidir. Şefkatsiz çocuk, katı ve acımasız olur. Otoritesiz çocuk ise sınırlarını ve duracağı yeri bilmez. Toplumun sınırlarını bilen, hak hukuku gözeten aynı zamanda çevresine duyarlı, şefkatli insanlara ihtiyacı vardır. Aile içi farklı görev paylaşımlarına ek olarak her ikisinin de müşterek vazifeleri olan alanlar da vardır. Örneğin aile fertlerini cehennem ateşinden yani günahtan korumak gibi:

"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailelerinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun." (Tahrim 6)

Son olarak şunu eklemek istiyorum, okullarda bize öğretilen, okuduğumuz, izlediğimiz birçok şey batı endeksli olduğu için artık onlar gibi düşünür, onlar gibi yaşar olduk. Ev hanımlığını hor gören, ev işi yaparken, çocuğuyla ilgilenirken isyan halinde olan, yalnızca kariyer odaklı yaşamak isteyen birçok kadın var. Çocuğunun terbiyesini kendi üstlenmesi gerekirken, biraz rahat olmak için en aziz varlığının eline hipnoz edercesine saatlerce tablet vb. vererek, çocuğunun terbiyesini kimlere teslim ettiğinin farkında olmayan anneler var. Olgumuz olan Hz. Fatıma (sa) anne olarak evlatlarına karşı yakından ilgiliydi. Peygamberin, dönemin hükümdarının kızı olmasına rağmen ev işi yapmayı, yemek pişirmeyi, eşinin hizmetinde olmayı, çocuklarıyla ilgilenmeyi hor görmemiş, ihmal etmemiştir. Çünkü firâset sahibiydi ve asıl saadetin, aydınlık yarınların bunlarla mümkün olacağının bilincindeydi. Anne olmak zorluklar ve ağır mesuliyetler gerektirir. Lakin bu zorluklar dünyevi mutluluk ve uhrevi saadeti kazandırır ve mükâfatı paha biçilmezdir. Şunu da göz ardı etmemek gerekiyor ki bekar bayanın önceliğiyle evli bayanın öncelikleri, evli bir bayanın önceliğiyle bir annenin öncelikleri farklı olabilir.

"Halihazırda Allah'ın benden beklediği öncelikler nelerdir? Bulunduğum konum ve sahip olduğum şartlara göre şu anda topluma, ümmete nasıl faydalı olabilirim?" soruları üzerinde düşünerek seçimlerimizi yapıp, önceliklerimizi belirlemeliyiz. Kalıplaşmış kuralları olan, kişinin  durumu, şartları fark etmeksizin herkesi aynı kefeye koyup yönlendiren, köleleştiren feminizmin, kapitalizmin ve bozuk zihniyetli toplulukların ruhumuzu, bedenimizi, psikolojimizi, ailemizi  yıpratmasına, ele geçirmesine ve mahvetmesine izin vermemeliyiz. Bu da ancak İslam dinini araştıran, öğrenen, amel eden ve öğreten kadınlarla mümkündür.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Son olarak anneler unutmasınlar; annelik, kadının üstlendiği en kıymetli vazifedir. Yüce Rabbimiz, bu görevde yaşadığı zorluğa karşılık mevkisi ne olursa olsun evlada, annesine hürmet göstermesini, onun hizmetinde olmasını emretmiştir. Yaratılanların en hayırlısı olan Resullah'ın(saa) yolu, risalet döneminde annesinin kabrine düşüyor. Bütün azametiyle, yüceliğiyle annesinin mezarı başında saygılı bir halde dizlerini kırarak oturuyor, mezarını temizliyor ve hüngür hüngür ağlamaya başlıyor. Sebebini soranlara "Annemin benim hakkımda şefkat ve merhametini hatırladım da ağladım." diye buyuruyor.
Yaratılanların en yücesi de olsan annene hürmet etmelisin, bu Allah'ın anneye dünyada sunduğu mükafattır. Ve onun gösterdiği muhabbet, çocuğun kalbine nakşolur, mucizeler yaratır tıpkı Peygamberimizin annesinin sevgisini, merhametini unutmadığı gibi. Anneler kendi kıymetlerini bilsinler ve çocuklarını şefkatten, sevgiden mahrum etmesinler. Sevgiden maksat sadece yedirip, içirip bazen de sarılma değildir, çocuğun dünya ve ahiretine karşı duyarlı olmaktır, diğer işlerden feragat edip ona vakit ayırmaktır. Çünkü gerçek sevgi, ilgi ve duyarlılığı beraberinde getirir. İlgi gören çocuk sevildiğini fark eder. Haliyle ilgi gösterilmeyen çocuk, sevgisiz büyüyen çocuktur. Allahın fıtri olarak size bahşettiği evlat sevgisini onlara aktarın ki sevildiklerini anlasınlar. Sevgi gören kalp yumuşar, bu yumuşak kalbi kullanarak İlahi vecibeleri, haramları, Allah'a, Resul'üne, Ehlibeyt'ine muhabbeti, ibadet aşkını, Kuran'ı onların kalbine, zihnine yerleştirebilirsiniz. Annelik bunu gerektirir! Aksi halde annelik görevinizi yerine getirmemiş olursunuz.

Çok teşekkür ederiz bu kıymetli açıklamalar için, başarıları dileriz...

Röportaj: Selma Özgündüz

İsim:
Email:
* Yorumunuz:
captcha